Hak, gerçek, hakikathakiki
Bir şeyin aslı, gerçeği; bâtılın ve yanlışın karşıtı olan hakikat, doğru olan.
Kur'an'daki kullanım: “gerçek”
Hak ile, doğruluklahakiki
Bir işin veya sözün hakikate uygun biçimde, doğrulukla yapıldığını bildiren zarf kullanımı.
Kur'an'daki kullanım: “hak ile”
Gerçektir, haktırhakiki
Bir haberin veya sözün doğru, kesin ve şüpheden uzak olduğunu bildiren yüklem; sabit ve gerçek olan.
Kur'an'daki kullanım: “gerçektir”
Hak oldu, vâcip olduhakiki
Bir hükmün, sözün veya durumun bir kimse üzerinde kesinleşmesi; vâcip ve gerçek olması.
Kur'an'daki kullanım: “hak oldu”
Hakkıyla, gerektiği gibihakiki
Bir şeyin gerektirdiği ölçüde, tam ve eksiksiz biçimde; olması gerektiği gibi, layıkıyla.
Kur'an'daki kullanım: “hakkıyla”
Gerçekten, hakikatenhakiki
Pekiştirme bildiren zarf: hakikaten, gerçekten, şüphesiz; bir nitelemenin kesinliğini vurgular.
Kur'an'daki kullanım: “gerçekten”
Hak, pay, borçhakiki
Bir kimseye veya şeye ait olan pay ve hisse; yerine getirilmesi gereken görev, borç ve hukukî hak.
Kur'an'daki kullanım: “hakkını”
Haksız yerehakiki
Bir işi hiçbir meşru dayanağı olmadan, hakka ve adalete aykırı biçimde; haklı gerekçesi olmadan yapma.
Kur'an'daki kullanım: “haksız yere”
Adaletle, hakkaniyetlehakiki
Adaletle, hak ve hukuka uygun şekilde; taraflara haklarını vererek âdil davranma.
Kur'an'daki kullanım: “adaletle”