Önceki ayet· 4:170Sonraki ayet· 4:172

Nisâ Suresi 171. Ayet· 4:171

↗ Nisâ suresi
Medeni
يَـٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لَا تَغۡلُواْ فِي دِينِكُمۡ وَلَا تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡحَقَّۚ إِنَّمَا ٱلۡمَسِيحُ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلۡقَىٰهَآ إِلَىٰ مَرۡيَمَ وَرُوحٞ مِّنۡهُۖ فَـَٔامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۖ وَلَا تَقُولُواْ ثَلَٰثَةٌۚ ٱنتَهُواْ خَيۡرٗا لَّكُمۡۚ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَٰهٞ وَٰحِدٞۖ سُبۡحَٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدٞۘ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلٗا
Ey Kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın, "üçtür" demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek Tanrı'dır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. Vekil olarak Allah yeter
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ey Kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın, "üçtür" demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek Tanrı'dır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. Vekil olarak Allah yeter
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, Meryem'e atmış olduğu kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ey Ehlikitap! Dininizde aşırılığa gidip doymazlık etmeyin! Allah hakkında gerçek dışı bir şey söylemeyin! Meryem'in oğlu İsa Mesih, Allah'ın resulü ve kelimesidir. Onu, kendisinden bir ruhla beraber Meryem'e atmıştır. Artık Allah'a ve resullerine inanın. "Üçtür!" demeyin. Son verin, sizin için daha iyi olur. Allah Vâhid'dir, tek ve biricik ilahtır. Kendisi için bir çocuk olmasından arınmıştır O. Yalnız O'nundur göklerdekiler ve yerdekiler. Vekil olarak Allah yeter.
Süleyman Ateş
Ey Kitap ehli, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyleri söylemeyin! Meryem oğlu Îsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, O'nun Meryem'e attığı kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve elçilerine inanın, (Allah) "Üçtür" demeyin. Kendi yararınıza olarak buna son verin. Çünkü Allah, yalnız bir tek tanrıdır. Haşa O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.1%
İngilizce
O People of the Scripture, do not commit excess in your religion or say about Allah except the truth. The Messiah, Jesus, the son of Mary, was but a messenger of Allah and His word which He directed to Mary and a soul [created at a command] from Him. So believe in Allah and His messengers. And do not say, "Three"; desist - it is better for you. Indeed, Allah is but one God. Exalted is He above having a son. To Him belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And sufficient is Allah as Disposer of affairs
Fransızca
O gens du Livre (Chrétiens), n'exagérez pas dans votre religion, et ne dites d'Allah que la vérité. Le Messie Jésus, fils de Marie, n'est qu'un Messager d'Allah, Sa parole qu'Il envoya à Marie, et un souffle (de vie) venant de Lui. Croyez donc en Allah et en Ses messagers. Et ne dites pas «Trois». Cessez! Ce sera meilleur pour vous. Allah n'est qu'un Dieu unique. Il est trop glorieux pour avoir un enfant. C'est à Lui qu'appartient tout ce qui est dans les cieux et sur la terre et Allah suffit comme protecteur
İspanyolca
¡Oh, Gente del Libro! No se extralimiten en las creencias de su religión. No digan acerca de Dios sino la verdad: Porque el Mesías, Jesús hijo de María, es un Mensajero de Dios y Su palabra [¡Sé!] que depositó en María; un espíritu creado por Él. Crean en [la unicidad de] Dios y en Sus Mensajeros. No digan que [Dios] es una parte de la trinidad, abandonen esa idea, es lo mejor para ustedes. Dios es una única divinidad. Lejos está, Glorificado sea, de tener un hijo. A Él pertenece cuanto hay en los cielos y en la Tierra. Dios es suficiente como protector
Rusça
О люди Писания! Не проявляйте чрезмерности в вашей религии и говорите об Аллахе только правду. Мессия Иса (Иисус), сын Марьям (Марии), является посланником Аллаха, Его Словом, которое Он послал Марьям (Марии), и духом от Него. Веруйте же в Аллаха и Его посланников и не говорите: «Троица!». Прекратите, ведь так будет лучше для вас. Воистину, Аллах является Единственным Богом. Он пречист и далек от того, чтобы у Него был сын. Ему принадлежит то, что на небесах, и то, что на земле. Довольно того, что Аллах является Попечителем и Хранителем
Endonezce
(Wahai Ahli Kitab! Janganlah kamu melampaui batas dalam agamamu,247) dan janganlah kamu mengatakan terhadap Allah kecuali yang benar. Sungguh, Al-Masih Isa putra Maryam itu, adalah utusan Allah dan (yang diciptakan dengan) kalimat-Nya248) yang disampaikan-Nya kepada Maryam, dan (dengan tiupan) roh dari-Nya.249) Maka berimanlah kepada Allah dan Rasul-rasul-Nya dan janganlah kamu mengatakan, "(Tuhan itu) tiga," berhentilah (dari ucapan itu). (Itu) lebih baik bagimu. Sesungguhnya Allah Tuhan Yang Maha Esa, Mahasuci Dia dari (anggapan) mempunyai anak. Milik-Nyalah apa yang ada di langit dan apa yang ada di bumi. Dan cukuplah Allah sebagai pelindung
Bengalce
হে আহলে-কিতাবগণ! তোমরা দ্বীনের ব্যাপারে বাড়াবাড়ি করো না এবং আল্লাহর শানে নিতান্ত সঙ্গত বিষয় ছাড়া কোন কথা বলো না। নিঃসন্দেহে মরিয়ম পুত্র মসীহ ঈসা আল্লাহর রসূল এবং তাঁর বাণী যা তিনি প্রেরণ করেছেন মরিয়মের নিকট এবং রূহ-তাঁরই কাছ থেকে আগত। অতএব, তোমরা আল্লাহকে এবং তার রসূলগণকে মান্য কর। আর একথা বলো না যে, আল্লাহ তিনের এক, একথা পরিহার কর; তোমাদের মঙ্গল হবে। নিঃসন্দেহে আল্লাহ একক উপাস্য। সন্তান-সন্ততি হওয়াটা তাঁর যোগ্য বিষয় নয়। যা কিছু আসমান সমূহ ও যমীনে রয়েছে সবই তার। আর কর্মবিধানে আল্লাহই যথেষ্ট।
Çince
信奉天经的人啊!你们对于自己的宗教不要过分,对于安拉不要说无理的话。麦西哈----尔撒,本,麦尔彦,只是安拉的使者,只是他授予麦尔彦的一句话,只是从他发出的鲁哈;故你们当确信安拉和他的众使者,你们不要说三位。你们当停止谬说,这对于你们是有益的。安拉是独一的主宰,赞颂安拉,超绝万物,他绝无子嗣,天地万物只是他的。安拉足为见证。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! İncil'in kendilerine indirildiği Hristiyanlara, dininizde haddi aşmayın diyerek uyar. Allah hakkında İsa -aleyhisselam- ile ilgili ancak hakkı söyleyiniz. Meryemoğlu Mesih İsa, Allah'ın hak ile göndermiş olduğu bir resulüdür. Allah İsa -aleyhisselam-'ı Cibril'i Meryem'e gönderdiği kelimesiyle yarattı. O kelimesi de ''Ol" emridir. O da, Allah'ın emri ile Cibril'in Meryem'e üfürmüş olduğu ruhtur. Allah'a ve resullerinin arasında ayrım yapmadan hepsine birlikte iman ediniz. ilahlar üçtür demeyiniz. Yalan ve bozuk olan bu sözü söylemekten vazgeçiniz. Bunu söylemekten vazgeçmeniz sizin için dünyada ve ahirette iyi ve hayırlı olur. Allah sadece tek bir ilahtır. Bir ortağının ve bir çocuğunun da olmasından münezzehtir. O, zengindir. Göklerde, yerde ve aralarında bulunan her şeyin mülkü O'nundur. Allah'ın göklerin ve yerin idarecisi ve düzenleyicisi olması yeterlidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
171- Ey Kitab ehli, dininizde aşırı gitmeyin ve Allah’a karşı hak olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih yalnızca Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Artık Allah’a ve peygamberlerine iman edin de:“(İlah) üçtür” demeyin. Kendi iyiliğiniz için (bundan) vazgeçin. Allah ancak tek bir ilâhtır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. 171. “Ey Kitab ehli, dininizde aşırı gitmeyin” Yüce Allah, Kitap ehline dinde aşırı gitmeyi yasaklamaktadır. Dinde aşırı gitmek ise meşru olan sınırı ve ölçüyü aşarak meşru olmayana düşmektir. Mesela Hıristiyanların İsa aleyhisselam hususunda aşırıya giderek onu nübüvvet ve risalet makamından çıkarıp Allah’tan başkasına asla yaraşmayan rububiyet makamına çıkarmaları buna bir örnektir. İşte nasıl ki eksik ve kusurlu davranmak yasaksa, aşırıya gitmek de öylece yasaktır. Bundan dolayı da burada:“Allah’a karşı hak olandan başkasını söylemeyin” buyrulmaktadır. Bu buyruk üç hususu ihtiva etmektedir. Bunlardan ikisi yasak kılınmış şeylerdir ki bunlar; Allah hakkında yalan söylemek ve O’nun isimleri, sıfatları, fiilleri, şeriatı ve peygamberleri hakkında bilgisizce söz söylemektir. Üçüncüsü ise emrolunmuş bir husus olup bu da bütün bu hususlarda yalnızca hakkı söylemektir. Bu, küllî ve genel bir kaide olduğundan ve konu da İsa aleyhisselam ile alâkalı olduğundan, burada özellikle yahudiliğin ve hıristiyanlığın İsa hakkında izlediği yolun aksi olan “hak sözün söylenmesi” vurgulanmış ve şöyle buyrulmuştur: “Meryem oğlu İsa Mesih yalnızca Allah’ın peygamberi” yani Mesih aleyhisselam’ın ulaşabileceği en nihai kemal mertebesi, bütün yaratılmışlar için olabilecek en yüce hal, derecelerin en yükseği ve ilâhi taltiflerin en üstünü olan risalet derecesidir. “Meryem’e ulaştırdığı kelimesi” yani Yüce Allah’ın söylediği ve bunun sonucunda İsa aleyhisselam’ın var olduğu bir kelimedir. Yoksa o, bizatihi o kelimenin kendisi değildir. Aksine o, bu kelime ile var olmuştur. Buradaki izafet terkibi (“O’nun kelimesi” şeklindeki isim tamlaması) şereflendirme ve mükerrem kılma anlamındadır. Aynı şekilde Yüce Allah’ın:“ve kendinden bir ruhtur” buyruğu da böyledir. Yani Yüce Allah’ın yaratıp üstün niteliklerle ve kâmil ahlâk ile kemale erdirdiği ruhlardan bir ruhtur. Allah, bu anlamda bir diğer ruhu olan Cibril aleyhisselam’ı göndermiş, o da Meryem’in -ona selam olsun- fercine üflemiştir ve böylece Meryem de Allah’ın izni ile İsa aleyhisselam’a gebe kalmıştır. Yüce Allah İsa aleyhisselam hakkındaki hakikati beyan ettikten sonra Kitab ehline ona ve diğer peygamberlere iman etmelerini emredip Allah’ı üçün üçüncüsü kabul etmelerini de yasaklamaktadır bu üçten bir İsa, ikincisi de Meryem’dir. İşte hıristiyanların -Allah onları bu çirkin iddialarından dolayı cezalandırsın- söyledikleri budur. Yüce Allah onlara bu işten vazgeçmelerini emretmekte ve böylesinin kendileri için daha hayırlı olacağını bildirmektedir. Çünkü kurtuluşa ermenin yegane yolu budur ve onun dışındaki bütün yolların helâk yolu oldukları açıkça ortadadır. Daha sonra Yüce Allah kendi zatını, ortağı ve evladı bulunmaktan tenzih ederek şöyle buyurmaktadır:“Allah ancak tek bir ilâhtır” yani uluhiyette tek ve kendisinden başka ibadete layık olan kimsenin bulunmadığı yegane zat O’dur. “O, ocuğu olmaktan münezzehtir” yücedir ve mukaddestir. Çünkü “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur.” Her şey O’nun mülküdür ve O’na muhtaçtır. Dolayısı ile onlardan herhangi bir varlığın O’nun ortağı veya evladı olması imkânsız bir şeydir. Yüce Allah ulvi alemin de süfli alemin de mutlak mâlik ve idarecisi olduğunu haber verdikten sonra onların dünyevi ve uhrevi maslahatlarını kendisinin idare ettiğini, bunları koruyup muhafaza edenin ve herkese amellerinin karşılığını verecek olanında yine kendisi olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Vekil olarak Allah yeter.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Ey Ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin” cümlesi hem yahudileri hem de hıristiyanları muhatap almaktadır. Çünkü her iki grubun da inançları içinde, Allah’ın Kur’an’da açıkladığı makbul ve doğru inanca aykırı taraf ve unsurlar vardır ve bunlara da yine Kur’an’da yeri geldikçe işaret edilmiştir. Genellikle peygamberler ümmetlerine, kendilerinden sonra gelecek olan peygamberden de söz ettikleri için yahudiler “Mesîh” adıyla bir peygamberin gelmesini bekliyorlardı. Hz. Îsâ gelip kendisinin beklenen peygamber olduğunu açıklayınca yahudiler onu inkâr ettiler, bekledikleri Mesîh’in başka niteliklere sahip ve kendilerine mahsus bir peygamber olacağını, olması gerektiğini ileri sürdüler. Hz. Îsâ’nın ana rahmine düşmesi, doğumu, doğduktan sonra Allah’ın lutfettiği mûcizeler, hayatı, kendisini ortadan kaldırmak üzere tertiplenen tuzaktan kurtuluşu olağan üstü idi, buna başka âmiller de eklenince hıristiyanların çoğu doğru, gerçekte olana uygun bir Îsâ Mesîh inancına ulaşamadılar. Kendisinden önce gelen kitapları tasdik etmek (doğrulamak ve bozulan kısımlarını tashih etmek) üzere gelen Kur’an bu inanç bozukluklarını yeri geldikçe uygun üslûplar içinde düzeltmiştir. Burada yapılan düzeltme Hz. Îsâ’nın ne olup ne olmadığı ile ilgilidir. Evet beklenen Mesîh “Meryem oğlu Îsâ”dan başkası değildir, o Allah’ın kuludur, peygamberidir, kelimesidir ve O’ndan bir ruhtur. Tanrı değildir, Tanrı’nın oğlu değildir, yalancı peygamber de değildir. Hz. Îsâ’nın bu üç temel niteliğini hıristiyanlar da kabul etmektedirler. Ancak kelimelere verdikleri mânalar, yükledikleri kavramlar doğrudan sapmıştır, ilâhî muradın ve rızânın dışına çıkmıştır. Çünkü onlara göre Îsâ’nın elçiliğinin mânası “Allah’ın oğlu olması”dır, kelimenin mânası, “İlâhî hakikatin, Meryem’in rahminde Îsâ ile birleşmesidir”; böylece Îsâ Allah’ın oğlu, Meryem de Tanrı annesi olmaktadır. Ruhtan maksat da Allah’ın ruhudur, nefsidir, Îsâ’nın hakikati, ana rahminde o ruh (Rûhulkudüs) sayesinde oluşmuştur. Yuhanna İncili’nin başında bu inanç şöyle ifade edilmektedir: “Kelâm (söz, kelime, logos) başlangıçta var idi ve kelâm Allah nezdinde idi ve kelâm Allah idi... Dünyada idi ve dünya onunla oldu ve dünya onu bilmedi. Kendininkilere geldi ve kendininkiler onu kabul etmediler. Fakat onu kabul edenlerin hepsine, onun ismine iman edenlere onun oğulları olmak salâhiyetini verdi... Ve kelâm beden olup inayet ve hakikatle dolu olarak aramızda sakin oldu. Biz de onun izzetini, babanın biricik oğlunun izzeti olarak gördük” (I/1-14). Kur’an’ın açıklamalarına göre de Hz. Îsâ Allah’ın kelimesidir, ancak kelâm ve ilâhî kelime (söz, logos), irade ve kudret gibi Allah’ın sıfatıdır. Olağan üstü bir oluşa şahit olduğumuzda “Allah’ın kudreti” deriz, burada kudret mecazen “Allah’ın kudretinin eseri” mânasına gelmektedir. Aslında yalnızca Îsâ değil, bütün varlık ve oluşlar Allah’ın kelimesidir, O’nun “kün” (ol) emriyle olmuşlardır (Yâsîn 36/82). Ancak diğer insanların oluşmasında, Allah Teâlâ’nın iradesi ve âdeti gereği başka sebepler, vasıtalar, kanunlar devreye girdiği halde Hz. Îsâ’nın oluşmasında yine O’nun iradesiyle bu gibi vasıtalar devreye girmemiş, Allah “böyle olsun dediği” için onun annesi baba faktörü olmaksızın hamile kalmış ve Îsâ’yı doğurmuştur (Âl-i İmrân 3/47; Meryem 19/21). Îsâ Mesîh Allah’tan bir ruhtur; bütün insanların özünde aynı ruh vardır; çünkü Allah ilk insanın maddesini yaratıp ona insan şeklini de verdikten sonra aynı ruhtan ona da üflemiş, o biyolojik yapı içine “bir ilâhî emir olan, mahiyeti bilinmeyen ruh”tan bir parça yerleştirmiş, insanı onunla tamamlamıştır (Hicr 15/29). İnsanlar bu ruhu ölünceye kadar vücutlarında taşırlar, onun özelliklerini yaşarlar, öldükten sonra ise ruh insan vücuduyla alâkasını keser ve kendine mahsus mânevî âleme (daha sonra terimleşen ifadeyle halk âleminden emir âlemine) intikal eder. Hz. Îsâ için “O’ndan bir ruhtur” ifadesinin kullanılması ya onun bu ruhtan nasibinin daha fazla olduğundandır veya bu ruhun ona intikalinin, diğer (analı-babalı) insanlardan farklı şekilde ve farklı yoldan olması sebebiyledir. “Hz. Îsâ, diğer peygamberler gibi bir beşer, bir kul, bir peygamber ise –başka insanlarda da aynı özellikler bulunduğu için– onun Allah’ın kelimesi ve ruhu olmasının beşer üstü bir yanı ve mânası yoksa bu nitelikler niçin kullanılmıştır, niçin Hz. Peygamber’in tanımlandığı gibi ‘O kendisine vahiy gelen bir beşerdir’ denilmemiştir?” şeklinde bir soru akla gelebilir. Bu haklı sorunun cevabı şudur: İnciller’de Hz. Îsâ bu nitelikleriyle tanımlanmıştır, ilk zamanlardaki müminler bu sözlerin mânalarını doğru anlamışlar, beşer olan Îsâ’nın üstün nitelikleri olarak yorumlamışlardır. Fakat zaman içinde, Hıristiyanlığın yayıldığı ülkelerde hâkim olan putperestliğin, tanrının üç unsurdan oluştuğu inanç ve anlayışını içeren dinlerin, felsefelerin ve mistik yaklaşımların etkisiyle bu niteliklerin mânaları değiştirilmiş, ilâhî maksada aykırı yorumlar yapılmıştır. Kur’an bu vasıfları yeniden zikrederek nitelemenin doğru, vahye dayalı ve ilâhî olduğuna, sonraki yorumların ise sahih mâna ve inançtan saptığına işaret etmektedir. “Üçtür demeyin” cümlesi, çok veciz bir şekilde, tarihten gelip günümüzde de yaşayan hıristiyan mezheplerinin hâkim inancını ortaya koymakta, sonra gelen kısmıyla 172. âyet –ve aşağıda zikredeceğimiz başka âyetler– ise bu inancı akıl ve nakil delilleriyle reddetmekte, dayanaklarını çürütmektedir. Bilindiği üzere Hıristiyanlığın meşhur ve muteber bütün mezheplerinde bu üçleme (teslîs) inancı vardır. Hıristiyan kutsal kitabında geçmeyen teslîs kavramı, bir olan Tanrı’nın kendisini insanlara “baba, oğul” ve “kutsal ruh” olarak üç ayrı şahıs halinde bildirmesini ifade etmektedir. Teslîsi oluşturan üç unsurdan her birine uknûm (hipostase) denilmektedir. Birinci uknûm “baba” diye de nitelenen Tanrı’dır. Tanrı, teslîsin ilk ve asıl unsurudur. O her şeyin yaratıcısı ve sahibidir. Ezelî ve ebedîdir, her şeyi bilir, kādir-i mutlaktır. İkinci uknûm, Tanrı’nın bedenleşen kelâmı olan oğul Îsâ Mesîh’tir. Hıristiyanlara göre Hz. Îsâ, Allah’ın kelâmının bedenleşmiş şeklidir ve hem Tanrı’dır hem de Tanrı’nın oğludur. Hz. Îsâ’nın babasız dünyaya gelmesi ve çarmıha gerilip öldürüldükten sonra yeniden dirilmesi onun ilâhlığının delilidir. Îsâ, baba Tanrı ile aynı cevherdendir. Üçüncü uknûm, Tanrı’nın mukaddes ruhu olan Rûhulkudüs’tür. Kutsal ruh hıristiyan inancına göre baba ve oğul ile aynı cevherden olup aynı seviyede ilâhtır. Hıristiyan inancına göre Baba Allah yaratıcı; Îsâ Mesîh kurtarıcı ve yargılayıcı, Rûhulkudüs de takdis edicidir. Hz. Îsâ, “Rab Allah’ına tapınacak ve yalnız O’na kulluk edeceksin” dediği halde zamanla kendisi de tanrılaştırılmış, Hıristiyanlığa teslîs inancı girmiş ve ilk ekümenik konsillerde bu inanç temellendirilmiştir. Buna göre Tanrı “baba, oğul ve Rûhulkudüs” denilen üç unsurdan oluşuyordu; bu üç bir, bir de üç idi. Hıristiyanların tevhidden ayrılarak teslîs inancına düşmelerinin önemli bir sebebi eldeki İnciller’de, aksine ifadeler de bulunmakla beraber (Matta, 1; Yuhanna, 20) teslîs inancına götüren parçaların mevcut olmasıdır (Yuhanna, 14, 17). Eldeki Yeni Ahid içinde yer alan Pavlus’un mektupları ve özellikle Galatyalılar’a Mektubu’nda hem teslîsin açık izleri hem de “Oğulun, insanların günahlarına kefâret olmak üzere kurban olduğu” ifadesi yer almaktadır (1/2-5). Pavlus, hıristiyanlara işkence eden militan bir yahudi iken milâdın 38. yılında, güya mâna âleminde Hz. Îsâ’yı görmüş, Hıristiyanlığı kabul etmiş, bundan sonra bir “aziz” gibi davranarak kilisenin kurallarını koymuş, diğer İncil yazarlarını etkilemiş ve Îsâ’nın tanrı olduğu inancını yaymıştır. Teslîs inancı yerleşmeden önce hıristiyan din adamları arasında farklı inanç taşıyanlar, Allah’ı bir, Hz. Îsâ’yı peygamber olarak tanıyanlar bulunuyordu. Bunlardan birisi de İskenderiyeli Arius idi. Hıristiyanlığı benimseyen ilk Roma İmparatoru Konstantin önce Arius’un inancına meyletti. Bunun tepki görmesi üzerine 325 yılında İznik’te ilk ruhanî meclisi (konsil) topladı. 2048 din adamının katıldığı bu konsilde büyük ihtilâflar çıktı. İmparator birlik ve istikrarı sağlamak üzere Arius gibi düşünenleri tasfiye etti ve geriye kalan din adamları, Pavlus’un yolundan yürüyerek teslîse dayalı resmî hıristiyan inancını oluşturdular. İmparatorun tercih ve kararına dayandığı için Arapça’da “Melkâniyye” diye ifade edilen bu mezhep, Roma İmparatorluğu’nun doğu ve batı olarak ayrılmasından sonra ikiye ayrıldı: Papalığı da elinde tutan batı hıristiyan inancı Katolik, doğu ise Ortodoks adını aldı. Bunlardan başka Ya‘kubiyye, Nestûriyye (Hz. Îsâ’da tanrılık ve insanlık unsurlarının birbirine karışmadan bulunduğunu ileri süren bu mezhep 431’de Efes Konsili’nde reddedildi, mensubu azdır) daha sonra XVI. asırda Luther tarafından yapılan reform hareketiyle başlayan Protestanlık mezhepleri doğdu; ancak bunların yaşayan ve yayılanlarından hiçbiri Allah’ın birliği (tevhid) inancına dönemedi, hepsinde teslîs bir inanç esası olarak kabul edildi. İslâm’ın geldiği çağda hem bir kısım Araplar hem de Arap olmayan kavimler bu mezhepleri, dolayısıyla –detayda farklar bulunsa da esası teslîse dayanan– hıristiyan inancını benimsemiş bulunuyorlardı. “Üç demeyin” ifadesi bu veciz şekliyle bütün bu mezheplerin tevhidden sapmış bulunan inançlarını ifade etmekte ve hedef almaktadır (Hıristiyanlık hakkında geniş bilgi için bk. Kürşat Demirci-Mehmet Aydın-Baki Adam-Mustafa Sinanoğlu, “Hıristiyanlık”, DİA, XVII, 328-372). Kur’an-ı Kerîm, Hz. Îsâ’nın Tanrı’nın oğlu olduğu inancını biri genel, diğeri özel iki delile dayanarak reddediyor. Genel olan, Allah Teâlâ’nın baba olmasının ve oğul edinmesinin imkânsızlığı, böyle bir tasavvurun “bir, tek, eşi ve benzeri bulunmayan, her şeyi kuşatan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu Allah” kavramına aykırı olduğu, bununla çeliştiği, ikisinin bir arada düşünülemeyeceği delilidir. Buradaki 171. âyet gibi Bakara sûresinin 117. âyeti de bu delili içermektedir. Özel olan ise Hz. Îsâ’nın hayatından, yapıp ettiklerinden yola çıkan delildir. Gerek Kur’an-ı Kerîm’de (Mâide 5/17, 75), gerekse elde mevcut İnciller’de Hz. Îsâ’nın, babasız da olsa bir anadan doğduğu, diğer insanlar gibi yiyerek, içerek, hastalanıp iyi olarak, acı çekerek, Allah’a ibadet ve dua ederek... yaşadığı, sonunda yahudilerin hışmından Allah’a sığındığı (hıristiyanların inancına göre onlar tarafından öldürüldüğü) te’vil götürmeyecek biçimde ifade edilmiştir. Bütün bu özellikler ve nitelikler Allah veya O’nun oğlu olma kavramına ters düşmekte, bununla çelişmektedir. 172. âyet de diğerleri gibi bu ikinci delili “Allah’a ibadet yönünden” dile getirmektedir. Kur’an âyetleriyle bunların yorumuna göre Hz. Meryem ve oğlu Îsâ’nın hayat hikâyeleri ve özellikleri şundan ibarettir: Hz. Îsâ’nın annesi Meryem, İmrân’ın kızıdır, annesi ona hamile kaldığında erkek olduğunu zannederek mâbed hizmetine adamıştı. İmrân, kızı doğmadan vefat etti, doğan çocuk kız olunca anne buna üzüldü, yakındı, sonra adını “Meryem” koydu ve teslim etmek üzere mâbede getirdi. Mâbedde bulunan din adamları Meryem’i himayelerine alma konusunda ihtilâfa düştüler, kuraya başvuruldu ve Meryem Zekeriyyâ’nın himayesine girdi, Meryem yükümlülük çağına gelince hâmisi ona –perdelerle ayrılmış– bir oda tahsis etti, orada rabbine ibadet ediyordu, Zekerriyâ onun yanına her geldiğinde yiyecek içecek nesneler görüyordu, kendinden başka buraya gelip giden olmadığı için bunların nereden geldiğini sorduğunda Meryem “Bunlar Allah’tan, Allah dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır” diyordu. Meryem dürüst, iffetli, temiz, Allah tarafından seçilmiş, melekler aracılığı ile kendisine doğru bilgiler gelen, Allah’ın ona tahsis ettiği lutuflardan söz edilen bir bâkire idi. Perdeli yerde örtü içinde iken Allah ona, tam olarak insan kılığına girmiş olan ruhu (Cebrâil) gönderdi, ruh Meryem’e hitaben “Allah’ın elçisi olduğunu, kendisine babasız bir çocuk bahşetmek üzere geldiğini ifade etti, oğluna Allah’ın lutfedeceği mûcizeleri, onu Rûhulkudüs’le destekleyeceğini, kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğreteceğini, İsrâiloğulları’na peygamber olarak göndereceğini...” müjdeledi, sonra ona ruhu üfledi, Meryem bu üfleme sonucunda Îsâ’ya hamile kaldı (Âl-i İmrân 3/35-44; Meryem 19/16; Enbiyâ 21/91; Tahrîm 66 /12). Her şeye rağmen büyük bir heyecan, şaşkınlık ve mahcubiyet içinde olan Meryem karnındaki çocukla uzak bir yere çekilip gitti, doğum sancısı onu bir hurma ağacına yönlendirdi, “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!” dedi. Alt tarafından birisi ona şöyle seslendi: “Tasalanma, rabbin senin alt yanında bir su arkı (veya başka bir yoruma göre şerefli bir insan) vücuda getirmiştir. Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün. Ye iç, mutlu ol! İnsanlardan birini görürsen de ki: Ben, Allah’a adakta bulundum; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.” Nihayet çocuğu taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: “Meryem! Gerçekten sen çirkin bir şey yaptın! Ey Hârûn’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam değildi; annen de iffetsiz değildi.” Bunun üzerine Meryem çocuğa işaret etti. “Biz, dediler, beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” Cevabı çocuk verdi: “Ben Allah’ın kuluyum; O, bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı; yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı ve anneme saygılı olmayı emretti; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır” (Meryem 19/22-33). Annesine meleğin müjdesinde bildirdiği gibi Îsâ, İsrâiloğulları’na peygamber olarak gönderildi, onları tevhid dinine davet etti, kendisini desteklemek üzere mûcizeler verildi, daha önceki peygamberleri onayladığı gibi kendisinden sonra gelecek peygamberi de ismini vererek, Ahmed diyerek müjdeledi. İsrâiloğulları’nın ve özellikle kâhinlerin, din adamlarının, ileri gelenlerin kibir ve inatları karşısında ümidi kırıldı, kendisine sadık kalan on iki kişi ile ibadet ve davet hayatını devam ettirmeye çalıştı, inkârcılar kendisini öldürmeye karar verip kaldığı yeri basınca Allah onu kaldırdı, ellerinden kurtardı, başka birini ona benzetti, onu çarmıha gerdiler ve olup bitenler sebebiyle de şüphe içinde kaldılar (Âl-i İmrân 3/45-58; Zuhruf 43/63-65; Saf 61/6,14; Mâide 5/110-111; Nisâ 4/157-158). Kur’an’a göre Hz. Îsâ’nın yirmi civarında üstün özellikleri, müstesna nitelikleri vardır: O, Allah’ın kulu ve peygamberidir (Nisâ 4/172; Mâide 5/75), müstakil bir din ve kitap sahibi bulunan beş büyük peygamberden (ülü’l-azm) biridir (Ahzâb 33/7; Şûrâ 42/13; Mâide 5/46), Allah ona Îsâ Mesîh adını vermiştir (Âl-i İmrân 3/45), Allah’ın kelimesidir ve ruhudur (Nisâ 4/171), rehber ve öncü mânasında imamdır (Ahzâb 33/7), kulların amellerine şahitlik edeceklerden biridir (Nisâ 4/159; Mâide 5/117), son peygamberin geleceğini müjdelemiştir (Saf 61/6), dünyada ve âhirette şerefli, itibarlı ve Allah’ın yakınlığına mazhar olanlardandır (Âl-i İmrân 3/45), mustafâdır yani seçilmişlerdendir (Âl-i İmrân 3/33), müctebâdır yani tercih edilmişlerdendir ve iyi (sâlih) kullardandır (En‘âm 6/85-87), nerede olsa mübarektir, arınmıştır, insanlar için bir mûcizedir (âyettir), Allah’tan bir rahmettir, annesine bağlı ve saygılıdır ve Allah’ın selâmına mazhardır (Meryem 19/19, 33), Allah’ın kendilerine kitabı ve hikmeti öğrettiği kutlu kişilerden biridir (Âl-i İmrân 3/48).
Nisâ Suresi 171. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! İncil'in kendilerine indirildiği Hristiyanlara, dininizde haddi aşmayın diyerek uyar. Allah hakkında İsa -aleyhisselam- ile ilgili ancak hakkı söyleyiniz. Meryemoğlu Mesih İsa, Allah'ın hak ile göndermiş olduğu bir resulüdür. Allah İsa -aleyhisselam-'ı Cibril'i Meryem'e gönderdiği kelimesiyle yarattı. O kelimesi de ''Ol" emridir. O da, Allah'ın emri ile Cibril'in Meryem'e üfürmüş olduğu ruhtur. Allah'a ve resullerinin arasında ayrım yapmadan hepsine birlikte iman ediniz. ilahlar üçtür demeyiniz. Yalan ve bozuk olan bu sözü söylemekten vazgeçiniz. Bunu söylemekten vazgeçmeniz sizin için dünyada ve ahirette iyi ve hayırlı olur. Allah sadece tek bir ilahtır. Bir ortağının ve bir çocuğunun da olmasından münezzehtir. O, zengindir. Göklerde, yerde ve aralarında bulunan her şeyin mülkü O'nundur. Allah'ın göklerin ve yerin idarecisi ve düzenleyicisi olması yeterlidir.