Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir
Elmalılı Hamdi Yazır
Kendilerine kitabı verdiğimiz ehliyetli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte o inkârcılar hüsran içindedirler.
Yaşar Nuri Öztürk
Kendilerine Kitap'ı verdiklerimiz onu, okunuşunun hakkını vererek okurlar. İşte onlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, onlar hüsrana uğrayanların da kendileridir.
Süleyman Ateş
Kendilerine verdiğimiz Kitabı, gereğince okuyanlar var ya, işte onlar, ona inanırlar. Onu inkar edenler ise ziyana uğrarlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.2%
İngilizce
Those to whom We have given the Book recite it with its true recital. They [are the ones who] believe in it. And whoever disbelieves in it - it is they who are the losers
Fransızca
Ceux à qui Nous avons donné le Livre, qui le récitent comme il se doit, ceux-là y croient. Et ceux qui n'y croient pas sont les perdants
İspanyolca
Aquellos a quienes he confiado el Libro, si fueran consecuentes con la versión original del mismo, habrían creído [en el Corán]. Pero quienes lo nieguen, ellos serán los perdedores
Rusça
Те, кому Мы даровали Писание и кто читает его надлежащим образом, действительно веруют в него. А те, которые не уверуют в него, непременно окажутся в убытке
Endonezce
Orang-orang yang telah Kami beri Kitab, mereka membacanya sebagaimana mestinya, mereka itulah yang beriman kepadanya. Dan barang siapa ingkar kepadanya, mereka itulah orang-orang yang rugi
Bengalce
আমি যাদেরকে গ্রন্থ দান করেছি, তারা তা যথাযথভাবে পাঠ করে। তারাই তৎপ্রতি বিশ্বাস করে। আর যারা তা অবিশ্বাস করে, তারাই হবে ক্ষতিগ্রস্ত।
Kur'an-ı Kerim, kendilerine indirilmiş, yakınlarında olan kitaplarla amel eden ve hakkıyla o kitaplara tabi olan kitap ehlinden bazı topluluklardan bahsetmektedir. Bu kimseler bu kitaplarda Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğruluğuna işaret eden deliller bulmuşlardır. Bundan dolayı ona iman etmekte çabuk davranmışlardır. Bir diğer topluluk ise küfrü üzerinde ısrarcı olmuş ve hüsranı hak etmiştir.
121- Kendilerine Kitab’ı verdiğimiz kimseler onu tilâvet eder (hakkını vererek okurlar). İşte bunlar ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir. 122- Ey İsrailoğulları! Size ihsan ettiğim nimetimi ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 123- Kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlayamayacağı, kimseden fidyenin kabul edilmeyeceği ve hiçbir şekilde şefaatin fayda vermeyeceği bir günden de sakının. O gün onlara yardım da edilmez.
121. Yüce Allah, kendilerine kitap verip bu yolla mutlak nimete mazhar kıldığı kimselerin bir özelliğini şöyle bildirmektedir:“onu tilâvet eder (hakkını vererek okurlar)” Yani ona hakkıyla uyarlar. Kitab’ın tilaveti, Kitab’a tâbî olmak, helâlini helâl, haramını haram bilmek, muhkemi ile amel etmek, müteşabihine iman etmek demektir. İşte kitap ehli arasından bu şekilde hareket edenler bahtiyar ve mutlu kimselerdir. Bunlar Allah’ın, üzerlerindeki nimetini gereği gibi bilip tanımış, O’na şükretmiş ve bütün Peygamberlere iman etmiş kimselerdir. Peygamberlerin birini diğerinden ayırmazlar. İşte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Yoksa aralarından:“Bize indirilene iman ederiz” deyip “ondan ötesini inkar eden”(el-Bakara, 2/91) kimseler değildir. İşte bundan dolayı Yüce Allah böylelerini:“Her kim de onu inkâr ederse, işte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir” buyruğu ile tehdit etmektedir.
122-123. Bu iki âyetin tefsiri daha önce (el-Bakara, 2/47-48. âyetlerde) geçmişti.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Yetlûne” fiilinin masdarı olan tilâvet kelimesi sözlükte “birine, bir şeye uymak, onu yakından takip etmek”; terim olarak ise “hem okumak hem de emir ve yasaklarını, teşvik ve uyarılarını hayata geçirmek suretiyle Allah’ın kitabına uymak” anlamına gelir ve bu anlamıyla “kıraat” kelimesinden daha özel bir mâna ifade eder. Buna göre her tilâvet bir kıraattir, fakat her kıraat tilâvet değildir. Bu sebeple tilâvet genellikle yalnızca ilâhî kitabın okunması için kullanılır; çünkü ilâhî kitaplar sadece okunmak için değil, aynı zamanda hükümlerinin uygulanması için gönderilmiş olup ancak bu uygulamanın yerine getirilmesi şartıyla tilâvet gerçekleştirilmiş olur (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “telâ” md.). Bu sebeple âyetin “yetlûnehû hakka tilâvetih” kısmı meâlinde “onu hakkını vererek okuyanlar” şeklinde tercüme edilmiştir.
“Kendilerine kitap verilenler”le kimlerin, kitapla da hangi kitabın kastedildiği hakkında tefsirlerde iki farklı görüş ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre buradaki kitaptan maksat Kur’an-ı Kerîm, kitap verilenler de Hz. Muhammed’e uyan müslümanlardır. Ancak daha güçlü olan bir başka yoruma göre kitapla Tevrat, kendilerine kitap verilenlerle de Tevrat’ı hakkıyla okuyarak onunla amel eden, özellikle Hz. Muhammed’in geleceğine dair Tevrat’ta geçen bilgileri dikkate alarak onun peygamberliğini tasdik eden yahudiler kastedilmiştir (Taberî, I, 520-522; Râzî, IV, 32).
120. âyette Ehl-i kitabın müslümanlar karşısındaki genel tavrının olumsuz olduğu bildirilmişti. Bu âyette ise yahudiler arasında hâlâ kendi kitaplarını hakkıyla okuyan, geleneksel yahudi taassubundan ve ön yargıdan uzak kalabilen bazı kimselerin bulunduğu, bunların Hz. Peygamber ve müslümanlar hakkında insaflı ve adaletli hükümler verebildikleri belirtilmektedir. İşte kitaba (Tevrat) asıl inananlar ve hükümlerine uygun yaşayışlarıyla onu tasdik edenler bunlardır. Tevrat’ın tahrif edilmesi ve zamanla Yahudilik adına uydurulan birçok yanlış inancın yahudi kültürüne yerleşmesi yüzünden yoldan çıkmış ve bu suretle bir bakıma gerçek Tevrat’ı inkâr etme konumuna düşmüş olanlara gelince, asıl hüsrana uğrayanlar, âhiret saadetinden mahrum kalanlar onlardır.
Kur'an-ı Kerim, kendilerine indirilmiş, yakınlarında olan kitaplarla amel eden ve hakkıyla o kitaplara tabi olan kitap ehlinden bazı topluluklardan bahsetmektedir. Bu kimseler bu kitaplarda Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğruluğuna işaret eden deliller bulmuşlardır. Bundan dolayı ona iman etmekte çabuk davranmışlardır. Bir diğer topluluk ise küfrü üzerinde ısrarcı olmuş ve hüsranı hak etmiştir.