Önceki ayet· 2:148Sonraki ayet· 2:150

Bakara Suresi 149. Ayet· 2:149

↗ Bakara suresi
Medeni
وَمِنۡ حَيۡثُ خَرَجۡتَ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۖ وَإِنَّهُۥ لَلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
Her nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir, şüphesiz bu Rabbinden bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Her nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir, şüphesiz bu Rabbinden bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem her nereden yola çıkarsan (namazda) hemen Mescidi Haram'a doğru yüzünü çevir. Bu emir şüphesiz hak, Rabbinden olduğu gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz de değildir.
Yaşar Nuri Öztürk
Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram'a döndür. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Nereden (yola) çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Bu elbette Rabbinden gelen gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.8%
İngilizce
So from wherever you go out [for prayer, O Muhammad] turn your face toward al- Masjid al-Haram, and indeed, it is the truth from your Lord. And Allah is not unaware of what you do
Fransızca
Et d'où que tu sortes, tourne ton visage vers la Mosquée sacrée. Oui voilà bien la vérité venant de ton Seigneur. Et Allah n'est pas inattentif à ce que vous faites
İspanyolca
Y hacia donde quiera que salgas [en tus viajes] oriéntate hacia la Mezquita Sagrada, pues ésta es la verdad que proviene de tu Señor, y [sepan que] Dios no está desatento de lo que hacen
Rusça
Откуда бы ты ни вышел, обращай лицо в сторону Заповедной мечети. Воистину, такова истина от твоего Господа. Аллах не пребывает в неведении относительно того, что вы совершаете
Endonezce
Dan dari mana pun engkau (Muhammad) keluar, hadapkanlah wajahmu ke arah Masjidilharam, sesungguhnya itu benar-benar ketentuan dari Tuhanmu. Allah tidak lengah terhadap apa yang kamu kerjakan
Bengalce
আর যে স্থান থেকে তুমি বের হও, নিজের মুখ মসজিদে হারামের দিকে ফেরাও-নিঃসন্দেহে এটাই হলো তোমার পালনকর্তার পক্ষ থেকে নির্ধারিত বাস্তব সত্য। বস্তুতঃ তোমার পালনকর্তা তোমাদের কার্যকলাপ সম্পর্কে অনবহিত নন।
Çince
你无论从哪里出去,都应当把你的脸转向禁寺;这确是从你的主降示的真理。安拉绝不忽视你们的行为。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Peygamber! Nereden yola çıkarsan çık, nerede olursan ol, sen ve sana tabi olanlar namaz kılmak istediğinizde Mescid-i Haram yönüne dönün. Hiç şüphesiz bu, Rabbinden sana vahyedilen bir gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. Bilakis hepsinden haberdardır ve sizlere amellerinizin karşılığını verecektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
149- Nereden (yola) çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Elbette ki bu Rabb’inden gelen mutlak bir haktır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. 150- Nereden (yola) çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Her nerede olursanız olun yüzlerinizi o yöne döndürün ki -içlerinden zulmedenler hariç- insanların sizin aleyhinizde bir delilleri olmasın. O halde onlardan korkmayın, benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım ve doğru yolu bulabilesiniz. 149-150. “Nereden (yola) çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.” Yani -umum ifade edecek şekilde- ister yolculuklarında, ister başka hallerde olsun o yöne dön. Allah bir sonraki ayette de genel olarak bütün ümmete hitap ederek:“Her nerede olursanız olun yüzlerinizi o yöne döndürün.” buyurmaktadır. Burada “Elbette ki bu Rabb’inden gelen mutlak bir haktır.” Buyruğu, herhangi bir kimsenin bu hususta en ufak bir şüphesinin olmaması ve herhangi bir şekilde bunun emre uymak için değil de böyle arzulandığı için söylendiğini sanmaması için bu ifadede biri “إن” diğeri de “ل” harfi ile olmak üzere iki ayrı te’kid/pekiştirme edatı getirilmiştir. (Bu, mealde “elbette” ve “mutlak” kelimeleri ile karşılanmaya çalışılmıştır) “Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” Aksine O, bütün hallerinizde sizi görendir, öyleyse O’na karşı gereken edebi takının. Emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak sureti ile O’nun gözetimi altında olduğunuzu bilin. Hiçbir şekilde amellerinizden gafil kalınmayacak, aksine amellerinizin karşılığını gerçek anlamıyla ve eksiksiz olarak göreceksiniz. Hayır yaparsanız hayır, kötülük işlemiş iseniz kötülük göreceksiniz. Yüce Allah devamla “ki -içlerinden zulmedenler hariç- insanların sizin aleyhinizde bir delilleri olmasın” diye buyurmaktadır. Yani bizim size şerefli Kâbe’ye yönelmeyi meşru kılmamızın sebebi, Kitab Ehlinden olsun, müşriklerden olsun, insanlardan hiçbirisinin size karşı ileri sürebilecekleri bir delili kalmasın diyedir. Eğer Beytü’l-Makdis’e doğru kıblede kalmaya devam etseydin, o zaman onların karşı delil getirmeleri mümkün olurdu. Çünkü Kitap Ehli, kendi kitaplarında onun nihâî kıblesinin Beyt-i Haram olan Kâbe olduğunu görmekteydiler. Müşrikler de bu muazzam Beyt’in övünülecek şeyler arasında olduğunu görüyorlar ve İbrahim’in dininin bir parçası olduğunu kabul ediyorlardı. Eğer Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Beyti kıble edinerek oraya yönelmemiş olsaydı, ona karşı birtakım deliller ileri sürebilir ve şöyle diyebilirlerdi:“Hem İbrahim’in soyundan geliyor, hem de İbrahim’in kıblesine yönelmiyor! Şu halde, İbrahim’in dini üzere olduğunu nasıl iddia edebilir?” İşte kıbleye yönelmek sureti ile hem Kitab Ehline, hem de müşriklere karşı delil ortaya konulmuş oldu ve onların Peygamber’e karşı ileri sürebilecekleri delilleri de kestirilip atıldı. “içlerinden zulmedenler hariç...” Yani insanlar arasından artık herhangi bir delil ileri sürmeye kalkışan olursa, o bu hususta zalim bir kimsedir. Onun ileri süreceği bu delilin hevâ ve zulme uymanın dışında hiçbir dayanağı yoktur. Böyle birisini ikna etmeye yol bulunamaz, ona karşı delil getirmenin bir faydası da yoktur. Aynı şekilde onların delil getirmek kastı ile ileri sürdükleri şüpheleri önemsemenin anlamı da yoktur, ona kulak vermeye gerek de yoktur. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O halde onlardan korkmayın.” Çünkü ileri sürecekleri her delil bâtıldır. Bâtıl da adı gibi destekten mahrumdur. O bâtılı ileri sürene yardım edecek kimse de olmaz. Hak sahibi ise böyle değildir. Çünkü hakkın kendinden gelen bir gücü, bir üstünlüğü vardır. Ayrıca o, hakka sahip olanın Allah’tan korkmasını gerektirir. Yüce Allah da her hayrın başı olan kendinden korkmayı emretmiştir. Çünkü Allah’tan korkmayan bir kimse Allah’a karşı gelmekten geri kalmaz, O’nun emirlerine uymaz. Müslümanların kıblelerinin Kâbe’ye çevrilmesinin sonucu büyük bir fitne ortaya çıkmıştı. Bu fitneyi Kitab Ehli, münafıklar ve müşrikler yaymış, bu konuda çokça söz söylemiş ve pek çok şüpheler uyandırmaya gayret etmişlerdi. Bundan dolayı Yüce Allah bu hususu geniş geniş açıklayarak en mükemmel bir şekilde beyan etmiş, bu âyet-i kerimelerin ihtiva ettiği çeşitli tekid (pekiştirme) türleri ile de bu konuyu tekid etmiştir: 1- Bir defa emir vermek yeterli olmakla birlikte, Kıbleye yönelme emrini üç defa tekrarlamıştır. 2- Emir ya Rasûle yönelik olur ki o takdirde ümmeti de onun kapsamına girer; yahut da genel olarak bütün ümmete yönelik olur. Bu âyette ise “yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir” buyruğunda özel olarak Allah Rasûlü’ne Kıbleye yönelme emri verilmekle birlikte “yüzlerinizi o yöne döndürün” buyruğunda da genel olarak bütün ümmete emir verilmiştir. 3- Bu buyruklarda inatçıların ileri sürdüğü bâtıl bütün deliller reddedilip çürütülmüş ve tek tek -önceden açıklandığı şekilde- bütün şüpheler çürütülmüştür. 4- Artık Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Kitap ehlinin kıblesine uyma ihtimali ve Kitap ehlinin bu husustaki umudu kökten kesilmiştir. 5- Bir başka te’kid şekli de Yüce Allah’ın:“Elbetteki bu Rabb’inden gelen mutlak bir haktır” buyruğunda görülmektedir. Doğru söyleyen Yüce Rabb’in sadece haber vermesi yeterlidir. Bununla birlikte O, “Elbette ki bu Rabb’inden gelen mutlak bir haktır” diyerek sözünü ayrıca te’kid etmiştir. 6- Bir diğer pekiştirici ifade de, bütün gizlilikleri bilen Yüce Allah’ın Kitap Ehlinin de bu işin bu şekli ile doğru olduğunu bildiklerini haber vermesidir. Ancak onlar bunu bilmekle birlikte bu tanıklığı gizlemektedirler. Yüce Allah’ın, bizi bu Kıble’ye döndürmesi büyük bir nimet olduğundan, bu ümmet üzerinde olan lütuf ve rahmeti sürekli arttığından ve indirmiş olduğu her bir Şer’î hüküm başlı başına büyük bir nimet olduğundan dolayı “Böylece size olan nimetimi tamamlayayım” buyurmuştur. Çünkü asıl nimet Rasûlü’nü göndermek ve O’na Kitab’ını indirmek sûreti ile mü’minleri dinine iletmiş olmasıdır. Bundan sonra bu asıl nimeti tamamlayan diğer nimetler ise sayılamayacak, tespit edilemeyecek kadar çoktur ki bunlar, Allah Rasûlü’nü göndermesinden itibaren dünyadan göç edeceği vakte yakın zamana kadar devam etmiştir. Yüce Allah hem Rasûlullah’ın kendisine, hem de ümmetine öyle haller ve nimetler bağışlamış ki, bunlar ile gerek Peygamberi’nin ve gerek Peygamber’in ümmetinin üzerindeki nimetini tamamlamıştır. Bunun ifadesi olarak da Peygamberine:“Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğenip seçtim.”(el-Maide, 5/3) buyruğunu indirmiştir. Şükrünü edâ etmek şöyle dursun, saymakla dahi bitiremeyeceğimiz lütuflar ihsan eden Allah’a hamdolsun! “ve doğru yolu bulabilesiniz.” Yani hakkı bilip gereğince amel edebilesiniz. Şânı yüce olan Allah kullarına rahmetinin bir tecellisi olarak hidâyete götüren yolları, son derece kolaylaştırmıştır ve bu yolları izlemeye dikkatlerini çekerek bu yolları eksiksiz bir şekilde beyan etmiştir. Öyle ki, bunun bir parçası olarak o hakka karşı inatla duracak kimselere de imkân verir. Bunlar hakka karşı mücadele ederler. Bu sebeple de hak daha bir açıklık kazanır. Hakkın delilleri ve alametleri açıkça ortaya çıkar. Bâtılın tutarsızlığı da belirginleşir, hiçbir asla sahip olmadığı anlaşılır. Eğer bâtıl hakka karşı çıkmamış olsa idi belki de insanların pek çoğu bazı hususları açıkça göremeyeceklerdi. Çünkü eşya çoğunlukla zıtları ile netlik kazanır ve anlaşılır. Gece olmasaydı gündüzün üstünlüğü, çirkin olmasaydı güzelin üstünlüğü ve karanlık olmasaydı aydınlığın yararı bilinmezdi. Bâtıl olmasaydı da hak açık bir şekilde vuzuha kavuşmayacaktı. Bundan dolayı da Allah’a hamdolsun.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Mekke dışında bulunanların kıbleye yönelmelerinin gerekmeyeceği gibi bir kanaati önlemek üzere yolculuk sırasında kılınacak namazlarda da Mescid-i Harâm’a dönülmesi emredilmiş, bu emrin Allah tarafından gelen bir gerçek olduğu ifade edilmiş; ayrıca bunun sadece Hz. Peygamber için değil diğer müslümanlar için de geçerli olduğuna işaret buyurulmuştur. İnsanların kıble ile ilgili olarak müslümanlar aleyhinde nasıl bir delil ileri sürecekleri hususunda tefsirlerde farklı açıklamalar yer alırsa da kanaatimize göre, 144-150. âyetler arasında hem Hz. Peygamber’e hem de müslüman topluma hitaben Mescid-i Harâm’a dönmeleri hususundaki emrin birkaç defa tekrar edilmesinden şöyle bir anlam çıkmaktadır: Eğer bütün bu buyruklara rağmen yine de Mescid-i Harâm’a dönmez de eskisi gibi Kudüs tarafına yönelirseniz, o zaman insanlar (yani müşrikler, Ehl-i kitap ve hatta münafıklar), “Muhammed gerçekten peygamber, ümmeti de vasat ümmet olsaydı hem kıblenin değiştirildiğini ilân edip hem de hâlâ eskisi gibi Kudüs’e yönelmezlerdi” diyerek bu tutarsızlığınızı aleyhinize delil olarak kullanırlar. Fakat kıble emrini titizlikle uygularsanız artık söyleyecekleri söz kalmaz. Yalnız, siz ne kadar dikkatli ve ihtiyatlı olursanız olun, mutlaka hakkınızda ileri geri konuşmaya devam eden “zalimler” (haksızlığa saplanmış olanlar) bulunacaktır. Ama artık bunlara da aldırmamak gerekir. Müslümanlar yalnız Allah’ı düşünüp O’na saygı göstermeli, O’ndan korkmalıdırlar. Bu şekilde müslümanlar Allah’a ve O’nun buyruğuna saygı duyarak ibadetlerinde daima Mescid-i Harâm’a dönerlerse Allah onlara nimetini de tamamlayacak ve onları hidayete erdirecektir; onları “ehl-i kıble” diye de anılan bir büyük İslâm milleti haline getirecektir. Nitekim öyle de olmuş; müslümanlar şunun bunun dedikodusuna bakmadan, zalimlerden korkup çekinmeden, yalnız Allah’ı düşünüp O’nun hükmünü önemsedikleri sürece Allah onlara her türlü maddî ve mânevî nimetlerini bol bol ihsan etmiştir. Yüzyıllar boyunca Arabistan çölüne sıkışıp kalmış, durmadan birbirleriyle savaşan, birbirini yiyip tüketen Câhiliye dönemi kabileleri, Allah’ın birliği, Hz. Muhammed’in peygamberliği, müslümanların kardeşliği, Kâbe’nin kıble oluşu gibi birleştirici ilkeler etrafında toplanmışlar, bunun ardından diğer bazı milletlerin de İslâmiyet’e girmesiyle çok kısa zamanda müslümanlar üç kıtaya hâkim olan bir dünya toplumu haline gelmişler; dünyanın en büyük devletlerini geride bırakan bir sosyal, siyasî, askerî, idarî, bilimsel ve kültürel yapı oluşturmuşlardır.
Bakara Suresi 149. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Peygamber! Nereden yola çıkarsan çık, nerede olursan ol, sen ve sana tabi olanlar namaz kılmak istediğinizde Mescid-i Haram yönüne dönün. Hiç şüphesiz bu, Rabbinden sana vahyedilen bir gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. Bilakis hepsinden haberdardır ve sizlere amellerinizin karşılığını verecektir.