Önceki ayet· 2:25Sonraki ayet· 2:27

Bakara Suresi 26. Ayet· 2:26

↗ Bakara suresi
Medeni
۞إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسۡتَحۡيِۦٓ أَن يَضۡرِبَ مَثَلٗا مَّا بَعُوضَةٗ فَمَا فَوۡقَهَاۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فَيَعۡلَمُونَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلٗاۘ يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرٗا وَيَهۡدِي بِهِۦ كَثِيرٗاۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلۡفَٰسِقِينَ
Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstünde olan(ondan daha zayıf bir varlığ)ı misal vermekten utanmaz. İnananlar onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise: "Allah, bu misalle ne demek istedi?" derler. (Allah), onunla birçoğunu saptırır ve yine onunla birçoğunu yola getirir. Onunla sadece fasıkları saptırır.
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstünde olan(ondan daha zayıf bir varlığ)ı misal vermekten utanmaz. İnananlar onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise: "Allah, bu misalle ne demek istedi?" derler. (Allah), onunla birçoğunu saptırır ve yine onunla birçoğunu yola getirir. Onunla sadece fasıkları saptırır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Şu bir gerçek ki Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstündeki bir varlığı örnek göstermekten sıkılmaz. Böyle bir durumda, inananlar bilirler ki o, Rablerinden bir gerçektir. Küfre sapmışlar ise şöyle derler: "Allah, bunu örnek vermekle ne demek istedi?" Allah onunla birçoğunu saptırır, birçoğunu da onunla doğruya ve güzele kılavuzlar. Allah onunla yoldan çıkmışlardan başkasını saptırmaz.
Süleyman Ateş
Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstünde olan(ondan daha zayıf bir varlığ)ı misal vermekten utanmaz. İnananlar onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise: "Allah, bu misalle ne demek istedi?" derler. (Allah), onunla birçoğunu saptırır ve yine onunla birçoğunu yola getirir. Onunla sadece fasıkları saptırır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 15.2%
İngilizce
Indeed, Allah is not timid to present an example - that of a mosquito or what is smaller than it. And those who have believed know that it is the truth from their Lord. But as for those who disbelieve, they say, "What did Allah intend by this as an example?" He misleads many thereby and guides many thereby. And He misleads not except the defiantly disobedient
Fransızca
Certes, Allah ne se gêne point de citer en exemple n'importe quoi: un moustique ou quoi que ce soit au-dessus; quant aux croyants, ils savent bien qu'il s'agit de la vérité venant de la part de leur Seigneur; quant aux infidèles, ils se demandent «Qu'a voulu dire Allah par un tel exemple?» Par cela, nombreux sont ceux qu'Il égare et nombreux sont ceux qu'Il guide; mais Il n'égare par cela que les pervers
İspanyolca
Dios no se avergüenza de poner como ejemplo a un mosquito o algo aún más pequeño. Los creyentes saben que es la verdad proveniente de su Señor, en cambio los que niegan la verdad dicen: "¿Qué pretende Dios con este ejemplo?" Así es como Él extravía a muchos y guía a muchos [con este ejemplo], pero no extravía sino a los perversos
Rusça
Воистину, Аллах не смущается приводить притчи о комаре или том, что больше него. Те, которые уверовали, знают, что это - истина от их Господа. Те же, которые не уверовали, говорят: «Чего хотел Аллах, когда приводил эту притчу?». Посредством нее Он многих вводит в заблуждение, а многих наставляет на прямой путь. Однако вводит Он в заблуждение посредством нее только нечестивцев
Endonezce
Sesungguhnya Allah tidak segan membuat perumpamaan seekor nyamuk atau yang lebih kecil dari itu. Adapun orang-orang yang beriman, mereka tahu bahwa itu kebenaran dari Tuhan. Tetapi mereka yang kafir berkata, "Apa maksud Allah dengan perumpamaan ini?" Dengan (perumpamaan) itu banyak orang yang dibiarkan-Nya sesat,13) dan dengan itu banyak (pula) orang yang diberi-Nya petunjuk. Tetapi tidak ada yang Dia sesatkan dengan (perumpamaan) itu selain orang-orang fasik
Bengalce
আল্লাহ পাক নিঃসন্দেহে মশা বা তদুর্ধ্ব বস্তু দ্বারা উপমা পেশ করতে লজ্জাবোধ করেন না। বস্তুতঃ যারা মুমিন তারা নিশ্চিতভাবে বিশ্বাস করে যে, তাদের পালনকর্তা কর্তৃক উপস্থাপিত এ উপমা সম্পূর্ণ নির্ভূল ও সঠিক। আর যারা কাফের তারা বলে, এরূপ উপমা উপস্থাপনে আল্লাহর মতলবই বা কি ছিল। এ দ্বারা আল্লাহ তা’আলা অনেককে বিপথগামী করেন, আবার অনেককে সঠিক পথও প্রদর্শন করেন। তিনি অনুরূপ উপমা দ্বারা অসৎ ব্যক্তিবর্গ ভিন্ন কাকেও বিপথগামী করেন না।
Çince
安拉的确不嫌以蚊子或更小的事物设任何譬喻;信道者,都知道那是从他们的主所降示的真理;不信道者却说:“安拉设这个譬喻的宗旨是什么?”他以譬喻使许多人入迷途,也以譬喻使许多人上正路;但除悖逆者外,他不以譬喻使人入迷途。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz ki Allah -Subhanehu ve Teâlâ- dilediğini misal olarak getirmekten çekinmez. Sivrisineği örnek olarak vermiştir. Ondan daha büyük veya daha küçük şeyleri de örnek olarak getirir. İnsanlar bu misaller önünde iki kısımdır: Müminler ve kâfirler. Müminler bu misalleri tasdik eder ve verilen bu misallerin ardında bir hikmet olduğunu bilirler. Ancak kâfirler, Allah Teâlâ'nın bu hakir görülen sivrisinek, sinek, örümcek vb. gibi mahlukatı neden misal olarak getirdiğini alay etmek için birbirlerine sorarlar. Allah Teâlâ'dan ise bunlara cevap şu şekilde gelmektedir: Bu misaller yol göstermek, yönlendirmek ve insanları imtihan etmek içindir. Allah, bazılarını verilen bu misalerleri düşünmekten yüz çevirmesiyle sapıklığa sürükler. Bunların sayıları bir hayli çoktur. Sapıklığı hak edenden başkasını saptırmaz. Onlar münafıklar gibi Allah'a itaat etmeyi terk eden kimselerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
26- Gerçek şu ki Allah bir sivrisineği veya ondan öte herhangi bir şeyi misal vermekten hayâ etmez. İman edenler onun, Rablerinden gelen hakikat olduğunu bilirler. Ama küfre saplananlar “Allah bu misal ile ne murad etmiş?” derler. Allah onunla bir çoklarını saptırır ve yine onunla çoklarını da hidâyete eriştirir. O, onunla fasıklardan başkasını saptırmaz. 27- O (fasıklar) Allah’ın ahdini sağlamlaştırdıktan sonra bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir. 26. Yüce Allah buyuruyor ki:“Gerçek şu ki Allah bir sivrisineği veya ondan öte herhangi bir şeyi” yani misal olarak ne olursa olsun “misal vermekten hayâ etmez.” Çünkü bu misaller, hikmeti kapsayıcı olmaları ve hakkı açıklamalarıdır. Yüce Allah hakkı söylemekten haya etmez. Bu buyrukta basit ve önemsiz şeylerin misal verilmesine tepki gösterip bu konuda Allah’a itiraz eden kimselere cevap verilmiştir. Oysa bu gibi şeylerin misal verilmesinde itirazı gerektiren bir taraf yoktur. Aksine bu, Yüce Allah’ın, kullarına yönelik bir dersi ve rahmetidir. Öyleyse bunun kabul ve şükür ile karşılanması gerekir. İşte bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır:“İman edenler onun, Rablerinden gelen hakikat olduğunu bilirler” Bu misalleri kavrarlar ve bu misaller üzerinde tefekkür ederler. Şâyet bu misallerin muhtevasını etraflı bir şekilde öğrenirlerse, ilim ve imanları artar. Yok, bilemezler ise en azından hem o misallerin hem de onların ihtiva ettikleri şeylerin hak olduğunu bilirler. İsterse bunların içerdikleri hakkın ne olduğu onlara kapalı kalsın. Çünkü onlar Allah’ın bu misalleri boş yere vermediğini, aksine sonsuz bir hikmet ve büyük bir nimet dolayısı ile bunları örnek verdiğini bilmektedirler. “Ama küfre saplananlar “Allah bu misal ile ne murad etmiş?” derler” ve böylelikle itiraz eder ve şaşırır kalırlar. Mü’minler bu konuda imanlarına iman kattıkları gibi, kâfirler de küfürlerine küfür katarlar. Bundan dolayı “Allah onunla bir çoklarını saptırır ve yine onunla çoklarını da hidâyete eriştirir” diye buyrulmaktadır. İşte Kur’ân âyetlerinin inişi esnasında mü’minlerle kâfirlerin hali budur. Bu konuda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Bir sûre indirildiği zaman içlerinden bazıları: Bu hanginizin imanını artırdı? derler. İman etmiş olanlara gelince, daima onların imanını artırmıştır ve onlar birbirlerini müjdeleyip sevinirler. Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, onların murdarlıklarına murdarlık katıp artırmış ve onlar kâfirler olarak ölüp gitmişlerdir.”(et-Tevbe, 9/124-125) Kullar için Kur’ân âyetlerinin nüzûlünden daha büyük bir nimet olamaz. Ama buna rağmen bu âyetler kimi topluluklar için imtihan, şaşkınlık, sapıklık ve mevcut kötülüklerine kötülük katmaya sebep olur. Kimilerine de ihsan, rahmet ve mevcut hayırlarına hayır katmaya sebep olur. Kulları arasında farklılık kılan; tek başına hidâyete ileten ve dalâlete götüren Yüce Allah, her türlü eksiklikten münezzehtir. Bundan sonra Yüce Allah sapanları saptırmaktaki hikmet ve adaletini söz konusu ederek “O, bununla fasıklardan başkasını saptırmaz.” diye buyurmaktadır. Fasıklar; Allah’a itaatin dışına çıkan, Allah’ın Rasûllerine karşı inatlaşan, fısk vasfına bürünmüş ve onu başka hiçbir şeye değiştirmek istemeyen kimseler demektir. İşte Yüce Allah’ın hikmeti, bunların saptırılmasını gerektirmektedir. Çünkü onlar hidâyet bulmaya elverişli bir yapıda değillerdir. Nitekim Yüce Allah’ın lütuf ve hikmeti de iman sıfatını kazanan ve salih amellerle bezenen kimseleri hidâyete iletmeyi gerektirmiştir. Fâsıklık/fısk iki türlüdür: Birisi dinden çıkarıcı olandır ki bu imandan çıkmayı gerektiren fısk çeşididir. Bu âyet-i kerimede ve benzerlerinde sözü geçen fısk böyledir. Bir diğeri ise imanın dışına çıkartmayan fısk çeşididir. Yüce Allah’ın:“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse...”(el-Hucurat, 49/6) buyruğunda olduğu gibi. Daha sonra Yüce Allah, bu fasıkların niteliklerini belirterek şöyle buyurmaktadır: 27. “O (fasıklar) Allah’ın ahdini sağlamlaştırdıktan sonra bozarlar.” Bu buyruktaki “ahid” hem onlar ile Rab’leri arasında, hem de onlar ile diğer insanlar arasında olan ve bağlı kalmayı ağır sözlerle ve bağlayıcı hükümlerle pekiştirdikleri bütün ahitleri kapsamaktadır. İşte onlar bu ahitlere hiçbir şekilde aldırmazlar. Aksine onları bozarlar. Allah’ın emirlerini terk eder, yasaklarını çiğnerler. Kendileri ile diğer insanlar arasındaki ahitlere de riayet etmezler. “Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar.” Bu buyruğun kapsamına da pek çok şey girmektedir. Şöyle ki Yüce Allah bizimle kendisi arasında iman bağını bağlı tutmayı ve ona ubudiyet vazifesini yerine getirmeyi emretmiştir. Bizimle Rasûlü arasında da Rasûlü’ne iman etmek, onu sevmek, saymak, onun haklarını yerine getirmek bağlarını, bizimle anne-baba, yakın akrabalar, dostlar ve diğer insanlar arasında da Allah’ın bağlı kalmamızı emretmiş olduğu sair hakları yerine getirmemizi emretmiştir. İşte mü’minler Allah’ın birleştirilmesini emretmiş olduğu bütün bu hakları birleştirir ve en mükemmel şekli ile bunları yerine getirmeye çalışırlar. Fasıklar ise bu bağları koparırlar, bunları arkalarına atarlar. Bunlara bağlı kalmak yerine fasıklığı, bu bağları koparmayı ve günahları işlemeyi tercih ederler. İşte yeryüzünde fesat çıkarmak da budur. “İşte onlar” yani bu nitelikleri taşıyanlar, dünyada da, âhirette de “zarara uğrayanların tâ kendileridir.” Zarara uğramayı, hüsranı onlara münhasır bir özellik olarak zikretmektedir. Çünkü onlar bütün halleri ile hüsrandadırlar. Kâr sağladıkları herhangi bir husus yoktur. Çünkü her bir salih amelin kabulü için iman şarttır. İmanı olmayanın ameli de olmaz. İşte bu hüsran, küfür hüsranıdır. Bütün insanları kuşatan ve kimi zaman küfür, kimi zaman masiyet, kimi zaman da bir müstehabı terk etmek şeklinde açığa çıkan hüsrana gelince bundan da Yüce Allah’ın:“Muhakkak insan, hüsrandadır”(el-Asr, 103/2) buyruğunda söz edilmektedir. Bu hüsrandan müstesna olanlar sadece iman, salih amel, karşılıklı olarak hakkı ve sabrı tavsiye etmek niteliklerine sahip kimselerdir. Hüsranın gerçek mahiyeti ise kulun, elde edebileceği ve imkânı dahilinde olan hayırları elden kaçırmasıdır. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Temsil, teşbih, örnekleme edebî sanatlardan olup hem sözün güzelleşmesini hem de anlamanın kolaylaşmasını sağlar. Sonsuz merhamet ve lutuf sahibi olan Allah, kitabını kullarının zevkle okumaları ve kolay anlamaları için gerektiğinde bu sanatları da kullanmıştır. İnkârcıların yağmur, bulut, örümcek gibi örnekleri ileri sürerek “Allah böyle şeyleri örnek vermez” demeleri üzerine, “Gerektiğinde sivrisineği, hatta daha küçük ve önemsiz şeyleri bile örnek verir” denilerek bu düşünce reddedilmiştir. Allah Teâlâ’nın kullarına, gerçekleri görmeleri ve bilmeleri için verdiği alet ve araçlara, gönderdiği kitaplara ve peygamberlere rağmen inkârcılar, düşünme ve irade denilen yeteneklerini inkâr yönünde işletmiş, onu tercih etmişler, ilâhî irşad ve yardımdan yararlanmamışlardır. Aynı irşadlar ve bilgi araçları bir kısım insanların imanı tercih etmelerine yardımcı olurken bir kısım insanların da sapmalarına vesile olmuştur. İman veya inkâr, hidayet veya sapma, hayır veya şerden birini seçen insandır, insanın seçtiğini yaratan ise tek yaratıcı olan Allah’tır. Doğru yolu bulma veya sapma, seçim ve tercih yönünden kula (insana), yaratma yönünden ise Allah’a aittir. Fiil fâile (özne) böyle bağlanır ve “... saptı, saptırdı, hidayete erdi, hidayete erdirdi” denir. Allah’ın hidayet ve yardımının, fıtratı bozulmamış insanı doğru yola ileteceği, hidayete erdireceği; sapanların ise kendi iradeleriyle Allah emrine karşı geldikleri, irşadına sırt çevirdikleri, nefislerine uydukları için saptıkları âyette açıkça anlatılmıştır: “... onunla ancak emrine karşı gelenleri saptırır.” Meâlde “emrine karşı gelen” şeklinde çevrilen fâsık sözlükte belirli bir sınırı aşan, onun dışına çıkan” anlamına gelir. Dinî bir terim olarak “haktan sapan, Allah’ın emirlerine karşı gelen kişi” demektir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “fsk” md.).
Bakara Suresi 26. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz ki Allah -Subhanehu ve Teâlâ- dilediğini misal olarak getirmekten çekinmez. Sivrisineği örnek olarak vermiştir. Ondan daha büyük veya daha küçük şeyleri de örnek olarak getirir. İnsanlar bu misaller önünde iki kısımdır: Müminler ve kâfirler. Müminler bu misalleri tasdik eder ve verilen bu misallerin ardında bir hikmet olduğunu bilirler. Ancak kâfirler, Allah Teâlâ'nın bu hakir görülen sivrisinek, sinek, örümcek vb. gibi mahlukatı neden misal olarak getirdiğini alay etmek için birbirlerine sorarlar. Allah Teâlâ'dan ise bunlara cevap şu şekilde gelmektedir: Bu misaller yol göstermek, yönlendirmek ve insanları imtihan etmek içindir. Allah, bazılarını verilen bu misalerleri düşünmekten yüz çevirmesiyle sapıklığa sürükler. Bunların sayıları bir hayli çoktur. Sapıklığı hak edenden başkasını saptırmaz. Onlar münafıklar gibi Allah'a itaat etmeyi terk eden kimselerdir.