Önceki ayet· 2:246Sonraki ayet· 2:248

Bakara Suresi 247. Ayet· 2:247

↗ Bakara suresi
Medeni
وَقَالَ لَهُمۡ نَبِيُّهُمۡ إِنَّ ٱللَّهَ قَدۡ بَعَثَ لَكُمۡ طَالُوتَ مَلِكٗاۚ قَالُوٓاْ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلۡمُلۡكُ عَلَيۡنَا وَنَحۡنُ أَحَقُّ بِٱلۡمُلۡكِ مِنۡهُ وَلَمۡ يُؤۡتَ سَعَةٗ مِّنَ ٱلۡمَالِۚ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰهُ عَلَيۡكُمۡ وَزَادَهُۥ بَسۡطَةٗ فِي ٱلۡعِلۡمِ وَٱلۡجِسۡمِۖ وَٱللَّهُ يُؤۡتِي مُلۡكَهُۥ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٞ
Peygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Peygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir
Elmalılı Hamdi Yazır
Peygamberleri onlara: "Allah, size hükümdar olmak üzere Talût'u gönderdi." demişti. Onlar: "Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir." dediler. Peygamberleri de "Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir." dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Peygamberleri onlara dedi ki: "Allah, Tâlût'u size kral gönderdi." Şöyle konuştular: "O bizim üzerimizde nasıl saltanat kurabilir? Yönetimde biz ondan daha çok hak sahibiyiz. Ona bir mal genişliği de verilmemiştir." Peygamber dedi ki: "Allah onu seçip size üst olarak gönderdi. Onu bilgi ve beden gücü yönünden üstün kıldı." Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, mülkü genişletendir, her şeyi bilendir.
Süleyman Ateş
Peygamberleri onlara dedi ki: "Allah Talut'u size hükümdar gönderdi." Dediler ki: "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız, ona bol mal da verilmemiştir." Dedi: "Allah onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı." Allah mülkünü dilediğine verir. Allah(ın lutfu) geniştir, (O, herşeyi) bilendir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.7%
İngilizce
And their prophet said to them, "Indeed, Allah has sent to you Saul as a king." They said, "How can he have kingship over us while we are more worthy of kingship than him and he has not been given any measure of wealth?" He said, "Indeed, Allah has chosen him over you and has increased him abundantly in knowledge and stature. And Allah gives His sovereignty to whom He wills. And Allah is all-Encompassing [in favor] and Knowing
Fransızca
Et leur prophète leur dit: «Voici qu'Allah vous a envoyé Tâlût pour roi.» Ils dirent: «Comment règnerait-il sur nous? Nous avons plus de droit que lui à la royauté. On ne lui a même pas prodigué beaucoup de richesses!» Il dit: «Allah, vraiment l'a élu sur vous, et a accru sa part quant au savoir et à la condition physique.» - Et Allah alloue Son pouvoir à qui Il veut. Allah a la grâce immense et Il est Omniscient
İspanyolca
Su Profeta les dijo: "Dios les ha enviado a Saúl para que sea su rey". Exclamaron: "¿Por qué será él nuestro rey, si nosotros tenemos más derecho que él y ni siquiera es rico?" Dijo: "Dios lo ha elegido para ustedes y lo ha dotado de gran capacidad intelectual y física". Dios concede el reino a quien Él quiere, porque Dios es Vasto, todo lo sabe
Rusça
Их пророк сказал им: «Аллах назначил вам царем Талута (Саула)». Они сказали: «Как он может стать нашим царем, если мы более достойны править, чем он, и он лишен достатка в имуществе?». Он сказал: «Аллах предпочел его вам и щедро одарил его знаниями и статью. Аллах дарует Свое царство, кому пожелает. Аллах - Объемлющий, Знающий»
Endonezce
Dan nabi mereka berkata kepada mereka, "Sesungguhnya Allah telah mengangkat Talut menjadi rajamu." Mereka menjawab, "Bagaimana Talut memperoleh kerajaan atas kami, sedangkan kami lebih berhak atas kerajaan itu daripadanya, dan dia tidak diberi kekayaan yang banyak?" (Nabi) menjawab, "Allah telah memilihnya (menjadi raja) kamu dan memberikan kelebihan ilmu dan fisik." Allah memberikan kerajaan-Nya kepada siapa yang Dia kehendaki, dan Allah Mahaluas, Maha Mengetahui
Bengalce
আর তাদেরকে তাদের নবী বললেন, নিশ্চয়ই আল্লাহ তালূতকে তোমাদের জন্য বাদশাহ সাব্যস্ত করেছেন। তারা বলতে লাগল তা কেমন করে হয় যে, তার শাসন চলবে আমাদের উপর। অথচ রাষ্ট্রক্ষমতা পাওয়ার ক্ষেত্রে তার চেয়ে আমাদেরই অধিকার বেশী। আর সে সম্পদের দিক দিয়েও সচ্ছল নয়। নবী বললেন, নিশ্চয় আল্লাহ তোমাদের উপর তাকে পছন্দ করেছেন এবং স্বাস্থ্য ও জ্ঞানের দিক দিয়ে প্রাচুর্য দান করেছেন। বস্তুতঃ আল্লাহ তাকেই রাজ্য দান করেন, যাকে ইচ্ছা। আর আল্লাহ হলেন অনুগ্রহ দানকারী এবং সব বিষয়ে অবগত।
Çince
他们的先知对他们说:“安拉确已为你们立塔鲁特为国王。”他们说:“他怎么配做我们的国王呢?我们是比他更配做国王的,况且他没有丰富的财产。”他说:“安拉确已选他为你们的领袖,并且加赐他渊博的学识和健壮的体魄。”安拉常常把国权赏赐自己所意欲的人。安拉是宽大的,是全知的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Şüphesiz Allah bayrağı altında onunla beraber savaşmanız için Tâlût'u size hükümdar kıldı.” Onların soyluları bu seçimi kınayıp itiraz ederek; “Biz hükümdarlığa ondan daha layık olduğumuz halde o, bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Çünkü o, bir hükümdarın oğlu değildir. Bu hükümdarlığında ona yardımcı olacak geniş bir servete de sahip değildir.” dediler. Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Muhakkak ki Allah, onu sizlerin üzerine hükümdar olarak seçti ve onun ilminin genişliğini ve bedensel gücünü artırdı." Allah mülkünü, hikmeti ve rahmetiyle dilediğine verir. Allah'ın lütfu çok geniştir, dilediğine verir, kullarından kimin müstahak olduğunu bilir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
246- Mûsâ’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani onlar peygamberlerine: “Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi. O da:“Ya savaş üzerinize farz kılınır da savaşmazsanız?” demişti. Onlar:“Allah yolunda neye savaşmayalım ki? Zira hem yurdumuzdan çıkarıldık hem de evlatlarımızdan edildik!” demişlerdi. Fakat onlara savaş farz kılındığı zaman içlerinden çok azı müstesna yüz çevirdiler. Allah zalimleri çok iyi bilendir. 247- Peygamberleri onlara:“Allah size hükümdar olarak Tâlût’u bir gönderdi” dedi. Onlar da:“O, nasıl olur da başımıza hükümdar olabilir?! Hâlbuki biz hükümdarlığa ondan daha layığız, üstelik ona bolca mal da verilmemiştir.” dediler. (Peygamberleri): Muhakkak Allah onu sizin üzerinize seçmiş ve ilimce de vücutça da ona bir üstünlük vermiştir, dedi. Allah mülkünü dilediği kimseye verir. Allah Vâsidir, her şeyi bilendir. 248- Peygamberleri onlara dedi ki:“Onun hükümdarlığının alâmeti size o Tabut’un gelmesi olacaktır. Onun içinde Rabbinizden bir sükûnet ve Mûsâ ile Hârun’un aile halkının terekesinden arta kalanlar vardır ve onu melekler taşıyacaktır. Elbette bunda sizin için bir ayet vardır; eğer gerçekten iman etmiş iseniz.” 249- Tâlût ordusuyla ayrıldığında:“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek; ondan içen benden değildir, onu tatmayansa bendendir, eli ile bir avuç alanlar müstesna” dedi. Fakat içlerinden pek azı dışında ondan içtiler. Nihâyet o ve beraberindeki mü’minler nehri geçince “Bugün biz Câlût’a ve ordusuna güç yetiremeyiz” dediler. Allah’a kavuşacaklarını bilenler ise:“Az sayıdaki nice topluluk çok sayıdaki topluluğu Allah’ın izni ile yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” dediler. 250- Câlût ve askerlerinin karşısına çıktıklarında:“Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, ayaklarımıza sebat ver ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et” dediler. 251- Derken Allah’ın izni ile onları bozguna uğrattılar. Dâvûd da Câlût’u öldürdü. Allah, ona hem hükümdarlığı hem de hikmeti verdi ve ona dilediği bazı şeyleri öğretti. Eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile savmasaydı yeryüzü muhakkak fesada uğrardı. Fakat Allah âlemler üzerinde büyük lütuf sahibidir. 252- Bunlar Allah’ın âyetleridir. Sana onları hak ile okuyoruz ve şüphesiz sen gönderilmiş peygamberlerdensin. 246-247. Yüce Allah bu kıssayı bu ümmete ibret alsınlar, cihada rağbet etsinler ve ondan yüz çevirmesinler diye anlatmaktadır. Zira sabredenlerin dünyada da âhirette de övülmeye değer âkıbetleri olacaktır. Yüz çevirenler ise her ikisini de kaybetmişlerdir. Yüce Allah’ın haber verdiğine göre; İsrailoğullarından görüş sahibi kimseler ile sözleri etkin kişiler cihad hususunda karşılıklı görüş alışverişinde bulundular ve sonunda peygamberlerinden kendilerine bir hükümdar tayin etmesini isteme kararı aldılar. Bu hükümdarın tayin edilmesi ile aralarındaki anlaşmazlığın sona ermesini, tam bir itaatin gerçekleşmesini ve ondan sonra hiç kimsenin söyleyecek bir sözünün kalmamasını istemişlerdi. Peygamberleri ise bu taleplerinin, beraberinde bir fiiliyatı getirmeyecek salt sözlü bir talep olduğundan korkmuştu. Onlar da peygamberlerine bu konuda kesin kararlı olduklarını ve buna tam anlamı ile bağlı kalacaklarını ifade ettiler. Kendileri için savaşın kaçınılmaz bir şey olduğunu, çünkü savaşın, yurtlarını geri almalarının, eski yerlerine ve vatanlarına geri dönmelerinin tek yolu olduğunu belirttiler. Peygamberleri de onlara Tâlût’u hükümdar tayin etti. Mutlaka güzel bir şekilde komuta edecek bir kumandanı gerektiren bu işte onlara o, kumandanlık edecekti. Ancak Tâlût’un tayin edilmesini garip karşıladılar. Çünkü kanaatlerine göre aralarında gerek soyu itibari ile gerek serveti itibari ile bu işe daha layık kimseler bulunuyordu. Peygamberleri de onlara şöyle cevap verdi: Allah, Tâlût’u ona vermiş olduğu güçlü yönetim (siyaset) bilgisi ve sahip olduğu bedeni güç dolayısıyla üzerinize seçmiş bulunmaktadır. Çünkü bunlar cesaretin, zorlukların üstesinden gelmenin ve güzel idarenin aracıdırlar. Diğer taraftan hükümdarlığın mal çokluğu ile bir ilgisi yoktur. Hükümdarlık yapacak bir kimsenin hükümdarlık hanedanından veya ileri gelenlerin sülalesinden olması da gerekmez. Hem Allah lütfunu dilediği kimseye verir. Daha sonra bu şerefli peygamber, söz konusu ettiği Tâlût’un yetkinliği ve aranan nitelikleri kendisinde topladığını ileri sürerek onları ikna etmeye çalışmakla yetinmeyip ayrıca onlara şöyle dedi: 248. “Onun hükümdarlığının alâmeti size o Tabut’un gelmesi olacaktır. Onun içinde Rabbinizden bir sükûnet ve Mûsâ ile Hârun’un aile halkının terekesinden arta kalanlar vardır.” Sözü edilen bu Tâbût’u düşman ellerine geçirmişti. Ancak onlar ne Talut’taki manevi nitelikleri ne de Yüce Allah’ın Peygamberi vasıtası ile onu tayin etmesini yeterli bulmadılar. Bu mucize ile destekleninceye kadar buna razı olmadılar. Bundan dolayıdır Peygamberleri devamla şöyle demiştir:“Elbette bunda sizin için bir ayet (mucize/delil) vardır. Eğer gerçekten iman etmiş iseniz.” O vakit teslimiyet gösterdiler ve itaatle boyun eğdiler. 249-250. “Tâlût ordusuyla ayrıldığında…” Tâlût başlarına geçip onları askeri düzene sokup tertip ettikten sonra, düşmanları ile savaşmak üzere onlarla bulundukları yerden ayrıldı. Ancak onların arasında bazılarının kararsız ve yeterli gayrete sahip olmadıklarını gördü. Bu durumda sabreden kimseler ile sebat göstermeyecek kimselerin ayırt edilmesi gerektiği kanaatine vardığından:“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek” dedi. Siz suya ihtiyaç duyacağınız vakit bu nehrin yanından geçeceksiniz. “Ondan içen benden değildir” yani bana tâbî olmasın, arkamdan gelmesin. Çünkü bu o kimsenin sabır ve direncinin azlığının, tahammülsüzlüğün bir delilidir. “Onu tatmayan ise” samimiyeti, sabır ve metaneti dolayısıyla “bendendir. Eli ile bir avuç alanlar müstesna dedi.” Yani bu şekilde içmeye izin vardır. Sözü edilen nehire ulaştıklarında gerçekten suya ihtiyaçları vardı. O nedenle “İçlerinden pek azı dışında” hepsi o sudan içtiler. O azınlık ise içmeyip sabrettiler. “Nihâyet o ve beraberindeki mü’minler nehri geçince” ya suya karşı sabredemeyenler yahut da nehri geçenlerden bir grup şöyle dedi: “Bugün biz Câlût’a ve ordusuna güç yetiremeyiz.” Eğer bu sözü söyleyenler su içen sabırsızlar ise bu, onların sabırsızlıklarına gerekçe olmak üzere söyledikleri bir sözdür. Şâyet bu sözleri söyleyenler Tâlût ile birlikte nehri geçenler ise o zaman bu söz, onların bir bakıma kendilerini zayıf gördüklerini gösterir. Ancak kâmil iman sahibi kimseler sebat göstermek ve ileri atılmak konusunda onları teşvik ederek şöyle dediler:“Az sayıdaki nice topluluk çok sayıdaki topluluğu Allah’ın izni ile yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” Allah; yardımı, desteği ve zafer ihsanı ile onlarla beraberdir. Bu sözler üzerine sebat ettiler, düşmanları Câlût ve askerlerine karşı savaşta sabır ve metanet gösterdiler. 251. “Davud da Câlût’u öldürdü” böylelikle düşmanlarına karşı zafer elde ettiler. “Allah ona” yani Davud’a “hem hükümdarlığı hem de hikmeti” peygamberliği, faydalı bilgileri, hikmeti ve hakkı batıldan, haklıyı haksızdan ayırd edici sözü “verdi.” Daha sonra Yüce Allah cihadın faydasını şu buyruğu ile beyan etmektedir: “Eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile savmasaydı” kâfirlerin, facirlerin, şer ve fesad ehlinin istilası sonucunda “yeryüzü muhakkak fesada uğrardı. Fakat Allah âlemler üzerinde büyük lütuf sahibidir.” Mü’minlere lütfedip onları ve dinlerini, indirdiği şer’î hükümlerle ve ilahi takdiriyle onları savunmak sureti ile mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Şanı Yüce Allah bu şekilde kıssayı beyan ettikten sonra Rasûlü’ne hitaben şöyle buyurmaktadır: 252. “Bunlar Allah’ın âyetleridir. Sana onları hak ile okuyoruz. Şüphesiz sen gönderilmiş peygamberlerdensin.” Onun peygamberliğinin delilleri arasında bu kıssa da vardır. Çünkü o Allah’tan aldığı vahiy ile bu kıssayı gerçeğe uygun olarak haber vermiştir. Bu kıssada Muhammed ümmetinin alacağı pek çok ibretler vardır: 1- Bunlardan birisi Allah yolunda cihadın fazileti, faydaları ve cihadın güzel sonuçlarıdır. Cihad dini, vatanı, bedenleri ve malları korumanın biricik yoludur. Mücahidlerin -işler kendilerine zor ve ağır gelse bile- âkıbetleri övgüye layıktır. Buna karşılık sözlerinde durmayan sabırsızlar da -kısa bir süre rahat etseler dahi- uzun bir süre rahatlarından olurlar. 2- Bir diğer ibretli nokta başkanlığa, yeterli olan kimsenin seçilmesi ile ilgilidir. Yeterlilik ise iki hususa dayanır: Birincisi siyaset ve yönetim bilgisi demek olan ilim; ikincisi ise kendisi vasıtası ile hakkı uygulayacağı bir güç. Bu iki özelliği kendisinde toplayan kimse başkalarına göre yöneticilikte daha bir hak sahibidir. 3- Bu kıssa ilim adamlarının şu görüşlerine de delildir: Ordu kumandanları, yola çkarken orduyu iyice gözden geçirmelidirler. Savaşa elverişli olmayan kişi, at ve binekler -zayıflık, sabırsızlık yahut başkasının direncini kırma ya da orduya eşlik etmelerinde zarar bulunması gibi sebeblerle- alıkonulmalıdır. Çünkü bunların orduda bulunması başkaları için de katıksız bir zarardır. 4- Savaşın yapılacağı sırada mücahidlerin daha bir güçlendirilmeleri, cesaret duygularının harekete geçirilmesi, iman gücüne, Yüce Allah’a tam anlamı ile tevekkül edip O’na güvenmeye teşvik edilmeleri, Allah’tan sebat istemeleri, düşmanlara karşı sabır ve zafer ermesi yönünde O’nun yardımını istemeleri gerekir. 5- Savaş ve cihada karar vermek savaşmaktan farklı bir şeydir. İnsan savaş kararını vermekle birlikte savaşta fiilen hazır olduğu vakit bu kararlılığı ve direnci çözülebilir. İşte bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in duaları arasında şu da vardır:“Senden işlerde sebat ve doğruluk üzere kararlılık dilerim.” Nitekim bu kimseler de savaş kararı almanın yanı sıra gerçekten bu kararlarında samimi olduklarını ortaya koyan sözler sarfetmekle beraber savaş vakti gelince pek çoğu bu sözlerinden caydı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in:“Kaza(nın vukûun)dan sonra da ona razı olmayı Senden dilerim.” duası da bu halin bir benzerini ortaya koymaktadır. Çünkü kadere gerçek rıza, nefislerin hoşuna gitmeyen ilâhi takdirin vukuundan sonra gösterilen rızadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Peygamberleri onlara Tâlût’un (Saul) Allah tarafından hükümdar olarak tayin edildiğini bildirince buna iki sebeple itiraz ettiler: a) Tâlût uzun boylu, yiğit bir halk çocuğu idi, İsrâiloğulları’nın ileri gelenlerinden, hükümdar çıkması beklenen ailelerinden değildi. Onların anlayışına göre böyle aileler dururken bir halk çocuğu hükümdar olamazdı; bu makama o değil topluluğun ileri gelenleri lâyık idiler. b) Tâlût zengin değildi; onlara göre hükümdar olacak şahıs aynı zamanda zengin olmalıydı. Allah Teâlâ bu itiraza peygamberleri aracılığı ile verdiği cevapla yöneticilerde bulunması gereken nitelikler konusunda evrensel mesajlar iletmiş oluyordu. Buna göre: 1. Mülk ve iktidar asaleten Allah’a aittir, kulların bunlara sahip olmaları mecazidir. O halde yönetici, bir kısım çevrelerin değil, öncelikle Allah’ın yönetmeye lâyık gördüğü kimselerde aradığı vasıflara sahip olmalıdır. Âyette Tâlût’u Allah’ın seçmiş olması onun bu açıdan liyakatini göstermekte ve dikkatleri bu yöne çekmektedir. 2. Tâlût bilgili ve güçlüdür; yönetici olacak şahısların zengin değil, bilgili ve güçlü olmaları gerekir. “İlimde ve cisimde başkalarından üstün olmak” mânevî ve maddî nitelikler bakımından namzetler arasında en üstünü olmak demektir. Eski Ahid’in I. Samuel kitabında (8-11) anlatılanları tarihî bilgilerle tamamlayan araştırmacılara göre Hz. Mûsâ’dan sonra onun yerini alan Yûşa’ b. Nûn, çeşitli şehirlerde yaşayan İsrâiloğulları’nın her bir boyuna (sıbt) bir hâkim tayin etmişti, bunların arasında peygamber olanlar da vardı. Samuel peygamber zamanına kadar devam eden bu döneme “hâkimler dönemi” denilmektedir. O döneme kadar İsrâiloğulları Amâlike, Midyanîler, Ârâmîler ve Filistinliler’le savaşıp durdular. Kimi zaman onlar kimi zaman bunlar galip geliyorlardı. Aynı zamanda hâkim olan Samuel peygamberin yaşlandığı günlerde Gazze yakınlarında Filistîler’le yaptıkları bir savaşta büyük bir mağlûbiyete uğradılar ve çok önem verdikleri kutsal sandığı da (tabut) düşmana kaptırdılar. İleri gelenler peygamberlerinin yaşlanmış, hâkim tayin ettiği iki oğlunun da beceriksiz ve adaletsiz olduğunu, başlarına gelenlerin sebepleri arasında saydıkları için kendisine gelerek, düşmanlarında olduğu gibi kendilerine de bir hükümdar tayin etmesini istediler. Bunun üzerine Peygamber Samuel, Allah Teâlâ’nın bildirmesiyle Tâlût’u bulmuş ve takdis ederek İsrâiloğulları’na hükümdar tayin etmiş ve böylece hâkimler dönemi sona ermiş, krallar dönemi başlamıştır (m.ö. 1095). Tâlût uzun boyundan dolayı bu lakapla anılır. Asıl adı ise Saul b. Kays’tır (Neccâr, Kısasu’l-enbiyâ, s. 303 vd.; İbn Âşûr, II, 487-489).
Bakara Suresi 247. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Şüphesiz Allah bayrağı altında onunla beraber savaşmanız için Tâlût'u size hükümdar kıldı.” Onların soyluları bu seçimi kınayıp itiraz ederek; “Biz hükümdarlığa ondan daha layık olduğumuz halde o, bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Çünkü o, bir hükümdarın oğlu değildir. Bu hükümdarlığında ona yardımcı olacak geniş bir servete de sahip değildir.” dediler. Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Muhakkak ki Allah, onu sizlerin üzerine hükümdar olarak seçti ve onun ilminin genişliğini ve bedensel gücünü artırdı." Allah mülkünü, hikmeti ve rahmetiyle dilediğine verir. Allah'ın lütfu çok geniştir, dilediğine verir, kullarından kimin müstahak olduğunu bilir.