Diyanet İşleri
Ey İnsanlar! Peygamber Rabbiniz'den size gerçekle geldi, inanın, bu sizin hayrınızadır. İnkar ederseniz, bilin ki, göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah bilendir. Hakim'dir
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey insanlar, Resul size, Rabbi'nizden hakkı (gerçeği) getirdi. Kendi yararınıza olarak ona inanın. Eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ey insanlar! Resul size Rabbinizden hakkı getirdi; artık inanın ona ki hayrınıza olsun. Nankörlük ederseniz göklerdekiler de yerdekiler de Allah'ındır. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Ey İnsanlar, Elçi size, Rabbinizden gerçeği getirdi. Kendi yararınıza olarak (ona) inanın. Eğer inkar ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey insanlar! Size resul Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'dan hidayeti ve hak dini getirdi. Siz de getirdiğine iman ediniz, sizin için dünyada ve ahirette hayırlı olan budur. Eğer Allah'ı inkâr ederseniz, Allah'ın iman etmenize ihtiyacı yoktur ve sizin küfretmeniz O'na zarar vermez. Çünkü göklerin, yerin ve aralarında bulunanların hepsinin mülkü O'na aittir. Şüphesiz Allah, hidayeti kimin hak ettiğini daha iyi bilir ve ona hidayeti kolaylaştırır. Kimin de hidayeti hak etmediğini bilir ve onu hidayete karşı kör eder. Allah söylemiş olduğu sözlerinde, fiillerinde, şeriatında ve kaderinde (takdir ettiğinde) hikmet sahibidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
170- Ey insanlar! Hiç şüphesiz Peygamber size Rabbinizden hak ile gelmiştir. O halde kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer kâfir olursanız (bilin ki) göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Allah Alîmdir, Hakîmdir.
170. Yüce Allah bütün insanlara kulu ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmelerini emretmektedir. Ona iman etmeyi gerektiren sebebi, ona imanın faydasını ve ona iman etmeme halindeki zararı da söz konusu etmektedir. Ona iman etmeyi gerektiren sebep, onun insanlara hak ile gelmiş olmasıdır. Yani bizatihi onun gelişi de haktır, getirdiği şeriat da haktır. Aklı başında bir kimse insanların, cehalet içerisinde, şaşkın bir halde, risaletten uzak, küfre saplanmış ve tereddütlerle kuşatılımış halde kalmalarının, Allah’ın hikmet ve rahmetine uygun düşmeyeceğini bilir. İşte Yüce Allah’ın insanlara peygamberini göndermesi, O’nun yüce hikmet ve muazzam rahmetinin bir tecellisidir. Çünkü bu peygamber onlara neyin hidâyet, neyin sapıklık, neyin doğruluk, neyin de eğrilik olduğunu bildirmek için gelmiştir. Onun risaletine sadece bir göz atmak, peygamberliğinin doğruluğunu anlamak için yeterlidir. Aynı şekilde onun getirmiş olduğu yüce şeriata ve dosdoğru yola bir göz atmak da bunu anlamak için yeterlidir. Çünkü onun getirdiği dinde, geçmiş ve geleceğe dönük gaybi bilgiler haber verildiği gibi Allah ve âhiret günü hakkında da ancak vahiy ve risalet ile bilinebilecek şeyler bildirilmektedir. Onun getirdiği dinde hayır, salah, doğruluk, adalet, ihsan, sıdk, iyilik, hakları gözetmek, güzel ahlakın her türlüsünün emredilmiş olması; buna karşılık her türlü kötülük, fesad, azgınlık, zulüm, kötü ahlâk, yalan ve hak sahiplerinin hakkına riâyet etmemek gibi hususların yasaklanmış olması, kesinlikle bu dinin Allah’tan geldiğini ortaya koymaktadır. Kulun bunlara dair basireti arttıkça iman ve yakîni de artar. İşte O’na iman etmeyi gerektiren sebep budur. Peygamber’e imanın faydasına gelince Yüce Allah, bize O’na imanın “kendi iyiliğimize” olacağını haber vermektedir. İyilik ise kötülüğün zıddıdır. İman etmek hem bedenleri, hem kalpleri, hem ruhları, hem dünyaları, hem de âhiretleri yönünden mü’minlerin iyiliğinedir. Çünkü imanın sonucunda pek çok maslahat ve fayda elde edilir. Dünyevi ve uhrevi her türlü mükâfat imanın mahsulüdür. İlâhi yardıma mazhar olmak, hidâyet, ilim, salih amel, sevinç, cennet, cennetin ihtiva ettiği her türlü nimet gibi bütün bu hususlar imanın bir sonucudur. Öte yandna dünyevi ve uhrevi bedbahtlık da imansızlıktan yahut iman eksikliğinden dolayıdır. Peygamber’e iman etmemenin zararına gelince bu da imanın sağladığı faydaların zıddını bilmekle anlaşılır. Kul iman etmemekle ancak kendisine zarar verir. Şanı Yüce Allah’ın ona hiçbir ihtiyacı yoktur. İsyankârların isyanının O’na bir zararı olmaz. İşte bundan dolayı da Yüce Allah:“Eğer kâfir olursanız (bilin ki) göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır” buyurmaktadır. Yani hepsi O’nun yarattığı varlıklardır, hepsi O’nun mülküdür ve hespi de O’nun idare ve tasarrufu altındadır. “Allah, Âlîmdir”; her şeyi çok iyi bilir, “Hakîmdir.” yaratmasında ve emrinde de hikmet sahibidir. O bakımdan O, kimin hidâyeti kimin de sapıklığı hak ettiğini çok iyi bilir. Ayrıca hidâyet ve sapıklığı yerli yerince koymak hususunda da hikmeti sonsuzdur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Genel olarak inkârcıları ve özel olarak da Ehl-i kitabı muhatap alan önceki âyetlerde bunların dayanakları çürütüldüğü ve taleplerinin anlamsızlığı açıklandığı için içlerinde Arabistan müşriklerinin ve çevrede yaşayan Ehl-i kitabın da bulunduğu bütün insanların hak dine çağrılmalarına uygun bir zemin hazırlanmış oldu. Bu sebeple önce bu âyette bütün insanlar, takip eden âyette ise Ehl-i kitap hak dine, tevhid inancına davet edilmektedir.
Resûlullah’ın Allah’tan getirdiği gerçek Kur’an’dır ve İslâm’dır. Allah bütün insanları bu dine inanmaya çağırmaktadır. Kur’an’ın nâzil olduğu yerde ve zamanda “Ey insanlar!” denildiği zaman bundan yakın çevredeki inkârcılar, müşrikler anlaşılsa bile “bütün insanlara yönelik” bir çağrıyı Arabistan kıtasına ve müşriklere özgü kılmak ilâhî maksada uygun değildir. Çünkü Kur’an âyetleri insanların, bunlardan ibaret olmadığını, çeşitli ırk, renk, dil ve kültürden olan başka insanların da bulunduklarını açıklamaktadır. Hz. Peygamber de İslâm davetini Arabistan yarımadası ve Arap kavmi ile sınırlı tutmamış, Habeşistan’dan İran’a ve Bizans’a kadar dünyanın dört bucağına ulaştırmaya çalışmıştır.
Allah’ın kullarını imana ve iyi davranışlarda bulunmaya (amel-i sâlih) çağırması –hâşâ– kendisi buna muhtaç olduğu için değildir. Çünkü insanlar da dahil olmak üzere bütün yaratılmışlar O’na aittir, O’nun mülküne dahildir. İman ve sâlih ameller insanlara lâzımdır, buna muhtaç olan insanlardır, dünya ve âhiret mutlulukları imana ve sâlih amele bağlıdır. Bu sebeple insanlar için hayırlı olan davranış, dini inkâr ve ilâhî emirlere isyan etmek veya bunlara karşı ilgisizlik değil, iman ve sâlih amellerdir.