Kâinat

İslam düşüncesinde eski bir benzetme vardır: iki kitap. Biri okunan kitaptır, harflerden kurulmuş; öteki görünen kitap, yani kâinatın kendisi. İbn Arabî bu ikincisine "varlık kitabı" der; Mevlânâ "âlem, harfsiz bir Kur'an" anlamına gelen imgeler kurar; Bediüzzaman aynı fikri "kitab-ı kebir-i kâinat" diye anar. Ortak sezgi şudur: aynı kalemden çıkmış iki metin birbiriyle çelişmez, biri ötekini okumayı öğretir.

Bu sayfa o iki kitaptan yalnız birini ölçebilir. Kur'an doğadan söz ederken hangi kelimeleri seçiyor, bu kelimeler metnin neresinde toplanıyor, hangileri birlikte anılıyor — ölçülebilen budur. Ölçülemeyen ise bir ayetin bir bilimsel olguyu önceden bildirip bildirmediğidir; bu soru bir ölçüm sorusu değil, bir yorum sorusudur.

Bu yüzden sayfa hüküm vermiyor. Yaptığı şey, bir kelimeyi üç ayrı ışıkta göstermek: metnin o kelimeyi başka nerelerde nasıl kullandığı, geleneğin onu nasıl okuduğu, ve bugün o alanda ne bilindiği. Üçünü yan yana koyduktan sonra hangisinin ne kadar ağır bastığına karar vermek okuyucunun işi. Derin analiz sayfası metnin biçimini ölçüyordu; burası konusunu ölçüyor.

Grafiklerdeki şu işaretler ne demek? (p, q, σ, κ, PPMI, güven aralığı)

Bu sayfadaki her ölçümün bir kontrol grubu var. Bir ilacı denerken ilacı almayan bir grup da kurarsınız; ilaç grubu iyileşti diye sevinmeden önce diğerine bakarsınız. Burada da öyle: metni alıp aradığımız düzeni bilerek bozarız — kelimelerin yerini değiştirir, etiketleri karıştırırız — ve aynı ölçümü binlerce kez tekrarlarız. Bozulmuş metin de aynı sonucu veriyorsa, bulduğumuz şey metne ait değildir. İstatistikte buna "null modeli" deniyor; her bölümde tam olarak neyin bozulduğu yazılı, çünkü neyi bozduğunuz sorunun ne olduğunu belirler.

p — şans bunu ne sıklıkla yapardı. p = 0,01 demek "karıştırılmış metin bu kadar çarpıcı bir sonucu yüz denemeden birinde kendiliğinden üretiyor" demek. Küçük p iyi. p = 0 diye bir şey yoktur: bin deneme yaptıysanız söyleyebileceğiniz en güçlü şey "binde birden az"tır.

q — çok bakarsan bir şey bulursun düzeltmesi. Bir zarı bir kez atıp altı gelirse şaşırırsınız; yüz kez atarsanız birkaç altı normaldir. Yüzlerce kelime çiftini tek tek yoklarsanız, hiçbir gerçek etki olmasa bile birkaçı "anlamlı" çıkar. q bu şişkinliği düzeltir. Tablolarda p'ye değil q'ya bakın.

%95 güven aralığı — ölçümün payandası. Tek bir sayı ne kadar sağlam durduğunu söylemez. Aralık şunu söyler: aynı ölçümü biraz farklı bir örneklemle yapsaydık sonuç büyük ihtimalle bu iki değer arasında çıkardı. Aralık sıfırı içermiyorsa, ölçtüğümüz fark yönünü koruyor demektir.

σ (sigma) — serpilmiş mi, öbek mi. Bir kelimenin geçişleri arasındaki boşlukların ne kadar düzensiz olduğu. Sokak lambaları gibi eşit aralıklıysa σ ≈ 0; yağmur damlaları gibi rastgele serpilmişse σ ≈ 1; birkaç yerde toplanıp gerisini boş bırakıyorsa σ epeyce büyük.

PPMI — kaç kat fazla buluşuyorlar. İki kelimenin aynı ayette görülme sıklığının, ayrı ayrı sıklıklarından tahmin edilenden ne kadar yüksek olduğu; ikinin kuvveti cinsinden. PPMI = 1 iki kat fazla, PPMI = 7 yüz yirmi sekiz kat fazla demek.

κ (kappa) — şans düşülmüş uyum. İki ayrı listenin ne kadar aynı şeyi gösterdiği. Ham yüzde yanıltıcıdır: iki kişi de çoğu şeye "hayır" diyorsa hiç bakmadan bile uyuşurlar. κ o bedava uyumu düşer. 1 kusursuz, 0 madeni para atmakla aynı.

Ve en önemlisi: "anlamlı" ile "önemli" aynı şey değil. Yeterince büyük veride kılpayı bir fark bile istatistiksel olarak anlamlı çıkar. Asıl soru farkın ne kadar büyük olduğudur. Bu yüzden p'nin yanında her zaman bir de etki büyüklüğü var — kat, σ, PPMI, κ hep budur.

Yükleniyor…