Diyanet İşlerien ayrışan
Kuran'ı, önce gelen Kitap'ı tasdik ederek ve ona şahid olarak gerçekle sana indirdik. Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet; gerçek olan sana gelmiş bulunduğuna göre, onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık; eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir; o halde iyiliklere koşuşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirir
Elmalılı Hamdi Yazır
Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.
Yaşar Nuri Öztürk
Sana da Kitap'ı hak olarak indirdik. Kitap'tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak... O halde onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol/şerîat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir.
Süleyman Ateş
Sana da kendinden önceki Kitabı doğrulayıcı ve onu kollayıp koruyucu olarak Kitabı gerçekle indirdik. Artık onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen gerçekten ayrılıp onların keyiflerine uyma! Sizden her biriniz için bir şeri'atve bir yol belirledik. Allah isteseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat size verdiğ(i ni'met)ler(i) içinde sizi sınamak istedi. Öyleyse hayır işlerine koşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O size ayrılığa düştüğünüz şeyler(in hakikatin)i haber verecektir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Biz sana Kur'an'ı Allah'tan olduğuna hiç şek şüphe barındırmayan doğruluk ile indirdik. Kendisinden önce indirilen kitapları doğrulayıcıdır ve güvenilirdir. Önceki kitapların Kur'an'a uyan kısımları hak, muhalefet edenleri de batıldır. İnsanların arasında Allah'ın sana indirdiğiyle hükmet. İçerisinde hiçbir şüphe olmayan sana indirilen hakkı terk edip hevâlarına heveslerine uyma. Kesinlikle biz, her ümmete bir şeriat ve amelî hükümler, hidayet bulacakları apaçık bir yol kıldık. Şayet Allah bütün şeriatları bir yapmak isteseydi tek bir şeriat yapardı. Lakin herkesi imtihan etmek, itaat eden ile isyan edeni ayırt etmek için, her bir ümmete ayrı bir şeriat verdi. Hayır işleri yapmada ve kötülükleri terk etmede acele ediniz. Kıyamet gününde hepinizin dönüşü yalnız Allah'a olacaktır. İhtilafa düştüğünüz hükümleri sizlere bildirecektir. Önceden yapmış olduğunuz amellerinizin karşılığını verecektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
48- Sana da Kitab’ı hak ile kendinden önce indirilen kitapları tasdik edici ve onlar üzerinde gözcü ve hakim olarak indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen hakkı bırakıp da onların hevalarına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi elbette hepinizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği ile sizi imtihan etmek istedi. Öyle ise hayırlı işlerde yarışın. Hepinizin dönüşü yalnız Allah’adır ve O, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. 49- Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların hevalarına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni vazgeçirmelerinden de sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki bazı günahlarından dolayı Allah onları cezalandırmak ister. Gerçekten insanlardan çoğu fasıktır. 50- Yoksa onlar cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Yakîn sahibi bir toplum için kimin hükmü Allah’ın hükmünden daha güzel olabilir ki?
48. Yüce Allah:“Sana da Kitab’ı” yani kitapların en faziletlisi ve en değerlisi olan Kur’ân’ı “hak ile” hem indirilmesi itibari ile hem de ihtiva ettiği haberleri, emir ve yasakları ile “kendinden önce indirilen kitapları tasdik edici…” çünkü o, daha önce indirilmiş kitaplara şahitlik etmiştir, onlara uygundur. Onun verdiği haberler ile önceki kitapların haberleri, ihtiva ettikleri ana şer’î hükümler ve haberler birbirlerine uygundur. Böylece bu Kitab’ın varlığı, öncekilerin haberlerini tasdik etmektedir. “Onlar üzerinde gözcü ve hakim olarak indirdik.” Önceki kitapların ihtiva ettiklerini ihtiva etmekle birlikte ilâhi buyruklar ve ahlaki hususlar konusunda daha fazla hükümler içermektedir. Böylece bu Kitap, önceki Kitapların getirmiş olduğu bütün haklara uyan, onları emir ve teşvik eden bir Kitaptır. Hakka ulaştıran yolları da daha fazlası ile ortaya koyandır. Yine geçmişlerin de geleceklerin de haberlerini ihtiva eden bir Kitaptır. Hükmün, hikmetin ve önceki Kitapların içerdiği ahkamın yer aldığı bir Kitaptır. Geçmiş kitaplar ona arzedilir ve bu Kitap, neyin lehinde doğrudur diye şahitlik ederse makbul olan odur. Bu Kitap, neyin reddedilmesi gerektiğini belirtirse o da reddolunur. Çünkü onun reddettikleri, tahrif ve tebdil edilmiştir. Aksi takdirde Allah katından geldiği gibi kalmış olsaydı ona muhalif bir hüküm ortaya koymazdı. “O halde aralarında Allah’ın indirdiği” Allah’ın senin üzerine indirmiş olduğu şer’î hüküm “ile hükmet. Sana gelen hakkı bırakıp da onların hevalarına uyma” Yani hakka karşı duran bozuk heva ve heveslerine tâbî olmayı, sana gelen hakkın alternatifi yaparak daha bayağı olanı daha hayırlı olanla değiştirme. “Sizden” ey ümmetler “her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik.” İzlenecek, takip edilecek bir yol tespit ettik. Farklı ümmetlere ait çeşitli şeraitler, zaman ve hallere göre değişen hükümler olup hepsi de geçerli oldukları dönemde adaletin ifadesidirler. Her zaman ve mekânın maslahat ve hikmetini içeren büyük temel hükümlere gelince bunlarda değişiklik olmaz ve bunlar bütün şeriatlerde aynen teşrî olunurlar. “Eğer Allah dileseydi elbette hepinizi” tek bir şeriate tâbî olan ve sonradan geleni ile önceden geleni arasında hiçbir farklılık bulunmayan “tek bir ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği ile sizi imtihan etmek istedi” sizi sınamakta ve sizin ne şekilde amel edeceğinize bakmaktadır. Her bir ümmeti hikmetine uygun bir şekilde sınamaktadır. Herkese uygun olanı verir ki böylelikle ümmetler arasında yarış söz konusu olsun ve her ümmet başkasını hayırda geçmeye tutkun olsun. İşte bundan dolayı:“Öyle ise hayırlı işlerde yarışın” buyurmaktadır. Yani bu işleri yapmakta acele edin ve bu hayırlı işleri eksiksiz yapın. Çünkü her türlü farz ve müstehabı kapsayan ve gerek Allah’ın hakları, gerek kullarının hakları ile ilgili olan hayırları işleyen bir kimsenin başkasını geçebilmesi ve bu konuda başarılı olması, ancak iki yolla mümkün olur: Bu konuda elini çabuk tutarak zamanı gelip de onu işlemeyi gerektiren sebep ortaya çıktığında fırsatı değerlendirmek ve emrolunduğu şekilde eksiksiz olarak onu eda etmek için bütün gayreti ortaya koymak. Bu âyet-i kerimeden namaz ve benzeri amelleri vakitlerinin başlangıcında eda etmek için acele etmek gerektiğine delil vardır. Aynı şekilde kulun namaz ve benzeri farz amellerde yalnızca yeterli olan kadarı ile yetinmemesi gerektiğini, aksine bu farz amelin tam ve kâmil olması ve bu yolla da ileri geçmenin gerçekleşmesi için müstehabları da yapması gerektiği ortaya konmaktadır. “Hepinizin dönüşü yalnız Allah’adır.” Önceki ümmetleri de sonraki ümmetleri de Allah, hakkında şüphe bulunmayan bir günde toplayacaktır. “Ve O, hakkında” şer’i hüküm ve amellere dair “ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.” Hak ehli ve salih amel sahibi kimseleri mükâfatlandıracak, batıl ehli ve kötü amel sahiplerini ise cezalandıracaktır.
49. Bu âyet-i kerimenin daha önce geçen:“Aralarında hükmet ya da onlardan yüzçevir.”(42. âyet) buyruğunu neshettiği ileri sürülmüştür. Doğrusu ise bu âyeti kerimenin nasih (neshedici) olmadığıdır. Belirtilen âyet-i kerime Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in aralarında hüküm verip vermeme konusunda muhayyer olduğunu göstermektedir. Bunun sebebi de onların asıl maksatlarının hakkın hükmüne başvurmak olmamasıdır. Bu âyet-i kerime ise şunu göstermektedir: Hüküm verecek olursa aralarında Allah’ın indirmiş olduğu Kitap ve sünnet gereğince hüküm verir. İşte daha önce Yüce Allah’ın:“Eğer hükmedersen de aralarında adaletle hükmet” buyruğunda sözü geçen “adalet” de budur. Bu da adaletin ne olduğunu ortaya koymakta ve adaletin asıl kaynağının Allah’ın teşrî buyurduğu hükümler olduğunu ifade etmektedir. Çünkü bu hükümler, adaletin en ileri derecesini içerirler. Buna muhalif olan her şey ise zulüm ve haksızlıktır. “Onların hevalarına uyma” buyruğunda onların hevalarına uyma yasağının tekrar edilmesi, bu hususta ileri derecede sakındırmak içindir. Çünkü bundan önce bu yasağın zikredildiği yerde hüküm ve fetva makamı söz konusu idi. Bu ise daha geniş kapsamlı bir makamdır. Burada ise yalnızca hüküm makamı dile getirilmektedir. Her ikisinde de hakka muhalif olan hevalarına uymamak gereklidir. Bundan dolayı da burada:“Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni vazgeçirmelerinden de sakın” buyurmaktadır. Sakın onlara aldanma, sakın onlar seni aldatıp da Allah’ın sana indirdiğinin bir bölümünden seni alıkoymasınlar. Böylelikle onların hevalarına uymak, yerine getirilmesi de uyulması da farz olan hakkı terk etmeye götüren bir sebep olarak ortaya çıkmaktadır. “Eğer yüz çevirirlerse” sana ve hakka uymayacak olurlarsa “bil ki” bu, onlar için bir cezadır ve “bazı günahlarından dolayı Allah onları cezalandırmak ister.” Çünkü günahların dünyevî ve uhrevî cezaları vardır. En büyük cezalardan birisi de kulun Peygambere tâbî olmama belasına duçar olması ve bunun kendisine süslü gösterilmesidir. Buna sebep ise onun fasıklığından başkası değildir:“Gerçekten insanlardan çoğu fasıktır.” Fasıklık etmek, yani Allah’a itaatin ve Rasûlüne ittibanın dışına çıkmak onların tabiatlarının bir parçasıdır.
50. “Yoksa onlar cahiliye hükmünü mü istiyorlar?” Yani onlar senden yüz çevirerek cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Cahiliye hükmü ise Allah’ın Rasûlüne indirdiğine muhalif olan her bir hükümdür. Çünkü ortada sadece Allah’ın ve Rasûlünün hükmü ya da cahiliye hükmü vardır. Birincisinden yüz çeviren kimse cehalet, zulüm ve sapıklık temeli üzerinde yükselen ikinci hükme (cahili hükme) müptela olur. Bundan dolayı Allah azze ve celle bu hükmü “cahiliye”ye izafe etmiştir. Yüce Allah’ın hükmü ise ilim, adalet, doğruluk, nur ve hidâyet üzere yükselir. “Yakîn sahibi bir toplum için kimin hükmü Allah’ın hükmünden daha güzel olabilir ki?” Yakîn sahibi kimse, her iki hüküm arasındaki farkı bilen ve yakîni sayesinde Allah’ın hükmünün güzellik ve yüceliğini kavrayarak aklen ve şer’an mutlaka kendisine tabi olunması gerektiğini tespit edebilen kimsedir. Yakîn ise amelde bulunmayı gerektiren tam ilim demektir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kur’an’ın ve diğer semavî kitapların aynı kaynaktan geldiği, temel mesajlarının aynı olduğu, dolayısıyla Kur’an’ın daha önce gelmiş olan ilâhî kitapların hepsini tasdik ettiği belirtilmektedir. Kur’an ile diğer kitaplar arasındaki fark, dilde, ilk hedef kitlede, çeşitli kültürleri ve asırları kucaklama hedefinde görülmektedir.
Meâlinde “koruyucu olarak” diye tercüme edilen müheymin kelimesi sözlükte “koruyan, gözeten, tanıklık eden, doğrulayıp destekleyen, barındıran” anlamlarında kullanılmaktadır. Kur’an’ın bir sıfatı olan müheymin burada onun önceki kitaplarla ilgili olarak neyin gerçek, neyin gerçek dışı olduğuna şahitlik eden, onları koruyan, gözeten, denetleyen ve kontrol eden bir kitap olduğunu ifade eder. Kur’an-ı Kerîm bizzat Allah’ın korumasında olup tahriften ve bozulmadan korunduğu gibi (Hicr 15/9) diğer kitapların amel edilmesi gereken bölümlerini de yok olmaktan korumaktadır. Kur’an onların öğretileri kaybolmasın, boşa gitmesin diye onları korur, Allah kelâmı olduklarına dair şahitlik eder, insanların yapmış olduğu eklemelerden, te’vil ve tahriflerden onları arındırır; onları tasdik ve teyit eder. Bu konuda kendisine başvurulacak bir kaynaktır. Bu sebeple müslümanların, diğer kitapların Kur’an’ın tasdikinden geçmeyen veya ona muhalif olan hükümleriyle amel etmeleri câiz değildir (Elmalılı, III, 1696). Kur’an’ın onaylama vasfında olduğu gibi koruyuculuğunu da önceki kitapların temel hükümlerine, ahlâk ve inanç ilkelerine özgü kılmak mümkündür.
“Her birinize bir şeriat ve bir yol yöntem verdik” diye çevirdiğimiz kısımda geçen şir‘a kelimesi şeriat ile eş anlamlı olup sözlükte “bir ırmak veya herhangi bir su kaynağından su almak veya içmek maksadıyla girilen yol” anlamına gelir. Terim olarak şir‘a (şeriat), “Allah tarafından peygamberi vasıtasıyla bildirilen hükümlerin hepsini kapsayan ilâhî kanun” demektir. Şeriat, bir yoruma göre itikad (inanç), ahlâk ve amelle ilgili bütün hükümleri kapsadığı için dinle eş anlamlıdır. Ancak şeriat kelimesinin “sırf amelî hükümleri yani fıkhî müeyyidesi olan Allah’a karşı vecîbelerle (ibadet) kişiler arası ilişkileri (muâmelât) düzenleyen kurallar” anlamında kullanımı da yaygındır (bk. “Şeriat”, İFAV Ans., IV, 192). Nitekim önceki âyetlerin tefsirinde bu anlamda kullanılmıştır.
“Yol yöntem” diye tercüme edilen minhâc kelimesi ise sözlükte “açık yol, metot” anlamlarına gelir. Bir yoruma göre minhâc, “(Allah’a, Peygamber’e ve âhirete iman gibi) dinin açık, sabit, sürekli; zamana, mekâna ve ahvale göre değişmeyen esasları” demektir. Buna göre dinin değişmeyen esaslarına minhâc, zamana, mekâna ve ahvale göre değişebilen ayrıntılarına da şir‘a (şeriat) denilmektedir. Bununla birlikte her ikisinin de aynı anlama geldiğini, âyette birinin diğerini pekiştirmek maksadıyla zikredildiğini kabul edenler de vardır (Elmalılı, III, 1698). Nitekim önceki âyetlerde, sonradan gelen peygamberlerin ve kitapların öncekileri tasdik ettikleri ve onların izinden gittikleri bildirilirken, tefsirini yaptığımız âyette bu temel çizgi üzerinde peygamberlerin her birine bir şeriatın verildiği ifade buyurulmuştur. Yani bütün peygamberler ana ilkeleri aynı olan bir dine (İslâm) bağlı kalırken, zaman, mekân ve ahvale göre değişiklikleri olan şeriatlara sahip olabilirler. İnsanlık tarihi boyunca bir tekâmül söz konusu olduğuna göre sonra gelen kitapların öncekilerden daha mütekâmil ve daha kapsamlı olması gerekir, tarihî gerçek de böyledir. Hz. Muhammed son peygamber olduğu gibi Kur’an-ı Kerîm de son ve en kapsamlı kitaptır; Tevrat’ın ve İncil’in evrensel doğrularını içermesi yanında değişmesi gereken hükümlerini de uygun olanlarıyla değiştirmiştir. Bu sebeple insanlığın hidayeti için gönderilmiş olan Kur’an geldikten sonra artık yahudi ve hıristiyanların da ona iman edip hükümleriyle amel etmeleri gerekmektedir.
Yüce Allah Kur’an’ı önceki kitapları tasdik edici ve gözetici olarak indirdiğini haber verdikten sonra Hz. Peygamber’e Ehl-i kitabın keyfî isteklerine uymamasını, aralarında Allah’ın indirdiği ile yani Kur’an’la hükmetmesini emretmiştir.
Allah Teâlâ dileseydi başlangıçtan itibaren bütün insanlar için tek kitap gönderir ve onları tek bir ümmet yapardı. Fakat birçok hikmete binaen böyle yapmamıştır. Bunların başında Allah’ın insanı değişme ve gelişme kabiliyetiyle yaratmış olması vardır. İnsanı böyle yarattığı için dinleri de bu fıtrat çizgisine uygun kılmıştır.
İnsanın birden fazla din karşısında bulunması, bunlar içinden hak olanı seçmesi bakımından bir imtihan vesilesi olduğu gibi, kavim, ümmet, millet vb. isimlerle birbirinden ayrılmış sosyal gruplardan birine mensup olması da bir imtihan aracıdır. Allah’ın muradını ve insan olmanın gereklerini yerine getirme yönünde gruplar yarışacaklar, fertler de bu yarışta mensup oldukları topluluğun (ümmet) başarılı olması için ellerinden gelen çabayı göstereceklerdir.
Yüce Allah hayrı da şerri de kendisi yarattığı halde hayra rızâsı olup şerre rızâsı olmadığı için kullarına hayırda yarışmalarını yani erdemli bir hayat sürdürme konusunda birbirleriyle yarışırcasına gayret göstermelerini, bunun için kitabındaki hükümleri uygulamalarını, onun gösterdiği yoldan gitmelerini emretmekte, herkesin O’na döneceğini ve hak olarak gönderdiği kitaplar hakkında yanlış zihniyet, ön yargı ve inatları sebebiyle ihtilâfa düşüp de iman etmeyenlerin bu yüzden âhirette hesaba çekileceğini bildirmek suretiyle şerden sakınmalarının gereğine işaret buyurmaktadır.