Önceki ayet· 19:49Sonraki ayet· 19:51

Meryem Suresi 50. Ayet· 19:50

↗ Meryem suresi
Mekki
وَوَهَبۡنَا لَهُم مِّن رَّحۡمَتِنَا وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ لِسَانَ صِدۡقٍ عَلِيّٗا
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz onlara rahmetimizden lütuflarda bulunduk. Hepsine de dillerde güzel ve yüksek bir övgü verdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlara, rahmetimizden nimetler bağışladık. Ve kendileri için yüksek bir doğruluk dili oluşturduk.
Süleyman Ateşen ayrışan
Onlara rahmetimizden (mal ve çocuk) lutfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.5%
İngilizce
And We gave them of Our mercy, and we made for them a reputation of high honor
Fransızca
Et Nous leur donnâmes de par Notre miséricorde, et Nous leur accordâmes un langage sublime de vérité
İspanyolca
Los agracié con Mi misericordia y que fueran recordados siempre con gran respeto
Rusça
Мы одарили их из Нашей милости и оставили о них правдивую молву
Endonezce
Dan Kami anugerahkan kepada mereka sebagian dari rahmat Kami dan Kami jadikan mereka buah tutur yang baik dan mulia
Bengalce
আমি তাদেরকে দান করলাম আমার অনুগ্রহ এবং তাদেরকে দিলাম সমুচ্চ সুখ্যাতি।
Çince
我把我的恩惠赏赐他们,我使他们享有真实的、崇高的声望。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlara, peygamberlikle birlikte birçok hayrı rahmetimizden bağışladık. Kulların dilinde sürekli olarak hayırla yâd edilmelerini sağladık.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
41- Kitapta İbrahim’i de an! O, bir sıddîk, bir peygamber idi. 42- Bir vakit babasına şöyle demişti:“Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin ibadet edersin?” 43- “Babacığım, bana sana gelmeyen bir ilim geldi. O nedenle bana tabi ol ki seni dosdoğru bir yola ileteyim.” 44- “Babacığım, şeytana ibadet etme! Şüphesiz şeytan Rahmân’a karşı çok isyankardır.” 45- “Babacığım, doğrusu ben, Rahmân tarafından bir azabın sana dokunmasından ve böylece şeytanın dostu olmandan, korkuyorum.” 46- Dedi ki:“Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bundan vazgeçmezsen seni kesinlikle taşa tutarım. Benden uzak dur, uzun bir süre de yanıma yaklaşma!” 47- Dedi ki:“Selâm olsun sana! Ben Rabbimden senin için mağfiret isteyeceğim. Çünkü O, bana karşı gerçekten lütufkârdır.” 48- “Ben sizi de sizin Allah’ın dışında yalvardıklarınızı da terk ediyor ve yalnız Rabbime dua ediyorum. Rabbime dua etmekle mahrum olmayacağımı ümit ediyorum.” 49- İbrahim, onları ve onların Allah’ın dışında taptıklarını terk edince biz de ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık. Her ikisini de peygamber yaptık. 50- Hepsine de rahmetimizden bağışladık ve dillerden düşmeyen haklı ve yüce bir nam verdik. 41. “Kitapta İbrahim’i de an! O, bir sıddîk, bir peygamber idi” buyurmaktadır. Yüce Allah, ona hem sıddıklık, hem de nübüvvet makamlarını vermiştir. Sıddık, çok doğru/dürüst olan demektir. Sözlerinde, fiillerinde, hallerinde doğru olan ve doğrulamakla emrolunduğu her şeyi doğrulayan demektir. Bu ise kalbe ulaşan, kalpte etkisini gösteren, yakîni gerektiren ve kâmil manada salih ameli ortaya çıkartan pek büyük bir ilim sahibi olmayı gerektirir. İbrahim aleyhisselam, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra bütün peygamberlerin en faziletlisidir. O üstün fazilet sahibi kesimlerin üçüncü atasıdır. Allah’ın zürriyetinde peygamberliği ve kitabı takdir ettiği biridir. İnsanları Allah’ın yoluna davet edip bu konuda karşı karşıya kaldığı büyük zorluklara sabredip katlanan da odur. Uzağı, yakını Allah’a davet eden, elinden gelen bütün imkânlarla da babasını aynı yola davet etmek için bütün gayretini ortaya koyan da yine odur. 42. Yüce Allah, İbrahim’in, babası ile konuşmasını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Bir vakit babasına” putlara tapmanın çirkinliğini anlatmak üzere “şöyle demişti: Babacığım; işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin ibadet edersin?” Yani varlıklarıyla da fiilleriyle de eksik olan, hiçbir şey işitemeyen, göremeyen, kendilerine tapanlara bir fayda sağlayamayan, bir zarar da veremeyen, aksine kendi kendilerine dahi hiçbir fayda sağlama imkânları bulunmayan, kendilerine gelebilecek bir zararı dahi önleyemeyen putlara ne diye ibadet ediyorsun? Bu zatı ve fiilleri itibariyle eksik olan bir varlığa ibadet etmenin hem aklen, hem dinen son derece çirkin bir iş olduğuna apaçık bir delildir. İbrahim’in bu uyarı ve işareti şuna delildir: Kendisine ibadet edilmesi gereken ve uygun olan, her yönden kemale sahip olan ve kullarının sahip oldukları her türlü nimet ancak kendisinden gelen, onların sıkıntısını kendisinden başka kimsenin gideremeyeceği zat olan Allah’tır. 43. “Babacığım, bana sana gelmeyen bir ilim geldi.” Yani babacığım, ben senin oğlun olduğum için kendinde benim sahip olmadığım bilgiler vardır, diye düşünerek beni küçümseme. Aksine Allah bana, sana vermediği bilgiyi vermiş bulunuyor. Bu sözlerinden maksadı ise şudur:“O nedenle bana tabi ol ki seni dosdoğru bir yola ileteyim.” Yani mutedil ve istikamet üzere giden bir yolu göstereyim. O da Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmek, her durumda yalnızca O’na itaat etmektir. İbrahim’in bu ifadelerinde oldukça yumuşak ve ince bir hitab vardır ki bu, açıkça görülmektedir. Şöyle ki o:“Babacığım, ben bilgili bir kimseyim, sense cahilsin” demediği gibi “Sen hiçbir şey bilmiyorsun” da dememiştir. Bunun yerine: Ben de bir bilgi sahibiyim. Sen de bir şeyler biliyorsun. Ancak bana ulaşan bilgi, sana ulaşmamış, sana gelmemiştir. O halde senin delile uyman ve ona boyun eğmen gerekir, deme yolunu seçmiştir. 44. “Babacığım, şeytana ibadet etme!” Allah’tan başkasına ibadet eden bir kimse şeytana ibadet etmiş olur. Nitekim Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Ey Âdemoğulları, şeytana tapmayın; çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır, diye size emrimi açıklamadım mı?”(Yâsin, 36/60)“Şüphesiz şeytan Rahmân’a karşı çok isyankardır.” Kim de onun adımlarını izlerse, onu dost edinmiş ve buna karşılık Allah’a isyan etmiş ve şeytanın seviyesine inmiş olur. Burada isyanın Rahmân’a izafe edilmesi, günahların kulun Allah’ın rahmetine nail olmasını engellediğine, rahmet kapılarını önünde kapattığına işarettir. Nitekim Allah’a itaat etmek de O’nun rahmetine nail olmanın en büyük sebepleri arasındadır. Bundan dolayı da şöyle buyrulmaktadır: 45. “Babacığım, doğrusu ben” küfürde ısrar etmen, azgınlıkta kalmayı devam ettirmen sebebiyle “Rahmân tarafından bir azabın sana dokunmasından ve böylece” dünyada ve âhirette “şeytanın dostu” arkadaşı “olmandan” böylelikle de oldukça kötü konumlara düşmenden ve son derece vahim yerlerde kalmandan “korkuyorum.” Görüldüğü gibi İbrahim aleyhisselam, babasını davet ederken en kolaydan başlayarak tedrici bir yol izlemiştir. Önce ona sahip olduğu bilgiyi ve bunun babasının kendisine tâbi olmasını gerektirdiğini, kendisine itaat ettiği takdirde de dosdoğru yolu bulacağını haber verdi. Arkasından onu şeytana ibadetten uzak kalmaya çağırıp bunun ihtiva ettiği zararları ona bildirdi. Daha sonra mevcut halini sürdürecek olursa Allah’ın dünyada da âhirette de onu cezalandırıp ondan intikam alacağını, ayrıca şeytanın da arkadaşı olacağını belirterek onu uyardı. 46. Ancak İbrahim’in bu güzel çağrısının o bedbaht insana hiçbir faydası olmadı. Cahil bir kimseye yakışan bir şekilde cevap vererek şöyle dedi:“Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun?” Bu sözleri ile taşlardan yapılmış, uydurma ilâhlarla, putlarla böbürlendi. İbrahim’i de bunlardan yüz çevirdiğinden dolayı kınadı. Oysa bu aşırı bir cehaletten ve vahim bir küfürden kaynaklanır. Putlara ibadet ile övünüp onlara davet ediyordu. “Eğer bundan” ilâhlarıma sövüp dil uzatmaktan ve beni Allah’a ibadet etmeye davet etmekten “vazgeçmezsen seni kesinlikle taşa tutarım.” Taşlayarak öldürürüm. “Benden uzak dur, uzun bir süre de yanıma yaklaşma!” Uzun bir süre benimle konuşma. 47. İbrahim aleyhisselam ise cahillerle hitap esnasında Rahmân’ın iyi kullarının üslûbuyla ona cevap verdi. Ona hakaret etmedi, aksine sabretti. Ona hoşuna gitmeyecek şekilde karşılık vermeyerek şöyle dedi:“Selâm olsun sana.” Yani sen, benim sana hakaret etmemden, sövüp saymamdan ve hoşuna gitmeyecek şekilde sözler söylememden yana esenliktesin. “Ben Rabbimden senin için mağfiret isteyeceğim.” Yani Allah’ın kendisi sebebiyle mağfiretin gerçekleşeceği İslâm dinine hidâyet bulman için, hidâyet ve mağfirete nail olman için Allah’a dua edip duracağım. “Çünkü Rabbim gerçekten bana karşı lütufkârdır.” Bana çok merhametli ve şefkatlidir, halimle yakından ilgilenir. İbrahim aleyhisselam Allah ona hidâyet verir umuduyla babası için mağfiret dilemeye devam etti. Ancak babasının Allah’ın düşmanı olduğunu anlayıp da bu mağfiret dileyişin ona hiçbir fayda vermediğini görünce ona mağfiret dilemeyi bıraktı ve ondan uzaklaştı. Yüce Allah, bizlere İbrahim dinine uymayı emretmiştir. Allah’a daveti; ilim, hikmet, yumuşaklık, kolaylık ve aşama aşama giderek yapmak, bu yol üzere sabretmek, bu yolda usanmamak, insanların söz ve davranışlarıyla verecekleri eziyetlere katlanmak, onları affedip bağışlamak, hatta sözlü ve fiili iyilikte bulunmak da İbrahim’in dinine tâbi olmanın bir parçasıdır. 48. İbrahim kavminden ve babasından ümit kesince dedi ki:“Ben sizi de sizin Allah’ın dışında yalvardıklarınızı da” hem sizi, hem putlarınızı “terk ediyor, yalnız Rabbime dua ediyorum.” Bu hem ibadet mahiyetindeki duayı, hem de dilekte bulunma anlamındaki duayı kapsar. “Rabbime dua etmekle mahrum olmayacağımı ümit ediyorum.” Yani Allah’ın duamı ve amellerimi kabul etmek suretiyle beni bahtiyar kılacağını ümit ederim. İşte Allah’ın yoluna davet ettiğinde hevâlarına uyan, öğütlerden hiçbir şekilde faydalanmayarak serserice azgınlıklarını sürdürmekte ısrar eden ve bu yüzden çağrıyı kabul etmeyen kimselerden yana ümidini kesen kimsenin görevi budur. Bu duruma gelen bir kimsenin bizzat kendi kendisini ıslâh etmekle meşgul olması, Rabbinden amelinin kabul edilmesini ümit ederek kötülükten ve kötülerden uzak kalması gerekir. 49. İnsanın vatanından, alıştığı şeylerden, aile halkından ve kavminden ayrı kalması, malum pek çok sebep dolayısıyla nefse en ağır gelen hususlardandır. Bunlardan birisi de kişinin kendilerinden güç aldığı ve kendileri sayesinde sayı çokluğuna ulaştığı kimselerden ayrı ve tek başına kalmasıdır. Ancak Allah için bir şeyler terk edene Allah onlardan hayırlılarını verir. İşte Yüce Allah da İbrahim’in kavminden ayrılıp uzaklaşmasıyla ilgili olarak şunları söylemektedir:“İbrahim onları ve onların Allah’ın dışında taptıklarını terk edince biz de ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık. Her ikisini de” İshak’ı da, Yakub’u da “peygamber yaptık.” Böylelikle hem İbrahim, hem Allah’ın kendilerine vahyini ihsan edip risaleti için seçtiği ve insanlara peygamber olarak gönderdiği bu salih kimseler büyük hayırlara nail oldular. 50. “Hepsine de” yani İbrahim’e ve oğlu İshak ile torunu Yakub’a “rahmetimizden bağışladık.” Bu da Yüce Allah’ın onlara rahmet olmak üzere bağışladığı faydalı ilimleri, salih amelleri, içlerinde pek çok peygamber ve salih kimselerin bulunduğu, dört bir yana yayılmış kalabalık sayıdaki zürriyeti kapsar. “ve dillerden düşmeyen haklı ve yüce bir nam verdik.” Aynı şekilde bu da Allah’ın kendilerine bağışladığı rahmetin bir parçasıdır. Çünkü Allah, iyilik yapan her bir kimsenin iyiliği oranında övgüsünü/namını yayacağını vaat etmiştir. Bunlar ise iyilerin önderlerindendir. O yüzden de Allah gerçekten haklı ve yüce bir şekilde övülmelerini, saygı ile anılmalarını sağlamıştır. Onlara olan bu övgü doğrudur, yalan değildir, yüce ve aşikardır, gizli değildir. Dünyanın dört bir yanında onlardan övgü ile söz edilmektedir. Onların sevgisi kalpleri doldurmuş, övgüleri dillerde dolaşmıştır. Doğru yolu izleyenlere rehber, hidâyet bulanlara önder olmuşlardır. Çağlar boyunca da onların namları dillerden düşmeyecektir. Bu, Yüce Allah’ın bir lütfudur. Allah onu dilediğine verir, Allah büyük bir lütuf sahibidir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Tefsirci ve tarihçilerin açıklamalarına göre İbrâhim aleyhis­se­lâm Allah yolunda hicret ederek önce Harran’a, sonra Filistin’e, buradan da Mısır’a gitmiştir. Mısır’dan tekrar Filistin’e dönmüş ve burada yerleşmiştir. Bu yolculukta eşi Sâre ile kardeşinin oğlu Hz. Lût ve Lût’un eşi de ona refakat etmişlerdir. Filistin’e döndükten sonra Lût ayrılarak daha güneyde Ürdün yöresindeki Sodom ve Gomore’ye yerleşmiş, Hz. İbrâhim ise Filistin’de kalmıştır. Burada kendisi ve eşi Sâre yaşlanmış oldukları halde Allah onlara oğulları İshak’ı lutfetti; daha sonra da torunları, yani İshak’ın oğlu Ya‘kub dünyaya geldi. Yüce Allah, bunlarla Hz. İbrâhim’in yalnızlığını giderdi ve bunları peygamberler kıldı. İsrâiloğulları’nın daha sonraki peygamberleri bunların soyundandır. Yüce bir peygamber olan ve Hicaz bölgesi Araplar’ının atası sayılan Hz. İsmâil Hz. İbrâhim’in ilk oğlu olup onun annesi Hacer’dir. “Onlara hak ettikleri yüksek bir övgü ile anılmayı nasip ettik” diye tercüme ettiğimiz 50. âyetteki “lisân-i sıdk” (doğruluğun dili) tamlaması iki türlü yorumlanmıştır: a) Bu tamlamadaki “lisân” terimi dille aktarılabilecek, dille ulaştırılabilecek şeyleri ifade için mecaz olarak kullanılmıştır. Buna göre âyet bu peygamberlerin söylediklerinin doğru olduğunu ve sözlerinin yüce anlamlar taşıdığını ifade eder. b) Bu tamlama onların, “doğruluktan yana üstün bilinmeleri yani iyi anılmaları” anlamına gelir. Nitekim Hz. İbrâhim kendisinin sonraki nesiller içerisinde iyilikle anılması için dua etmiş (bk. eş-Şuarâ 26/84) Allah da duasını kabul ederek ona bu nimeti vermiş hatta onun dinine uymasını Hz. Peygamber’e emretmiştir (bk. Nahl 16/123; krş. Âl-i İmrân 3/95; Nisâ 4/125); bundan dolayıdır ki müslümanlar onu önder kabul eder, kendisini ve soyundan gelenleri hayırla anarlar. Yahudi ve hıristiyanlar gibi Ehl-i kitap da aynı şekilde ona ve soyundan gelenlere saygı gösterirler (Zemahşerî, II, 512).
Meryem Suresi 50. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlara, peygamberlikle birlikte birçok hayrı rahmetimizden bağışladık. Kulların dilinde sürekli olarak hayırla yâd edilmelerini sağladık.