Önceki ayet· 38:24Sonraki ayet· 38:26

Sâd Suresi 25. Ayet· 38:25

↗ Sâd suresi
Mekki
فَغَفَرۡنَا لَهُۥ ذَٰلِكَۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابٖ
Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz de ondan o günahı affettik. Katımızdan onun için bir yakınlık ve güzel bir gelecek var.
Süleyman Ateş
Biz de ondan bunu affettik. Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.2%
İngilizce
So We forgave him that; and indeed, for him is nearness to Us and a good place of return
Fransızca
Nous lui pardonnâmes. Il aura une place proche de Nous et un beau refuge
İspanyolca
Lo perdoné, pues es de los más allegados a Mí, y tendrá [en la otra vida] una bella morada [en el Paraíso]
Rusça
Мы простили ему это. Воистину, он приближен к Нам, и ему уготовано прекрасное место возвращения
Endonezce
Lalu Kami mengampuni (kesalahannya) itu. Dan sungguh, dia mempunyai kedudukan yang benar-benar dekat di sisi Kami dan tempat kembali yang baik
Bengalce
আমি তার সে অপরাধ ক্ষমা করলাম। নিশ্চয় আমার কাছে তার জন্যে রয়েছে উচ্চ মর্তবা ও সুন্দর আবাসস্থল।
Çince
我就饶了他的过失,他在我那里,的确获得宠爱和优美的归宿。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Biz de ona icabet ettik ve onu bağışladık. Şüphesiz o katımızda yakın olan kullarımızdandır. Onun ahirette dönüp geleceği güzel bir yeri vardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
21- Sana o davacıların haberi ulaştı mı? Hani onlar, duvarı tırmanarak (Davud’un) ibadet yerine inmişlerdi. 22- Onlar Davud’un yanına (ansızın) girince o onlardan korktu. Onlar da şöyle dediler:“Korkma! Biz, iki davacıyız. Birimiz diğerine haksızlık etti. O nedenle aramızda hak ile hükmet, zulme sapma ve bize doğru yolu göster.” 23- “Bu, benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir koyunum var. O: ‘O koyunu da bana ver’, dedi ve konuşmada beni bastırdı.” 24- Dedi ki:“Andolsun o, senin koyununu koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiş. Ortakların birçoğu, hiç şüphesiz birbirlerine haksızlık ederler. Ancak iman eden ve salih ameller işleyenler hariç; ama böyleleri de ne kadar azdır!” Bunun üzerine Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, secdeye kapandı ve (tevbe ederek Allah'a) yöneldi. 25- Biz de onun bu mağfiret dileğini kabul ettik. Şüphesiz onun nezdimizde bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır. 26- Ey Davud! Biz, seni yeryüzünde bir halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve hevâya uyma! Yoksa o, seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlara ise hesap gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır.” 21. Yüce Allah, peygamberi Davud aleyhisselam’a insanlar arasında hakkı batıldan ayırt edici şekilde konuşup hükmetmeyi ihsan etmiş olduğunu, onun bu özelliği ile tanınıp bu sebepten ona başvurulduğunu söz konusu ettikten sonra Davud aleyhisselam’a bir sınama ve işlemiş olduğu bir hata dolayısı ile bir öğüt kıldığı husus hakkında, huzurunda davalaşan iki davacının haberini söz konusu etmektedir. Bu hatası dolayısı ile de Yüce Allah, onun tevbesini kabul etmiş ve günahını bağışlamıştır. İşte bu maksatla böyle bir dava ile ona başvurulması imkânını hazırlamıştır. Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Sana o hasımların haberi ulaştı mı?” Çünkü o, gerçekten hayret edilecek bir haberdir. “Hani onlar duvarı tırmanarak” Davud’un “ibdet yerine inmişlerdi.” İbadet ettiği yere izin istemeksizin girmişlerdi. 22. Bu iki davacı, onun yanına kapıdan girmemişlerdi. Davud aleyhisselam onun yanına izinsiz girmiş olduklarını görünce onlardan korktu. Onlar da kendisine:“Korkma” biz “iki davacıyız. Birimiz diğerine haksızlık” zulüm “etti. O nedenle aramızda hak ile” adaletle “hükmet.” Ve birimizin hakkını alıp ötekine vererek “zulme sapma ve bize doğru yolu göster, dediler.” Yani bu iki davacının amacı, sadece hakkın açıkça ortaya çıkması idi. Durum bundan ibaret olunca onlar da kendi durumlarını dosdoğru anlatacaklardı. O nedenle de Allah’ın peygamberi Davud aleyhisselam kendisine verdikleri korkudan dolayı rahatsız olmadı ve onları azarlamadı. Onlardan biri şöyle dedi: 23. “Bu benim kardeşimdir” sözü ya din ya nesep itibari ile yahut da samimi arkadaşlıkları dolayısı ile kardeş olduklarını ortaya koyan bir ifadedir. Bu kardeşlik, birbirlerine haksızlık etmemelerini gerektirmektedir ve böyle bir kardeşten görülecek bir haksızlık ise başkasının haksızlığından daha büyüktür. “Onun doksan dokuz koyunu vardır.” Burada koyundan kasıt hanımdır. Bu ise büyük bir hayırdır ve böyle bir kimsenin Allah’ın kendisine verdikleri ile kanaat etmesi gerekir. “Benim ise bir koyunum var” o, ona da göz dikerek “O koyunu da bana ver” onu da bana bırak ve o da benim himayeme girsin “dedi ve konuşmada beni bastırdı.” Yani bu maksadını gerçekleştirinceye yahut gerçekleştirecek noktaya gelinceye kadar bu ısrarlı sözlerini sürdürdü ve lafta beni yendi. Davud aleyhisselam onun bu sözlerini işitince aralarında hükmünü verdi. Onların biraz önce nakledilen sözlerinden de anlaşıldığı üzere bu olay, o şahsın anlattığı gibi cereyan etmiştir. Bundan dolayı diğeri konuşma gereğini dahi duymamıştır. O halde herhangi bir kimsenin itiraz ederek: Davud aleyhisselam diğer davacının sözünü dinlemeden niye hüküm vermiştir?, demesinin bir anlamı yoktur. Onun verdiği hükme gelince o, şöyleydi: 24. İşte ortakların, birlikte bulunanların pek çoğunun âdeti ve durumu budur. Bundan dolayı sözlerini şöyle sürdürmüştür:“Ortakların birçoğu, hiç şüphesiz birbirlerine haksızlık ederler.” Çünkü zulüm, nefislerin bir vasfıdır. “Ancak iman eden ve salih ameller işleyenler hariç.” Çünkü onların sahip oldukları iman ve salih amel kendilerini zulmetmekten alıkoyar. “Ama böyleleri de ne kadar azdır!” Nitekim Yüce Allah ,bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kullarımdan şükredenler pek azdır.”(Sebe, 34/13)“Bunun üzerine” aralarında hüküm verdikten sonra “Davud bizim kendisini imtihan ettiğimizi” onu sınadığımızı ve uyanıp kendisine gelmesi için böyle bir dava ile karşı karşıya kalmasını sağladığımızı “anladı. Hemen” kendisinden sadır olanlar sebebi ile “mağfiret diledi, secdeye kapandı ve” samimi tevbe ve ibadet ile Allah’a “yöneldi.” 25. “Biz de onun bu” ondan sadır olana dair “mağfiret dileğini kabul ettik.” Yüce Allah, ayrıca ona çeşit çeşit lütuflar da ihsan etti. Bu yüzden şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz onun nezdimizde bir yakınlığı” ve yüksek bir mevkii “ve güzel bir dönüş yeri vardır.” Davud aleyhisselam’dan sadır olan bu günahın ayrıca söz konusu edilmesine gerek olmadığından dolayı Yüce Allah onu zikretmemiştir. Bunun ne olduğunu anlamaya kalkışmak, gereksiz bir iştir. Burada anlatılmak istenen Yüce Allah’ın bize belirttiği üzere Allah’ın ona lütufta bulunduğu, onun da Yüce Allah’a tevbe edip döndüğü, mekânının yükseltildiği ve tevbeden sonra çok daha iyi ve mükemmel bir konuma yükseldiğidir. 26. “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde” dinî ve dünyevî hükümleri yürürlüğe koyan “bir halife kıldık.”“O halde insanlar arasında hak ile” adalet ile “hükmet” Bu ise ancak olması gerekeni bilmekle, vakıayı bilmekle ve bir de hakkı uygulayabilecek güce sahip olmakla mümkün olur. “ve hevâya uyma!” Yakınlık, arkadaşlık, birine duyulan muhabbet veya diğerine olan öfken ve kinin dolayısı ile kimseyi kayırmaya kalkışma! “Yoksa o” hevâ “seni Allah’ın yolundan saptırır” ve dosdoğru yolun dışına çıkartır. “Allah’ın yolundan sapanlara ise” özellikle de bunu kasten yapanlara “hesap gününü unuttuklarından” hesap gününden gaflete düştüklerinden “dolayı şiddetli bir azap vardır.” Eğer o kimseler, bu günü akıllarından çıkarmaz ve kalplerine de o günün korkusu yerleşecek olursa hiçbir zaman fitneye düşüren hevalarının arkasına takılarak haktan sapmazlar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Dâvûd’un içten pişmanlığı ve tövbesi sonucunda hatasının bağışlandığı, bu sayede Allah katındaki üstün makamını koruduğu bildirilmektedir. Dâvûd’un yeryüzüne halife yapılması, onun geçmiş peygamberlerin halefi olarak onların misyonunu devam ettirmesi veya ülkesinde hükümdarlığın ona verilmesi olarak açıklanmıştır. Dâvûd hem peygamber hem hükümdar olduğu için kelimenin her iki anlamıyla da halifedir. Burada şu noktalara da dikkat çekilmektedir: Herkes hakkında gerekli olmakla birlikte özellikle Dâvûd gibi peygamber ve hükümdar olanlar için daha da önemli bazı görevler vardır, bunların başında da adalete riayet ve nefsanî arzuları yenme gelir. Aksine davranışlar, kişiyi Allah yolundan saptırır, dolayısıyla daha başka günahların işlenmesine de sebep olur. 26. âyetin sonunda bütün bunların âhiret hesabını unutmak veya önemsememekten kaynaklandığına da işaret edilmekte, bunun cezasının şiddetli olacağı hatırlatılmaktadır. Sûrenin başında putperestlerin Kur’an ve Hz. Peygamber karşısındaki inkârcı ve alaycı tutumları hakkında bilgi verildikten sonra 17. âyette onların bu tutumlarına karşı Hz. Peygamber’e sabırlı olması öğütlenmiş ve “güçlü kulumuz” diye anılan Dâvûd’u örnek alması istenmişti. Sonraki âyetlerde ise Dâvûd’un bu gücünün iki kaynağına değinilmiştir. Bunlardan biri yönetim ve hükümlerinde adaleti gözetmesi, diğeri de hatalarının farkına varıp pişman olması ve Allah’a yönelip O’na ibadet ve dua etmesi, tövbe edip bağışını dilemesidir. Böylece Hz. Peygamber’e ve onun şahsında ümmetine şu ders verilmektedir: İşlerinizde adaletten ayrılmaz, yanlışlarınızı düzeltip Allah’a yönelir, O’nun huzurunda ibadet eder, engin mağfiretine sığınır, böylece ruhunuzu kötülüklerden arındırırsanız, Allah katında değeriniz yükseleceği gibi düşmanlarınıza karşı da güçlü olur, sonunda başarıyı siz elde edersiniz.
Sâd Suresi 25. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Biz de ona icabet ettik ve onu bağışladık. Şüphesiz o katımızda yakın olan kullarımızdandır. Onun ahirette dönüp geleceği güzel bir yeri vardır.