Önceki ayet· 7:173Sonraki ayet· 7:175

A'râf Suresi 174. Ayet· 7:174

↗ A'râf suresi
Mekki
وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ وَلَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ
Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve işte biz, âyetleri böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz ki, belki dönerler.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz, ayetleri işte bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, hakka dönebilsinler.
Süleyman Ateş
İşte biz, ayetleri böyle açıklıyoruz, artık herhalde döner(yola gelir)ler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 15.0%
İngilizce
And thus do We [explain in] detail the verses, and perhaps they will return
Fransızca
Et c'est ainsi que Nous expliquons intelligemment les signes. Peut-être reviendront-ils
İspanyolca
Así es como explico los signos para que recapaciten
Rusça
Так Мы разъясняем знамения, - быть может, они вернутся на прямой путь
Endonezce
Dan demikianlah Kami menjelaskan ayat-ayat itu, agar mereka kembali (kepada kebenaran)
Bengalce
বস্তুতঃ এভাবে আমি বিষয়সমূহ সবিস্তারে বর্ণনা করি, যাতে তারা ফিরে আসে।
Çince
我这样解释许多迹象以便他们悔悟。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yalanlayan ümmetlerin gidişatları ile ilgili ayetleri açıkladığımız gibi, bunlara da açıklıyoruz. Umulur ki daha önceden Allah'a vermiş oldukları sözde olduğu gibi üzerinde bulundukları şirkten yalnız Allah'ın tevhidine ve ibadetine dönerler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutup:“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(buyurmuştu). Onlar da:“Evet, şahit olduk” demişlerdi. Bu, kıyamet günü:“Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz diyedir. 173- Yahut:“Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık (ve onlara uyduk). Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin?” demeyesiniz diyedir. 174- İşte biz âyetleri böyle açıklıyoruz ki belki dönerler. 172. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış” sulblerinden zürriyetlerini çıkartmış, onları nesiller halinde arka arkaya birbirinden türeyip doğmalarını sağlamış “ve” annelerinin karınları ile babalarının sulblerinden çıkartınca “onları kendilerine şahit tutup: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Yani onların fıtratlarına kendilerinin Rabbi, yaratıcıları ve mutlak sahipleri olduğuna dair koymuş olduğu ikrar gereğince onlara rububiyetini kabul ettiklerini ikrar ettirmişti. Onlar da “Evet” biz bunu kabul ettik, demişlerdi. Çünkü Yüce Allah, kullarını dosdoğru ve hanif din üzere yaratmıştır. Herkes bu şekilde yaratılmıştır. Fakat fıtrat, akılların maruz kalacağı bozuk akîdelerin etkisi altında değişebilir, değişikliğe uğrayabilir. İşte bundan dolayı devamla şöyle buyrulmuştur: “Bu, kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz diyedir.” Yani biz, sizleri imtihan ettik, sizler de Yüce Allah’ın, Rabbiniz olduğuna dair sahip olduğunuz bilgiler ile bu ikrarı yaptınız. Zira kıyamet günü bu ikrarı inkâr edip buna dair hiçbir şeyi kabul etmeyebilir ve size karşı Allah’ın delilinin ortaya konmadığını, sizin buna dair hiçbir bilginizin bulunmadığını ileri sürebilirsiniz. Hatta siz, bundan kesinlikle habersiz olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Artık bugün sizin ileri sürebileceğiniz bir deliliniz kalmamıştır. Yüce Allah’ın kesin ve nihai delili de sizin aleyhinizde sabit olmuştur. 173. “Yahut” da sizler bir başka mazeret ileri sürerek şöyle demeyesiniz: “Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık” bu yüzden onların izinden gittik ve onların batıllarında onlara uyduk. “Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin? demeyesiniz diyedir.” Çünkü Yüce Allah, atalarınızın izledikleri yolun batıl olduğunu size gösterecek, gerçeğin peygamberlerin getirdikleri olduğunu açıkça ortaya koyacak hususları fıtratlarınıza yerleştirmiştir. Bu, sizin atalarınızı üzerinde bulduğunuz hale karşı ve hatta ondan daha ileri bir delildir. Evet, kul kimi zaman sapık atalarının görüşleri ve bozuk yolları içinden hak zannettiği birtakım kanaatlere sahip olabilir. Ancak bunun tek sebebi, Yüce Allah’ın delillerinden, açıklamalarından, afaki ve enfüsi âyetlerinden yüz çevirmesidir. Onun bu yüz çevirmesi ve batıl içerisinde olanların söylediklerine yönelmesi, belki de onu batılı hakka üstün tutacak bir hale bile götürebilir. İşte bu âyet-i kerimenin doğru tefsiri budur. Bununla birlikte bu ayet şöyle de açıklanmıştır: Bu olay, Yüce Allah’ın Adem’in zürriyetini Adem’in sulbünden çıkartıp da onlardan söz aldığı gün gerçekleşmiştir. Bu günde onları kendilerine karşı şahit tutmuş, onlar da bu gerçeğe şahitlik etmişlerdir.[11] İnat ve küfür içerisinde sürdürdükleri zulme karşı işte o vakit onlara verdiği bu emri, hem dünyada hem âhirette onlara delil olarak ortaya koymaktadır. Ancak âyet-i kerimede buna delil olacak bir ifade olmadığı gibi, böyle olmasını gerektirecek bir münasebet de yoktur. Yüce Allah’ın hikmetinin gereği de bu değildir. Vakıa da buna tanıklık etmemektedir. Çünkü onların sözünü ettikleri bu söz, Yüce Allah’ın Adem’in sülbünden zürriyetlerini çıkardığı ve henüz bu alemde bulunmadıkları bir vakitte alınmış bir sözdür ki hiç kimse böyle bir şeyi hatırlamamaktadır. Peki, Yüce Allah Âdemoğullarına karşı haberdar olmadıkları, ona dair ellerinde herhangi bir iz ve işaret bulunmayan bir hususu nasıl delil gösterir? İşte bu konuda durum açık ve seçik olduğundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 174. “İşte biz âyetleri böyle açıklıyoruz” onları beyan edip açıkça ortaya koyuyoruz “ki belki” Allah’ın, fıtratlarına tevdi etmiş olduğu gerçeklere ve Allah’a verdikleri söze “dönerler” ve böylelikle çirkin işleri işlemekten vazgeçerler.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İslâm akîdesine göre insanoğlunun bütün sorumluluklarının başında Allah’ın varlık ve birliğini kabul etme ve yalnız O’nu Tanrı olarak tanıyıp kulluk etme görevi gelmektedir. Fakat insanlar, sorumlulukları hakkında gerektiği biçimde bilgi sahibi kılınmazlar yahut böyle bir bilgiye ulaşma yeteneği ile donanmış olmazlarsa bu durumu bir mazeret veya bahane olarak ileri sürmekte haklı olurlar. Bu sebeple söz konusu büyük sorumluluğun âdil bir temele dayanması için insanların bu hususta yeterli donanıma sahip kılınmaları gerekmiştir. Bu iki âyette insanların Allah tarafından böyle bir bilgi veya yetenekle donatıldığı haber verilmekte ve bunun gerekçesi açıklanmaktadır. Tefsirlerde bu âyetlere iki farklı anlam verilmiştir: a) Eski tefsirlerde geniş yer tutan, çoğu birbirinin tekrarı mahiyetindeki rivayetlere göre Allah Teâlâ dünyayı yaratmadan önce dünyaya gelecek olan bütün insanların ruhlarını –sonraları âyetin lafzından hareketle “rûz-i elest, bezm-i elest” şeklinde terimleşen– ruhlar âleminde bir araya getirerek onları kendi varlığına tanık kılmış; kendisinin onların rabbi olduğunu yine onlara onaylatmış; bu gerçeği tasdik ettikleri yönünde onlardan söz almış ve böylece kendisi ile dünyaya gelecek bütün kulları arasında bir tür sözleşme akdetmiş; ayrıca bu sözleşme yahut taahhüde onların bizzat kendilerini şahit tutmuş veya bir kısmını diğerleri hakkında tanık göstermiş ya da –bir başka yoruma göre– bizzat kendisinin ve meleklerin bu sözleşmeye şahit olduklarını onlara bildirmiştir. Böylece insanların, “Bizim böyle bir sorumluluğumuz olduğunu bilmiyorduk” diyerek yahut inkârcılık veya putperestliği kendilerinin icat etmediğini, bunu atalarından miras aldıklarını, başka türlü bir bilgiye sahip olmadıkları için kendilerinin de bu inancı sürdürdüklerini, dolayısıyla bu hususta kendilerinin bir günahı ve sorumluluğu olmaması gerektiğini belirterek sorumluluktan kurtulmaları da önlenmiştir. İlk dönem Selef âlimleriyle sûfî âlimler, Sünnî ve Şiî kelâm bilginlerinin çoğunluğu âyeti böyle yorumlamışlardır. b) Burada belirtilen sözleşme mecazi anlamda olup bu olay, dünya yaratılmadan önce değil, her insanın kendi bedeninin yaratılması sırasında gerçekleşmektedir. Bir görüşe göre zürriyetlerin baba sulbünde yaratılışı esnasında, başka bir görüşe göre anne rahmine yerleşip organik oluşumunu tamamlaması sürecinde Allah Teâlâ insanoğlunun doğasına ya da fıtratına kendisinin varlık ve birliğini tanıma, kavrama ve dolayısıyla kendisine inanma yeteneğini yerleştirmektedir. Şu halde Allah, her insanı, iman etmesi için yeterli zihnî ve psikolojik donanıma sahip kılmakta; iç ve dış âlemde kendi varlığına ve birliğine kılavuzluk edecek birçok kanıtlar yaratmaktadır; böylece O, sanki insanlara, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sormakta, onlar da “evet” diyerek bunu tasdik etmektedirler. İnsanın doğasındaki iman kabiliyeti bu âyetlerde temsilî bir dille anlatılmış bulunmaktadır (Zemahşerî, II, 103). Nitekim başka âyetlerde de buna benzer anlatımlar mevcuttur. Meselâ Fussılet sûresinin 11. âyetinde göğün ve yerin Allah’ın yasalarına göre işleyişi, “Dahası O, duman halinde olan semaya iradesini yöneltti; ardından ona ve arza, ‘İsteyerek veya istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!’ buyurdu. ‘Boyun eğerek geldik’ dediler” şeklinde anlatılmıştır. Mu‘tezile ve Mâtürîdî âlimleriyle bazı Eş‘arî ve Şiî âlimlerinin de bu görüşte oldukları bildirilmekte, Fahreddin er-Râzî’nin de bu görüşte olduğu anlaşılmaktadır (XV, 47). Başta İbn Teymiyye olmak üzere sonraki Selefîler, Allah’ın insandan ahid ve mîsâk almasını, insanın psikolojik muhtevasına kendi varlık ve birliğini tanıma kapasitesi vermesi şeklinde anlamışlardır. Nitekim Hz. Peygamber’in, “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar” anlamındaki hadisi de (Buhârî, “Cenâiz”, 93; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 18) bunu anlatmaktadır. İlk görüş doğru kabul edildiğinde ruhların bedenlerden önce yaratıldığını da kabul etmek gerekmektedir. Ancak ikinci görüşü benimseyenler bunun doğru olmadığını savunurlar. Konu insanın bilgi alanını aştığı ve gayb alanına girdiği için âyetlerde bildirileni tasdik ederek insanlardan bir şekilde iman sözü alındığına inandıktan sonra bunun mahiyetinin ne olduğu hususunda kesin bir görüşü kabul etmek gerekli değildir. İşin hakikatini Allah bilir. 174. âyette işaret buyurulduğu üzere insana düşen görev, Allah’ın rab olduğu gerçeğini kavrayabilecek güçte yaratıldığına ve bu hususta kendisinden söz alındığına iman edip verdiği söze sadık kalmaktır.
A'râf Suresi 174. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yalanlayan ümmetlerin gidişatları ile ilgili ayetleri açıkladığımız gibi, bunlara da açıklıyoruz. Umulur ki daha önceden Allah'a vermiş oldukları sözde olduğu gibi üzerinde bulundukları şirkten yalnız Allah'ın tevhidine ve ibadetine dönerler.