Önceki ayet· 7:172Sonraki ayet· 7:174

A'râf Suresi 173. Ayet· 7:173

↗ A'râf suresi
Mekki
أَوۡ تَقُولُوٓاْ إِنَّمَآ أَشۡرَكَ ءَابَآؤُنَا مِن قَبۡلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةٗ مِّنۢ بَعۡدِهِمۡۖ أَفَتُهۡلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلۡمُبۡطِلُونَ
Yahut: "(Ne yapalım) daha önce babalarımız (Allah'a) ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesil old(uğumuz için öyle yapt)ık. (Gerçekleri) iptal edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı ediyorsun?" demeyesiniz diye (sizin Rabbiniz olduğum hakkında sizleri şahid tutmuştuk).
Meal ihtilafı: 8% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Yahut: "(Ne yapalım) daha önce babalarımız (Allah'a) ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesil old(uğumuz için öyle yapt)ık. (Gerçekleri) iptal edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı ediyorsun?" demeyesiniz diye (sizin Rabbiniz olduğum hakkında sizleri şahid tutmuştuk).
Elmalılı Hamdi Yazır
Yahut, atalarımız daha önce şirk koşmuşlardı. Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o batıl yolu tutanların yaptıkları yüzünden bizi helâk mi edeceksin, demeyesiniz diye (yapmıştık).
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Şöyle de demeyesiniz: "Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helâk mı edeceksin?"
Süleyman Ateş
Yahut: "(Ne yapalım) daha önce babalarımız (Allah'a) ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesil old(uğumuz için öyle yapt)ık. (Gerçekleri) iptal edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı ediyorsun?" demeyesiniz diye (sizin Rabbiniz olduğum hakkında sizleri şahid tutmuştuk).
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.1%
İngilizce
Or [lest] you say, "It was only that our fathers associated [others in worship] with Allah before, and we were but descendants after them. Then would You destroy us for what the falsifiers have done
Fransızca
ou que vous auriez dit (tout simplement): «Nos ancêtres autrefois donnaient des associés à Allah, et nous sommes leurs descendants, après eux. Vas-Tu nous détruire pour ce qu'ont fait les imposteurs?»
İspanyolca
O digan: "Nuestros padres eran idólatras, y nosotros solo somos sus descendientes siguiendo lo que ellos hacían. ¿Acaso vas a castigarnos por lo que hicieron los que falsearon [la verdad del monoteísmo]
Rusça
Или же не говорили: «Наши отцы были многобожниками раньше нас, а мы были всего лишь потомками, которые пришли после них. Неужели Ты погубишь нас за то, что совершили приверженцы лжи?»
Endonezce
atau agar kamu tidak mengatakan, "Sesungguhnya nenek moyang kami telah memper­sekutukan Tuhan sejak dahulu, sedang kami adalah keturunan yang (datang) setelah mereka. Maka apakah Engkau akan membinasakan kami karena perbuatan orang-orang (dahulu) yang sesat
Bengalce
অথবা বলতে শুরু কর যে, অংশীদারিত্বের প্রথা তো আমাদের বাপ-দাদারা উদ্ভাবন করেছিল আমাদের পূর্বেই। আর আমরা হলাম তাদের পশ্চাৎবর্তী সন্তান-সন্ততি। তাহলে কি সে কর্মের জন্য আমাদেরকে ধ্বংস করবেন, যা পথভ্রষ্টরা করেছে
Çince
或者说:“只有我们的祖先从前曾以物配主,我们不过是他们的后裔;难道你要因荒诞者的行为而毁灭我们吗?”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Veyahut Allah’a şirk koşarak ahdi bozanların babalarınız olduğunu, sizlerin de babalarınızı bulduğunuz şirk üzerine onları taklit ettiğinizi hüccet getirerek ‘’Ey Rabbimiz! Allah’a şirk koşarak amellerini iptal etmiş olan babalarımızın yaptıkları sebebiyle bizleri cezalandırıp azap mı edeceksin? Cehaletimiz ve babalarımızı taklit etmemiz sebebiyle bizim bir günahımız yoktur.’’ dememeniz içindir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutup:“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(buyurmuştu). Onlar da:“Evet, şahit olduk” demişlerdi. Bu, kıyamet günü:“Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz diyedir. 173- Yahut:“Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık (ve onlara uyduk). Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin?” demeyesiniz diyedir. 174- İşte biz âyetleri böyle açıklıyoruz ki belki dönerler. 172. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış” sulblerinden zürriyetlerini çıkartmış, onları nesiller halinde arka arkaya birbirinden türeyip doğmalarını sağlamış “ve” annelerinin karınları ile babalarının sulblerinden çıkartınca “onları kendilerine şahit tutup: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Yani onların fıtratlarına kendilerinin Rabbi, yaratıcıları ve mutlak sahipleri olduğuna dair koymuş olduğu ikrar gereğince onlara rububiyetini kabul ettiklerini ikrar ettirmişti. Onlar da “Evet” biz bunu kabul ettik, demişlerdi. Çünkü Yüce Allah, kullarını dosdoğru ve hanif din üzere yaratmıştır. Herkes bu şekilde yaratılmıştır. Fakat fıtrat, akılların maruz kalacağı bozuk akîdelerin etkisi altında değişebilir, değişikliğe uğrayabilir. İşte bundan dolayı devamla şöyle buyrulmuştur: “Bu, kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz diyedir.” Yani biz, sizleri imtihan ettik, sizler de Yüce Allah’ın, Rabbiniz olduğuna dair sahip olduğunuz bilgiler ile bu ikrarı yaptınız. Zira kıyamet günü bu ikrarı inkâr edip buna dair hiçbir şeyi kabul etmeyebilir ve size karşı Allah’ın delilinin ortaya konmadığını, sizin buna dair hiçbir bilginizin bulunmadığını ileri sürebilirsiniz. Hatta siz, bundan kesinlikle habersiz olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Artık bugün sizin ileri sürebileceğiniz bir deliliniz kalmamıştır. Yüce Allah’ın kesin ve nihai delili de sizin aleyhinizde sabit olmuştur. 173. “Yahut” da sizler bir başka mazeret ileri sürerek şöyle demeyesiniz: “Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık” bu yüzden onların izinden gittik ve onların batıllarında onlara uyduk. “Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin? demeyesiniz diyedir.” Çünkü Yüce Allah, atalarınızın izledikleri yolun batıl olduğunu size gösterecek, gerçeğin peygamberlerin getirdikleri olduğunu açıkça ortaya koyacak hususları fıtratlarınıza yerleştirmiştir. Bu, sizin atalarınızı üzerinde bulduğunuz hale karşı ve hatta ondan daha ileri bir delildir. Evet, kul kimi zaman sapık atalarının görüşleri ve bozuk yolları içinden hak zannettiği birtakım kanaatlere sahip olabilir. Ancak bunun tek sebebi, Yüce Allah’ın delillerinden, açıklamalarından, afaki ve enfüsi âyetlerinden yüz çevirmesidir. Onun bu yüz çevirmesi ve batıl içerisinde olanların söylediklerine yönelmesi, belki de onu batılı hakka üstün tutacak bir hale bile götürebilir. İşte bu âyet-i kerimenin doğru tefsiri budur. Bununla birlikte bu ayet şöyle de açıklanmıştır: Bu olay, Yüce Allah’ın Adem’in zürriyetini Adem’in sulbünden çıkartıp da onlardan söz aldığı gün gerçekleşmiştir. Bu günde onları kendilerine karşı şahit tutmuş, onlar da bu gerçeğe şahitlik etmişlerdir.[11] İnat ve küfür içerisinde sürdürdükleri zulme karşı işte o vakit onlara verdiği bu emri, hem dünyada hem âhirette onlara delil olarak ortaya koymaktadır. Ancak âyet-i kerimede buna delil olacak bir ifade olmadığı gibi, böyle olmasını gerektirecek bir münasebet de yoktur. Yüce Allah’ın hikmetinin gereği de bu değildir. Vakıa da buna tanıklık etmemektedir. Çünkü onların sözünü ettikleri bu söz, Yüce Allah’ın Adem’in sülbünden zürriyetlerini çıkardığı ve henüz bu alemde bulunmadıkları bir vakitte alınmış bir sözdür ki hiç kimse böyle bir şeyi hatırlamamaktadır. Peki, Yüce Allah Âdemoğullarına karşı haberdar olmadıkları, ona dair ellerinde herhangi bir iz ve işaret bulunmayan bir hususu nasıl delil gösterir? İşte bu konuda durum açık ve seçik olduğundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 174. “İşte biz âyetleri böyle açıklıyoruz” onları beyan edip açıkça ortaya koyuyoruz “ki belki” Allah’ın, fıtratlarına tevdi etmiş olduğu gerçeklere ve Allah’a verdikleri söze “dönerler” ve böylelikle çirkin işleri işlemekten vazgeçerler.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İslâm akîdesine göre insanoğlunun bütün sorumluluklarının başında Allah’ın varlık ve birliğini kabul etme ve yalnız O’nu Tanrı olarak tanıyıp kulluk etme görevi gelmektedir. Fakat insanlar, sorumlulukları hakkında gerektiği biçimde bilgi sahibi kılınmazlar yahut böyle bir bilgiye ulaşma yeteneği ile donanmış olmazlarsa bu durumu bir mazeret veya bahane olarak ileri sürmekte haklı olurlar. Bu sebeple söz konusu büyük sorumluluğun âdil bir temele dayanması için insanların bu hususta yeterli donanıma sahip kılınmaları gerekmiştir. Bu iki âyette insanların Allah tarafından böyle bir bilgi veya yetenekle donatıldığı haber verilmekte ve bunun gerekçesi açıklanmaktadır. Tefsirlerde bu âyetlere iki farklı anlam verilmiştir: a) Eski tefsirlerde geniş yer tutan, çoğu birbirinin tekrarı mahiyetindeki rivayetlere göre Allah Teâlâ dünyayı yaratmadan önce dünyaya gelecek olan bütün insanların ruhlarını –sonraları âyetin lafzından hareketle “rûz-i elest, bezm-i elest” şeklinde terimleşen– ruhlar âleminde bir araya getirerek onları kendi varlığına tanık kılmış; kendisinin onların rabbi olduğunu yine onlara onaylatmış; bu gerçeği tasdik ettikleri yönünde onlardan söz almış ve böylece kendisi ile dünyaya gelecek bütün kulları arasında bir tür sözleşme akdetmiş; ayrıca bu sözleşme yahut taahhüde onların bizzat kendilerini şahit tutmuş veya bir kısmını diğerleri hakkında tanık göstermiş ya da –bir başka yoruma göre– bizzat kendisinin ve meleklerin bu sözleşmeye şahit olduklarını onlara bildirmiştir. Böylece insanların, “Bizim böyle bir sorumluluğumuz olduğunu bilmiyorduk” diyerek yahut inkârcılık veya putperestliği kendilerinin icat etmediğini, bunu atalarından miras aldıklarını, başka türlü bir bilgiye sahip olmadıkları için kendilerinin de bu inancı sürdürdüklerini, dolayısıyla bu hususta kendilerinin bir günahı ve sorumluluğu olmaması gerektiğini belirterek sorumluluktan kurtulmaları da önlenmiştir. İlk dönem Selef âlimleriyle sûfî âlimler, Sünnî ve Şiî kelâm bilginlerinin çoğunluğu âyeti böyle yorumlamışlardır. b) Burada belirtilen sözleşme mecazi anlamda olup bu olay, dünya yaratılmadan önce değil, her insanın kendi bedeninin yaratılması sırasında gerçekleşmektedir. Bir görüşe göre zürriyetlerin baba sulbünde yaratılışı esnasında, başka bir görüşe göre anne rahmine yerleşip organik oluşumunu tamamlaması sürecinde Allah Teâlâ insanoğlunun doğasına ya da fıtratına kendisinin varlık ve birliğini tanıma, kavrama ve dolayısıyla kendisine inanma yeteneğini yerleştirmektedir. Şu halde Allah, her insanı, iman etmesi için yeterli zihnî ve psikolojik donanıma sahip kılmakta; iç ve dış âlemde kendi varlığına ve birliğine kılavuzluk edecek birçok kanıtlar yaratmaktadır; böylece O, sanki insanlara, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sormakta, onlar da “evet” diyerek bunu tasdik etmektedirler. İnsanın doğasındaki iman kabiliyeti bu âyetlerde temsilî bir dille anlatılmış bulunmaktadır (Zemahşerî, II, 103). Nitekim başka âyetlerde de buna benzer anlatımlar mevcuttur. Meselâ Fussılet sûresinin 11. âyetinde göğün ve yerin Allah’ın yasalarına göre işleyişi, “Dahası O, duman halinde olan semaya iradesini yöneltti; ardından ona ve arza, ‘İsteyerek veya istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!’ buyurdu. ‘Boyun eğerek geldik’ dediler” şeklinde anlatılmıştır. Mu‘tezile ve Mâtürîdî âlimleriyle bazı Eş‘arî ve Şiî âlimlerinin de bu görüşte oldukları bildirilmekte, Fahreddin er-Râzî’nin de bu görüşte olduğu anlaşılmaktadır (XV, 47). Başta İbn Teymiyye olmak üzere sonraki Selefîler, Allah’ın insandan ahid ve mîsâk almasını, insanın psikolojik muhtevasına kendi varlık ve birliğini tanıma kapasitesi vermesi şeklinde anlamışlardır. Nitekim Hz. Peygamber’in, “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar” anlamındaki hadisi de (Buhârî, “Cenâiz”, 93; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 18) bunu anlatmaktadır. İlk görüş doğru kabul edildiğinde ruhların bedenlerden önce yaratıldığını da kabul etmek gerekmektedir. Ancak ikinci görüşü benimseyenler bunun doğru olmadığını savunurlar. Konu insanın bilgi alanını aştığı ve gayb alanına girdiği için âyetlerde bildirileni tasdik ederek insanlardan bir şekilde iman sözü alındığına inandıktan sonra bunun mahiyetinin ne olduğu hususunda kesin bir görüşü kabul etmek gerekli değildir. İşin hakikatini Allah bilir. 174. âyette işaret buyurulduğu üzere insana düşen görev, Allah’ın rab olduğu gerçeğini kavrayabilecek güçte yaratıldığına ve bu hususta kendisinden söz alındığına iman edip verdiği söze sadık kalmaktır.
A'râf Suresi 173. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Veyahut Allah’a şirk koşarak ahdi bozanların babalarınız olduğunu, sizlerin de babalarınızı bulduğunuz şirk üzerine onları taklit ettiğinizi hüccet getirerek ‘’Ey Rabbimiz! Allah’a şirk koşarak amellerini iptal etmiş olan babalarımızın yaptıkları sebebiyle bizleri cezalandırıp azap mı edeceksin? Cehaletimiz ve babalarımızı taklit etmemiz sebebiyle bizim bir günahımız yoktur.’’ dememeniz içindir.