Diyanet İşlerien ayrışan
Evlenme ümidi kalmayan, ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartiyle, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur; ama sakınmaları kendileri için daha iyi olur. Allah işitir ve bilir
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir nikah ümidi kalmayan, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların ise, zinetlerini (yabancı erkeklere) göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Yine de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Artık nikâh arzuları kalmamış, hayızdan ve evlattan kesilen kadınların, süslerini göstermek için ortalıkta dolaşmamaları şartıyla dış giysilerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmak için titiz davranmaları, onlar için daha hayırlıdır. Allah, her şeyi işitir, her şeyi bilir.
Süleyman Ateş
Evlenme arzusu kalmamış, oturan (ihtiyar) kadınların, kasden süs göstermeğe çalışmadan, dış örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmaları, kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Evlenme arzusu kalmayıp, yaşlılıkları sebebi ile hayızdan kesilen ve hamile kalmaları da mümkün olmayan yaşlı kadınların, örtmekle emrolundukları gizli olan ziynetlerini/süslerini açığa vurmaksızın rida ve peçe gibi dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah/sakınca yoktur. Daha iffetli olmaları ve iyice örtünmeleri için dış elbiselerini giymeleri kendileri için daha hayırlıdır. Allah sözlerinizi hakkıyla işiten ve yaptıklarınızı hakkıyla bilendir. Bundan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. O, yaptıklarınızın karşılığını size verecektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
60- Evlenme arzu ve ümidi kalmamış ihtiyar kadınların, zinetlerini göstermemek şartıyla (dış) elbiselerini çıkarmalarında onlara bir günah yoktur. Bununla beraber (çıkarmayıp) iffete sarılmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
60. “Evlenme arzu ve ümidi kalmamış” yani kendisi evlenme arzusu taşımayan ve kendisi ile de evlenmeye arzu duyulmayacak olan -ki bu da ya aşırı yaşlandığından yahut yaratılışı itibariyle çirkin olup arzulanmayacak bir halde olmasından olabilir- şehvetten kesilmiş “ihtiyar kadınların, zinetlerini göstermemek şartıyla (dış) elbiselerini” yani cilbab, peçe vb. dış elbiselerini “çıkarmalarında onlara bir günah yoktur.” Burada, Yüce Allah’ın kadınlar ile ilgili olarak:“Başörtülerini de yakalarının üzerine salsınlar” buyruğundaki hüküm kastedilmektedir. Bu tür kadınların gerek kendilerinin fitneye düşmelerinden gerekse de başkalarını fitneye düşürmelerinden yana emin olunduğu için yüzlerini açmaları caizdir. ış elbiselerini çıkarmalarından dolayı vebal altında olmadıkları dile getirilince bundan, her konuda bu ruhsatın kullanılmasının caiz olacağı vehmi uyanabileceğinden Yüce Allah böyle bir vehmi:“zinetlerini göstermemek şartıyla” buyruğuyla ortadan kaldırmaktadır. Yani insanlara karşı -yüzlerini örtseler dahi- güzel dış elbiselerle süslenerek ve gizledikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurarak zinetlerini teşhir etmemelidirler. Çünkü kadın tesettüre riâyet etse bile zinete bürünmekle -isterse arzu duyulmayacak halde olsun- insanları fitneye, kendisine bakanı da günaha düşebilir. “Bununla beraber (çıkarmayıp) iffete sarılmaları onlar için daha hayırlıdır.” İffete sarılmak, bunun için gerekli sebepleri yerine getirmek sûretiyle -evlenmek ve fitneye düşmekten korkulanı terk etmekle- iffete talip olmak demektir. “Allah” bütün sesleri çok iyi “işitendir.” Bütün niyet ve maksatları çok iyi “bilendir.” O bakımdan bu tür kadınlar, bozuk maksatlardan ve iyi olmayan sözlerden alabildiğine sakınsınlar ve bilsinler ki Yüce Allah, bunların cezasını da verecektir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Daha önce (30-31. âyetler) iffetin korunması ve bir tedbir olarak örtünme konusu ele alınmıştı. Örtünmeyle ilgili istisnalar arasında çocuklar, yaşlılar, ev halkı ile içli dışlı yaşamak durumunda olan hizmetçiler vardı. Burada istisnalar, yani amaca aykırı düşmediği için örtünme yükümlülüğünün hafifletilmesiyle ilgili bir başka hüküm daha vardır. Buna göre yaşlanmış, âdet görmez hale gelmiş, normal şartlarda kendisine izdivaç teklifi yapılmaz olmuş kadınlar, gençlere nisbetle daha az örtünebilecekler, bir başka ifadeyle bazı giysilerini çıkarabileceklerdir. “Bu giysiler nelerdir ve nerede çıkarılacaktır?” sorusunun cevabı farklı bakış açılarından ve yorumlardan dolayı çeşitli olmuştur. Bu âyetle 30-31. âyetler arasında ilgi kuranlar ve istisnayı oradaki örtünmeye bağlayanlar, çıkarılabilecek giysilerin başörtüsü, entari üzerine giyilen hırka vb. ikinci giysi olduğunu söylemişlerdir; tâbiîn âlimlerinden Câbir b. Zeyd’in anlayışı böyledir. Bazı tefsirci ve fıkıhçılar ise yaşlı kadının da namazda saçlarının avret (açılması haram) olduğundan hareket ederek istisnayı, Ahzâb sûresindeki cilbâb âyetine (33/59) bağlamışlar ve izin verilen açılmanın yalnızca cilbâb (başörtüsünün ve entarinin üzerine örtülen dış giysi) olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu gruptan bazıları, “Maksat yabancı kimsenin görmediği yerde başını açmasıdır” demişlerse de Cessâs, haklı olarak “Bunu yaşlı kadınlara özgü kılmanın anlamı yoktur, genç kadınlar da yabancı kimsenin görmediği yerlerde başlarını açabilirler” diyerek bu yorumu eleştirmiştir (III, 334; krş. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1401).
Bize göre burada izin verilen açılma baş ve boyunla ilgilidir; âyet, Ahzâb sûresindeki cilbâbla değil, bu sûrenin 31. âyetindeki başörtüsüyle ilgili bir istisna getirmektedir. Çünkü Arapça’da, “elbiselerini çıkarmaları” diye tercüme ettiğimiz “vad‘u’s-siyâb”, dış giysinin değil, başörtüsünün açılması mânasını ifade etmektedir (İbn Atıyye, IV, 195; Kurtubî, XII, 308). Başı ve boynu örtmenin gerekçesi cinsel cazibe idi, yaşlılarda bu sebep ortadan kalktığı için örtünme külfeti hafifletilmiştir; nitekim 31. âyetteki istisnalardan biri de “şehvetle ilgisi olmayan veya kalmayan” kimselerdir. Hafifletme dış giysinin değil, başın ve boynun açılmasıyla hâsıl olur. Yerinde açıklanacağı üzere dış giysi (cilbâb) emrinin gerekçesi iffetin korunması değil, hür kadınların câriyelerden ayırt edilmesidir. Câriyenin bulunmadığı ve ayırmanın başka yöntemlerle sağlandığı zaman ve zeminlerde tesettür için gerekli olan cilbâb değil, belli yerlerin uygun şekilde örtülmesidir.
Âyetin sonundaki uyarı, kadınlar yaşlı da olsalar kendilerine ilgi duyulması ihtimali bulunduğu için bu ruhsatı kullanırken dikkatli olmalarına, amaca göre hareket etmelerine yöneliktir.