Önceki ayet· 18:41Sonraki ayet· 18:43

Kehf Suresi 42. Ayet· 18:42

↗ Kehf suresi
Mekki
وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِۦ فَأَصۡبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيۡهِ عَلَىٰ مَآ أَنفَقَ فِيهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُشۡرِكۡ بِرَبِّيٓ أَحَدٗا
Nitekim, ürünleri yok edildi; bağın altüst olmuş çardakları karşısında, sarfettiği emeğe içi yanarak ellerini oğuşturup "Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" diyordu
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Nitekim, ürünleri yok edildi; bağın altüst olmuş çardakları karşısında, sarfettiği emeğe içi yanarak ellerini oğuşturup "Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" diyordu
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine bağına yaptığı masraflara karşı ellerini oğuşturmaya başladı. Bağ, çardakları üzerine yıkılmış kalmıştı, "Ah Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım" diyordu.
Yaşar Nuri Öztürk
Derken bütün ürününe el kondu. Bağ sahibi, çardakları üzerine çökmüş bulunan bağ için harcadıklarına vahlanarak avuçlarını ovuşturuyor ve şöyle diyordu: "Ne olurdu, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!"
Süleyman Ateşen ayrışan
Derken (o inkarcı kişinin) ürünü yok edildi, çardakları üzerine yıkılmış durumda olan(bağ)ın karşısında ona harcadıklarına acıyarak ellerini uğuşturmağa başladı: "Ah nolaydı, ben Rabbime kimseyi ortak koşmamış olaydım!" diyordu.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.4%
İngilizce
And his fruits were encompassed [by ruin], so he began to turn his hands about [in dismay] over what he had spent on it, while it had collapsed upon its trellises, and said, "Oh, I wish I had not associated with my Lord anyone
Fransızca
Et sa récolte fut détruite et il se mit alors à se tordre les deux mains à cause de ce qu'il y avait dépensé, cependant que ses treilles étaient complètement ravagées. Et il disait: «Que je souhaite n'avoir associé personne à mon Seigneur!»
İspanyolca
Y en efecto, sus frutos fueron destruidos. [Él] se golpeaba las manos lamentándose por lo que había invertido en ellos, y ahora estaban allí devastados. Entonces dijo: "No debería haber igualado a otros junto a mi Señor
Rusça
Его плоды погибли, и он стал ударять себя по рукам, сожалея о том, что он потратил на виноградник, ветви которого упали на трельяжи. Он сказал: «Лучше бы я никого не приобщал в сотоварищи к моему Господу!»
Endonezce
Dan harta kekayaannya dibinasakan, lalu dia membolak-balikkan kedua telapak tangannya (tanda menyesal) terhadap apa yang telah dia belanjakan untuk itu, sedang pohon anggur roboh bersama penyangganya (tiangnya) lalu dia berkata, "Betapa sekiranya dahulu aku tidak mempersekutukan Tuhanku dengan sesuatu pun
Bengalce
অতঃপর তার সব ফল ধ্বংস হয়ে গেল এবং সে তাতে যা ব্যয় করেছিল, তার জন্য সকালে হাত কচলিয়ে আক্ষেপ করতে লাগল। বাগনটি কাঠসহ পুড়ে গিয়েছিল। সে বলতে লাগলঃ হায়, আমি যদি কাউকে আমার পালনকর্তার সাথে শরীক না করতাম।
Çince
他的财产,全遭毁灭。园里的葡萄架倒塌在地上,他为痛惜建设园圃的费用而反复翻转他的两掌,他说:“但愿我没有把任何物配我的主。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İşin sonunda Mümin kimsenin gelmesini tahmin ettiği ceza gerçekleşti ve kâfir kişinin bahçesindeki bütün mahsul yerle bir oldu. Kâfir olan kişi bahçenin verimli ve düzgün olması için yaptığı tüm harcama ve masrafların yok olmasından dolayı son derece pişmanlık ve üzüntü içine düşerek, ellerini ovuşturup oracıkta kaldı. Bağın çardaklarını çökmüş, üzüm bağlarının dallarını yere serilmiş vaziyette görünce şöyle dedi: "Ah keşke yalnız Rabbime iman edip hiçbir kimseyi ibadette O'na ortak koşmasaydım.''
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
39- “Bağına girdiğin zaman “(Bu) Allah’ın dilemesi iledir. Kuvvet, ancak Allah'ın yardımıyladır”, demeli değil miydin? Her ne kadar malca ve evlatça beni kendinden az görüyorsan da (şunu bil ki:) 40- “Belki Rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir. Seninkinin üzerine de gökten bir felaket gönderir de orası kaypak bir toprak haline geliverir.” 41- “Yahut suyu yerin dibine çekiliverir de bir daha onu bulmaya gücün yetmez.” 42- Derken bütün serveti yok edildi. O da o bahçe için harcadıklarına pişmanlık duyarak ellerini oğuşturmaya başladı. Bağının çardakları çökmüştü de o:“Ah, keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım!” diyordu. 43- O, Allah’tan başka kendisine yardım edecek bir topluluk bulamadı, kendi kendisini de kurtaramadı. 44- İşte bu durumda dostluk ve yardım, ancak hak olan Allah’a mahsustur. En iyi mükâfatı da en iyi akıbeti de veren O’dur. 39. Yani mü’min arkadaşı, kâfire dedi ki: Sen malının ve çocuklarının çokluğu ile bana karşı böbürlensen ve beni mal ve evlatça kendinden daha az görsen bile hiç şüphesiz, Allah’ın nezdindeki mükâfaat daha hayırlı ve daha kalıcıdır. O’ndan beklenen hayır ve lütuf, yarışanların uğrunda yarıştığı bütün dünyadan daha üstündür. 40. “Belki Rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir. Seninkinin” yani kendisi sebebiyle azgınlaştığın ve seni gurura sevketmiş bulunan bağının “üzerine ise gökten bir felaket” büyük bir yağmur veya daha başka türden bir azap ve musibet “gönderir de” bunun sonucunda “orası kaypak bir toprak haline geliverir.” Yani bağ ve bahçenin ağaçları sökülmüş, mahsülleri yok olmuş, ekini su altında kalmış ve faydasını tamamen yitirmiş bir hale gelebilir. 41. “Yahut” onun hayat sebebi olan “suyu yerin dibine çekiliverir de bir daha onu bulmaya gücün yetmez.” Artık kazarak veya başka bir yolla o suya ulaşamazsın. Mü’min arkadaşın, bu kâfirin bahçesine beddua etmesine sebep, Rabbinin rızası için gazaplanması, onun bu bahçesi dolayısıyla aldanıp gurura kapıldığını, azgınlaştığını ve ona meyledip razı olduğunu görmesidir. Böylelikle belki Rabbine döner yahut aklı başına gelir ve işinde basiret sahibi olur diye böyle yapmıştır. Yüce Allah da onun duasını kabul etti: 42. “Derken bütün serveti yok edildi.” Yani ona azap isabet etti, bu azap onu çepeçevre kuşatıp helâk etti. Bu servetinden geriye bir şey kalmadı. Servetinin kuşatılıp yok edilmesi, bütün ağaçlarının, mahsüllerinin ve ekinlerinin telef olması demektir. Bundan dolayı büsbütün pişman oldu ve çok üzüldü. “O da o bahçe için harcadıklarına pişmanlık duyarak ellerini oğuşturmaya başladı.” Yani bu bahçesinin yok olup gittiğini görünce oraya yaptığı dünyevi harcamalarına üzüldü. Zira hepsi boşa gitmiş geriye harcadıklarına karşılık olacak bir şey kalmamıştı. Şirk koşmasına ve yaptığı kötülüklerine de pişman oldu ve şöyle dedi:“Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım.” 43. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O, Allah’tan başka kendisine yardım edecek bir topluluk bulamadı, kendi kendisini de kurtaramadı.” Yani o azap, bağının bahçesinin üzerine inince daha önce arkadaşına karşı övünerek söylediği:“Ben, malca senden zenginim, sayıca da senden güçlüyüm” sözlerinin faydasını görmedi. Övündüğü o kimseler, onlara son derece ihtiyacı olduğu o anda onun başına gelen azabı kısmen dahi olsun uzaklaştıramadı. O, kendi kendisine de yardımcı olamadı. Hem Allah’ın kaza ve kaderine karşı kendi kendisine nasıl yardım edebilir veya herhangi bir yardım nasıl alabilir ki? Çünkü Allah, kaderini uygulamaya koydu mu artık gök ve yer ehli onun bir kısmını bile ortadan kaldırmak için gelecek olsalar yine de buna güçleri yetmez. Bu şekilde serveti yok edilen bu bahçe sahibinin durumunun düzelmiş olması, Rabbinin O’na kendisine dönmeyi, aklını başına almayı nasip ve ihsan etmiş olması, azgınlığının ve inadının sona ermiş olması, Yüce Allah’ın rahmet ve lütfu bakımından uzak bir ihtimal değildir. Buna delil de onun, Rabbine ortak koşmasına duyduğu pişmanlığı açıklamasıdır. Ayrıca Yüce Allah onu azgınlığa iten şeyleri ondan almış ve o kimseyi dünyada iken cezalandırmıştır ki Allah, bir kul hakkında hayır diledi mi onu dünyada hemen cezalandırır. Yüce Allah’ın lütfunu akıllar ve hayaller kuşatamaz. Ancak zalim ve çok cahil kimseler bu lütfu inkâr eder. 44. “İşte bu durumda dostluk ve yardım, ancak hak olan Allah’a mahsustur. En iyi mükâfatı da en iyi akıbeti de veren O’dur.” Yani azgınlık edip dünya hayatını tercih eden kimselere ceza verdiği, iman edip salih amel işleyen, Allah’a şükreden ve başkasını da bu şekilde davranmaya çağıran kimselere de lütfunu ihsan etmiş olduğu bu halde, gerçek dostluk ve himayenin yalnızca Allah’a ait olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. O’na iman edip takva sahibi olan kimse, Allah’ın gerçek dostudur. O, ona çeşitli lütuf ve ihsanlarda bulunur, kötülükleri ve musibetleri de ondan uzaklaştırır. Rabbine iman etmeyerek, O’nun dostluğunu istemeyen kimse dünyasını da dinini de kaybeder. Yüce Allah’ın dünyevi ve uhrevi mükâfatı da beklenen ve umulan en hayırlı mükâfattır. u önemli kıssada Yüce Allah’ın, kendisine dünyevi nimetler ihsan edip bu nimetlerin kendisini âhiretten alıkoyup azgınlaştırdığı ve bu nimetler sebebiyle Allah’a isyan eden kişinin halinden alınması gereken bir ibret vardır. Çünkü bu nimetlerin, sonunda tükenip yok olacağı muhakkaktır. Bu nimetlerle az bir süre yararlanılacak olsa dahi uzun bir süre bunlardan mahrum kalınacaktır. Allah’ın gerçek kulu eğer mal veya çocuklarından herhangi bir şeyden hoşlanacak olursa bu nimeti gerçek sahibine izafe etmeli ve onu lütfedip ihsan edenden bilmeli ve:“مَا شَآءَ ٱللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِٱللَّهِۚ / (Bu) Allah’ın dilemesi iledir. Kuvvet, ancak Allah'ın yardımıyladır ” demelidir ki, şükredenlerden olsun ve bu sözleri, Allah’ın nimetinin O’nun üzerinde devam etmesine ve kalıcılığına vesile olsun. Çünkü ayette şöyle buyrulmuştur:“Bağına girdiğin zaman: (Bu) Allah’ın dilemesi iledir. Kuvvet, ancak Allah'ın yardımıyladır, demeli değil miydin?” u kıssada ulaşılamayan dünyevî arzu ve isteklere karşı Allah’ın nezdindeki hayırlar ile teselli bulunulacağı da gösterilmektedir. Çünkü:“Her ne kadar malca ve evlatça beni kendinden az görüyorsan da (şunu bil ki) belki Rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir” buyrulmaktadır. Yine bu kıssada mal ve evladın eğer Yüce Allah’a itaate yardım ve katkıları olmuyor ise faydalarının olmayacağı anlatılmaktadır. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:“Sizi bize yaklaştıracak olan mallarınız da değildir, evlatlarınız da değildir. İman edip salih amel işleyenler müstesnâ.”(Sebe’, 34/37) ine bu kıssada malı, azgınlaşmasına, küfür ve hüsranına sebep olanların malının telef edilmesi için beddua edilebileceğine delil vardır. Özellikle de eğer bu kimse, malı sebebiyle kendisinin mü’minlerden üstün olduğunu iddia edip bundan dolayı onlara karşı böbürlenecek olursa. Bu kıssadaki bir diğer ibret de şudur: Allah’ın dostluğunun veya bunun aksin neticesi, ceza gerçekleşip de amelde bulunanlar ecirlerini alacağı vakit açıkça ortaya çıkacaktır. “İşte bu durumda dostluk ve yardım, ancak hak olan Allah’a mahsustur. En iyi mükâfatı da en iyi akıbeti de veren O’dur.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yüce Allah önceki âyetlerde inanmayanların cehennemdeki durumlarıyla inananların cennetteki durumlarını anlattıktan sonra, burada da bu iki grubun hallerine uygun olarak biri imanın, diğeri küfrün temsilcisi durumundaki iki adamın inanç ve davranış özelliklerini örnek vermiştir. Âyetlerden anlaşıldığına göre küfrün temsilcisi olan şahıs büyük bir servete sahiptir; imanın temsilcisi ise fakir ve zayıftır. Servet sahibi olan şahıs Allah’a iman edip verdiği nimete şükredeceği yerde, servetini fakir arkadaşına karşı böbürlenme ve nankörlük vesilesi yapmıştır. Malının yok olmayacağına ve kıyametin kopmayacağına inanmaktadır; kopsa bile âhirette Allah katında dünyadakinden daha iyi bir durumda olacağını iddia etmektedir. Âhirete inanan arkadaşı ise iman ve sâlih amel konusunda ona öğüt vermiş, kendisini topraktan yaratıp çeşitli safhalardan geçirdikten sonra mükemmel bir insan haline getiren Allah’a ortak koşarak nankörlük etmesinin uygun olmadığını, âhireti inkâr etmenin bir bakıma Allah’ı inkâr etmek olduğunu bildirmiştir. Zenginlik de yoksulluk da birer imtihan aracıdır. Bu âyetlerde imtihanı kazanan ile kaybeden iki örnek canlı bir üslûp içinde, karşılaştırma yöntemiyle verilmektedir. Bu iki kişinin kimlikleri konusunda tefsirlerde farklı görüşler vardır: a) Bunlar Mekke’de Mahzûm kabilesinden iki kardeştir. Biri kâfir olan Esved b. Abdü’l-Eşed, diğeri ise müslüman olan kardeşi Ebû Seleme’dir. Bahçeler ise muhtemelen Tâif’te bulunmaktadır. b) Bunlar İsrâiloğulları’ndan iki kardeştir. Babalarından kalan mirası bölüştüklerinde, mümin olan malını hayır yolunda harcamış, diğeri ise örnekte anlatılan bağları satın almıştır. Sonuç ise anlatıldığı gibi hüsrandır (İbn Âşûr, XV, 316). c) Bu olay inananla inanmayan insanın iç dünyalarını anlatan bir temsildir. Burada inanmanın insan ruhuna verdiği güven ve huzur ile inançsızlığın sebep olduğu güvensizlik ve huzursuzluk anlatılarak Mekkeli zengin müşriklerle yoksul müslümanların ruh halleri tasvir edilmiştir. Yoksul insanlarla beraber oturmaya tenezzül etmeyen zenginlerin tutumlarını kınayan ve Hz. Peygamber’e onların sözlerine uymamasını emreden âyetlerden sonra bu misalin getirilmesi, müşriklerin sonunun o bahçe sahibi zenginin sonuna benzeyeceğine işaret etmektedir.
Kehf Suresi 42. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İşin sonunda Mümin kimsenin gelmesini tahmin ettiği ceza gerçekleşti ve kâfir kişinin bahçesindeki bütün mahsul yerle bir oldu. Kâfir olan kişi bahçenin verimli ve düzgün olması için yaptığı tüm harcama ve masrafların yok olmasından dolayı son derece pişmanlık ve üzüntü içine düşerek, ellerini ovuşturup oracıkta kaldı. Bağın çardaklarını çökmüş, üzüm bağlarının dallarını yere serilmiş vaziyette görünce şöyle dedi: "Ah keşke yalnız Rabbime iman edip hiçbir kimseyi ibadette O'na ortak koşmasaydım.''