Kendileriyle, arzuladıkları şeyler arasına artık engel konur; nitekim, daha önce, kendilerine benzeyenlere de aynı şey yapılmıştı. Çünkü onlar şüphe ve endişe içindeydiler
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Kendileriyle, arzuladıkları şeyler arasına artık engel konur; nitekim, daha önce, kendilerine benzeyenlere de aynı şey yapılmıştı. Çünkü onlar şüphe ve endişe içindeydiler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Artık kendileriyle arzularının arasına set çekilmiştir. Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi. Çünkü hepsi işkilli bir şüphe içinde bulunuyorlardı
Yaşar Nuri Öztürk
Artık kendileriyle, iştahla arzuladıkları şey arasına engel konmuştur. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Gerçek şu ki onlar, tutarsızlığa iten bir kuşku içindeydiler.
Süleyman Ateş
Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekildi. Doğrusu, onlar katmerli bir kuşku içindedirler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
And prevention will be placed between them and what they desire, as was done with their kind before. Indeed, they were in disquieting denial
Fransızca
On les empêchera d'atteindre ce qu'ils désirent, comme cela fut fait auparavant avec leurs semblables, car ils se trouvaient dans un doute profond
İspanyolca
Pero entre ellos y lo que desean se interpondrá una barrera, como ocurrió con los incrédulos que estuvieron antes de ellos, porque estaban indecisos [sobre el Mensaje]
Rusça
Между ними и тем, что они пожелают, будет воздвигнута преграда, что прежде произошло с подобными им. Воистину, они терзались смутными сомнениями
Endonezce
(Dan diberi penghalang antara mereka dengan apa yang mereka inginkan706) sebagaimana yang dilakukan terhadap orang-orang yang sepaham dengan mereka yang terdahulu. Sesungguhnya mereka dahulu (di dunia) dalam keraguan yang mendalam
Bengalce
তাদের ও তাদের বাসনার মধ্যে অন্তরাল হয়ে গেছে, যেমন-তাদের সতীর্থদের সাথেও এরূপ করা হয়েছে, যারা তাদের পূর্বে ছিল। তারা ছিল বিভ্রান্তিকর সন্দেহে পতিত।
Yalanlayan bu kimseler, elde etmeyi istedikleri dünya isteklerinden, küfürden tövbe etmekten, cehennemden kurtulmaktan ve dünya hayatına dönmekten alıkonuldular. Tıpkı kendilerinden önce yalanlayan ümmetlerin başına geldiği gibi. Onlar; peygamberlerinin Allah'ı birlemeye, imana ve yeniden dirilmeye dair getirdiği gerçekler hakkında şüphe ettiler. Küfre sebebiyet veren bir şüpheye düştüler.
51- Dehşete kapıldıklarında onları bir görsen! Artık kaçıp kurtulma imkanı yoktur ve yakın bir yerden yakalanmışlardır. 52- “O’na iman ettik” derler. Ama uzak bir yerden (iş işten geçtikten sonra) imanı elde etmeleri ne mümkün! 53- Halbuki önceden onu inkar etmişlerdi. Üstelik uzak bir yerden görmedikleri bir şeye taş atıyor/rastgele tahminlerde bulunuyorlardı. 54- Daha önceden benzerlerine yapıldığı gibi onlar ile arzuladıkları şeyler arasına da bir engel konmuştur. Çünkü onlar, derin bir şüphe içerisinde idiler.
51. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Ey Peygamber ve daha sonra senin görevini ifa etmekle yükümlü olanlar! “Dehşete kapıldıklarında onları” azabı, peygamberlerin kendilerine haber verdiği ve yalan kabul ettikleri şeyleri görecekleri vakit şu yalanlayıcıların hallerini “bir görsen!” Çok dehşetli ve korkunç bir manzara ile, görülmesine tahammül edilemeyecek son derece zorlu bir hal ile karşılaşırdın! Bu, onlar için azabın kaçınılmaz olacağı vakittir. “Artık” onlar için “kaçıp kurtulma imkanı” kaçıp sığınacakları bir yer “yoktur ve yakın bir yerden yakalanmışlardır.” Bu yakalanacakları yer, azap yerinden uzak olmayacaktır. Aksine onlar yakalanacak ve arkasından hemen ateşe atılacaklardır.
52. İşte bu durumda iken “O’na iman ettik” Allah'a ve daha önce yalanladığımız şeyleri tasdik ediyoruz “derler. Ama uzak bir yerden (iş işten geçtikten sonra) imanı elde etmeleri ne mümkün!” Çünkü onlar ile iman arasına engel konulmuştur. Böyle bir durumda iman etmeleri artık imkânsız bir haldir. Mümkün olduğu vakit (dünyada) iman etmiş olsalardı, elbette o, kabul edilebilir bir iman olurdu.
53. Ama “önceden onu inkar etmişlerdi. Üstelik uzak bir yerden görmedikleri bir şeye taş atıyor/rastgele tahminlerde bulunuyorlardı.” Hakkı ortadan kaldırmak için batıl iddia ve iftiralarda bulunuyorlardı. Ancak uzak bir yerden atış yapan kimsenin hedefini isabet ettirmesi imkânsız olduğu gibi onların da böyle bir şeyi isabet ettirmelerine imkân yoktu. İşte batılın hakka galip gelmesi yahut onu ortadan kaldırması da imkânsız bir şeydir. Hakkın batılı fark etmemesi halinde batılın bir hamlesi olabilir; fakat hak ortaya çıkıp batıla karşı durdu mu onu ortadan kaldırır.
54. “Daha önce benzerlerine yapıldığı gibi” yani önceki ümmetler helâk edilecekleri vakit nasıl arzu ettikleri şeylere ulaşmalarına engel olundu ise “bunlar ile arzuladıkları şeyler arasına da” istedikleri zevkler, evlat, mallar, hizmetçiler, askerler vb. arasına “bir engel konmuştur.” Artık amelleri ile başbaşa kalmışlardır. Huzura tıpkı yaratıldıkları gibi tek tek gelecekler ve daha önce kendilerine verilen nimetleri geride bırakmış olacaklardır. “Çünkü onlar derin bir şüphe içinde idiler.” Şüphe doğuran, kalpleri rahatsız eden tereddütlere kapılmışlardı. İşte bunun için iman etmediler. İman etmemek noktasında mazeretlerinin kabul edilmesini isteyecekleri vakit de mazeretleri kabul edilmeyecektir.
Sebe’ Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Allah’a hamd-u senâlar olsun. Minnet duygularımız O’nadır, lütuf O’ndandır, yardımcımız O’dur, O’na tevekkül ederiz ve O’na güveniriz.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûrenin başında kıyametin kendilerine gelmeyeceğini iddia edenlerden söz edilmişti; bu âyetlerde de, o inkârcıların kaçışı, kurtuluşu olmayan güne yakalanmanın telâşı içindeki halleri tasvir edilerek sûre tamamlanmaktadır.
51. âyette geçen “yakın bir yerden yakalanma”, bazı müfessirler tarafından, yeryüzünden, kabirlerden, mahşerde hesap görülen yerden veya bulundukları yerden alınıp cezalandırılma şeklinde açıklanmıştır (Taberî, XXII, 107-109; Şevkânî, IV, 384). Diğer bir yoruma göre ise burada, o kişilerin çepeçevre kuşatılmaları kastedilmektedir (İbn Atıyye, IV, 426). Muhammed Esed bunu “kendi içlerinden, kişiliklerinden, can damarından” şeklinde yorumlar (II, 883). 52. âyette geçen ve “Ama bu kadar uzak bir yerden (kurtaracak bir imana) kavuşmak ne mümkün!” şeklinde çevrilen cümle, imanın fayda vermesi ve kurtuluşa erme fırsatının çoktan kaçırılmış olduğunu veya tövbe etme ve tekrar dünyaya döndürülme isteğinin kabul edilmeyeceğini belirten temsilî bir anlatımdır (Taberî, XXII, 110-111; Şevkânî, IV, 384). 53. âyetin “körü körüne” şeklinde çevrilen kısmı lafzan “uzak yerden” anlamına gelmekte olup, bununla hiçbir sağlam delile dayanmadan ve bilinçsizce ortaya atılan iddialar kınandığı için (Şevkânî, IV, 384) böyle tercüme edilmiştir.
Yalanlayan bu kimseler, elde etmeyi istedikleri dünya isteklerinden, küfürden tövbe etmekten, cehennemden kurtulmaktan ve dünya hayatına dönmekten alıkonuldular. Tıpkı kendilerinden önce yalanlayan ümmetlerin başına geldiği gibi. Onlar; peygamberlerinin Allah'ı birlemeye, imana ve yeniden dirilmeye dair getirdiği gerçekler hakkında şüphe ettiler. Küfre sebebiyet veren bir şüpheye düştüler.