Önceki ayet· 89:15Sonraki ayet· 89:17

Fecr Suresi 16. Ayet· 89:16

↗ Fecr suresi
Mekki
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبۡتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيۡهِ رِزۡقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّيٓ أَهَٰنَنِ
Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbim bana hor baktı" der
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbim bana hor baktı" der
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, "Rabbim beni zillete düşürdü." der.
Yaşar Nuri Öztürk
Ama Rabbi onu sıkıntıya uğratıp rızkını ölçüye bağlarsa: "Rabbim bana ihanet etti!" der.
Süleyman Ateş
Ama Rabbi onu sınayıp rızkını daraltırsa: "Rabbim beni alçalttı (perişan etti)" der.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.2%
İngilizce
But when He tries him and restricts his provision, he says, "My Lord has humiliated me
Fransızca
Mais par contre, quand Il l'éprouve en lui restreignant sa subsistance, il dit: «Mon Seigneur m'a avili»
İspanyolca
En cambio cuando lo pone a prueba restringiendo su sustento, dice: "Mi Señor me ha despreciado [y no ha tenido en cuenta mis méritos]
Rusça
Когда же Он испытывает его, ограничивая его в пропитании, тот говорит: «Господь мой унизил меня!»
Endonezce
Namun apabila Tuhan mengujinya lalu membatasi rezekinya, maka dia berkata, "Tuhanku telah menghinaku
Bengalce
এবং যখন তাকে পরীক্ষা করেন, অতঃপর রিযিক সংকুচিত করে দেন, তখন বলেঃ আমার পালনকর্তা আমাকে হেয় করেছেন।
Çince
当他考验他,故节约他的给养的时候,他说:“我的主凌辱我了。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ama onu imtihan ederek rızkını daraltırsa, o zaman Rabbinin onu aşağıladığını zannederek şöyle der: “Rabbim beni aşağıladı.''
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
15- İnsan, Rabbi kendisini sınayıp da ona ikramda bulunur ve nimetler verirse:“Rabbim, bana değer verdi” der. 16- Fakat onu sınayıp da rızkını kısarsa bu seferde o:“Rabbim beni zelil etti” der. 17- Asla! Doğrusu siz, yetime ikram etmiyorsunuz. 18- Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. 19- Mirası (başkalarının hakkını gözetmeden) toptan yiyorsunuz. 20- Malı da çok aşırı seviyorsunuz. 15. Yüce Allah, insanın mahiyeti itibari ile nasıl bir tabiata sahip olduğunu, akıbetleri bilmeyen, cahil ve zalim bir varlık olduğunu haber vermektedir. O, karşı karşıya bulunduğu halin, sonu gelmemek üzere devam edip gideceğini sanır. Yüce Allah’ın dünya hayatındaki lütuflarını ve ona nimet ihsan etmesini, kendisinin O’nun katında değerli ve O’na pek yakın olduğunu gösterdiğini zanneder. 16. Buna karşılık O “rızkını kısarsa” gıdası kendisine yetecek kadar olup ondan bir şey artırmayacak olursa, bu yolla Allah’ın kendisini hakir ve zelil kıldığını zanneder. Yüce Allah, onun bu kanaate sahip oluşunu reddederek şöyle buyurmaktadır: 17. “Asla!” yani dünyada kendisine nimet verdiğim herkes benim nezdimde üstün ve değerli demek değildir. Rızkını daraltıp kıstığım herkes de benim nezdimde hakir ve zelil demek değildir. Zenginlik ve fakirlik, bolluk ve darlık, Allah’ın bir imtihanıdır. Allah, bununla kullarını dener. Kimin kendisine şükrettiğini, kimlerin sabrettiğini ortaya çıkartır ve bu kimselere pek büyük mükâfatlar ihsan eder. Böyle olmayanları ise ağır bir azaba duçar eder. Diğer taraftan kulun, sadece kendi nefsinin isteklerini yerine getirmek için çalışıp durması ve o noktadan ileriye gitmemesi gayretinin azlığından, idealinin küçüklüğünden kaynaklanır. Bundan dolayı Allah, böylelerini muhtaç kullarının durumlarına önem vermediklerinden dolayı kınayarak şöyle buyurmaktadır: "Doğrusu siz” babasını yitirmiş, ihtiyacını karşılayacak kimsesi olmayan, gönlü hoşnut edilmeye ve iyiliğe muhtaç hale gelmiş “yetime ikram etmiyorsunuz.” Ona ikramda bulunmak yerine onu küçük görürsünüz. Bu ise kalplerinizde rahmet bulunmadığına ve hayır isteğinizin olmadığına delildir. 18. “Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.” Birbirinizi, fakir ve yoksul muhtaçları yemek yedirmeye teşvik etmiyorsunuz. Buna sebep ise dünyalığa olan tutkunuz, cimriliğiniz ve dünyalık sevgisinin kalbinizde iyice yer etmiş olmasıdır. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır: 19. “Mirası” yani ölüden geriye kalan malı “toptan yiyorsunuz.” Ondan geriye hiçbir şey bırakmazsınız. 20. “Malı da çok aşırı seviyorsunuz.” Bu da Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir: “Oysa siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Halbuki âhiret, hem daha hayırlı hem de daha kalıcıdır.”(el-A’lâ, 87/16-17); “Hayır, hayır siz hemen elde edilen (dünyayı) seviyorsunuz ve âhireti bir kenara atıyorsunuz.”(el-Kıyâme, 75/20)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Azgınlık ve taşkınlıkları yüzünden helâk edilen kavimlerin durumu haber verilerek gereken uyarı yapıldıktan sonra insanoğlunun azmasına ve kötü sonuçlara sürüklenmesine sebep olan, kendini beğenmişlik ve bencillik duygularından gelen başka zaaflarına dikkat çekilmektedir. Hz. Peygamber Mekke müşriklerine tuttukları yolun yanlış olduğunu, bu gidişleriyle bir gün mutlaka Allah tarafından cezalandırılacaklarını hatırlattıkça onlar da tam tersine, kendi yollarının doğru olduğunu, nitekim bu sayede Allah tarafından kendilerine bol nimetler ve servetler ikram edildiğini savunuyorlardı. Şu halde 15. âyetteki “insan” kelimesiyle bilhassa belirtilen karakterdeki Mekke müşrikleri ve aynı karakteri taşıyanlar kastedilmiştir. Yüce yaratıcı, hikmeti ve imtihan düzeni gereği, böyle birini çeşitli yeteneklerle donatıp bol nimete kavuşturduğunda o, bu nimetlerle bir sınamadan geçirildiğini, bunların bir hikmetle kendisine verildiğini düşünerek şükrünü yerine getirmesi gerekirken, bu sorumluluğu aklından bile geçirmez; sadece kuru bir lâf olarak “Rabbim bana lütfetti” deyip elindekiyle mutlu olmaya bakar. Sahip olduğu nimetlerden başkalarını yararlandırarak onların da bu mutluluğa ortak olmaları yönünde bir gayret göstermez. Fakat aynı insan rızkında bir daralma olduğunda bunun da bir hikmet gereği meydana geldiğini, uhrevî bir mükâfata erişmesine veya akılsızca bir zevk ve safaya düşmekten korunmasına vesile olabileceğini yahut kendi kusurunun, çalışma ve gayretteki noksanlığının bir neticesi olabileceğini düşünerek sabretmesi ve kusurlarını gidermesi gerekirken o, kendisinin Allah tarafından göz ardı edildiği ve haksızlığa uğradığı iddiasında bulunma anlamına gelebilecek davranışlar içine girer, yakınıp sızlanmaya ve isyan etmeye başlar. Yaygın yoruma göre “Mirası hak hukuk demeden yiyorsunuz” meâlindeki 19. âyette, erkeklerin kadınların miras payına da el koymaları, kezâ yetimlere kalan mirası gasbetmeleri kınanmaktadır. Bu âyetler bir bütün olarak değerlendirildiğinde burada söz konusu edilen imtihanı (ibtilâ) kazanmanın iki temel ölçüsünün olduğu ortaya çıkmaktadır: 1. Nimetin asıl sahibinin Allah olduğunu, O’nun nimeti bize, liyakatimiz dolayısıyla vermeye mecbur olduğu için değil, bir lütuf olarak verdiğini bilmek ve O’na minnettar olup şükretmek; nimetini kıstığı zaman da hükmüne razı olup sabretmek; 2. Allah’ın verdiği nimetleri yoksul ve himayeye muhtaç olanlarla paylaşmak, buna başkalarını da teşvik ederek bu hususta toplumsal bir duyarlılığın gelişmesine, dayanışma ve yardımlaşmanın kurumsal bir hale gelmesine katkıda bulunmak. Mekkî sûrelerin ana konularından olan bu iki davranış ölçüsü, İslâmî kaynaklarda, “Allah’ın emrine saygı, Allah’ın yarattıklarına şefkat” şeklinde formülleştirilmiştir (meselâ bk. Râzî, XXXI, 170). Gerek bu âyetlerde gerekse Kur’an-ı Kerîm’in bütününde oluşturulmak istenen temel dinî, ahlâkî, toplumsal zihniyetin özü budur. 15-20. âyetlerde müşrik Araplar’daki Allah’a karşı küstahlık derecesine kadar varan benlik iddiası, “öteki”ne karşı tam bir sorumsuzluk ve ilgisizliğe götüren egoizm ve çılgınca bir mal tutkusu son derece veciz ve etkileyici bir üslûpla anlatılıp eleştirilirken müslümanlar da Allah’ın iradesine uygun bireysel ve toplumsal hayatın dinî ve ahlâkî temeli konusunda aydınlatılmıştır.
Fecr Suresi 16. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ama onu imtihan ederek rızkını daraltırsa, o zaman Rabbinin onu aşağıladığını zannederek şöyle der: “Rabbim beni aşağıladı.''