Önceki ayet· 7:187Sonraki ayet· 7:189

A'râf Suresi 188. Ayet· 7:188

↗ A'râf suresi
Mekki
قُل لَّآ أَمۡلِكُ لِنَفۡسِي نَفۡعٗا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُۚ وَلَوۡ كُنتُ أَعۡلَمُ ٱلۡغَيۡبَ لَٱسۡتَكۡثَرۡتُ مِنَ ٱلۡخَيۡرِ وَمَا مَسَّنِيَ ٱلسُّوٓءُۚ إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٞ وَبَشِيرٞ لِّقَوۡمٖ يُؤۡمِنُونَ
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki, ben kendi kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilim.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
De ki: "Ben kendi nefsime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı biliyor olsaydım iyilik ve güzelliği elbette çoğaltırdım. Bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim."
Süleyman Ateş
De ki: "Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbete çok hayır (mal ve mülk) elde ederdim. Bana kötülük dokunmamış (beni cin çarpmamış)tır. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.7%
İngilizce
Say, "I hold not for myself [the power of] benefit or harm, except what Allah has willed. And if I knew the unseen, I could have acquired much wealth, and no harm would have touched me. I am not except a warner and a bringer of good tidings to a people who believe
Fransızca
Dis: «Je ne détiens pour moi-même ni profit ni dommage, sauf ce qu'Allah veut. Et si je connaissais l'Inconnaissable, j'aurais eu des biens en abondance et aucun mal ne m'aurait touché. Je ne suis, pour les gens qui croient, qu'un avertisseur et un annonciateur»
İspanyolca
Diles [oh, Mujámmad]: "No poseo ningún poder para beneficiarme ni perjudicarme a mí mismo, salvo lo que Dios quiera. Si tuviera conocimiento de lo oculto tendría abundantes bienes materiales y no me alcanzaría nunca un mal. Yo solo soy un amonestador y albriciador para la gente que cree
Rusça
Скажи: «Я не властен принести себе пользу или причинить себе вред, если того не пожелает Аллах. Если бы я знал сокровенное, то приумножил бы для себя добро, и зло не коснулось бы меня. Однако я - всего лишь предостерегающий увещеватель и добрый вестник для верующих людей»
Endonezce
Katakanlah (Muhammad), "Aku tidak kuasa mendatangkan manfaat maupun menolak mudarat bagi diriku kecuali apa yang dikehendaki Allah. Sekiranya aku mengetahui yang gaib, niscaya aku membuat kebajikan sebanyak-banyaknya dan tidak akan ditimpa bahaya. Aku hanyalah pemberi peringatan, dan pembawa berita gembira bagi orang-orang yang beriman
Bengalce
আপনি বলে দিন, আমি আমার নিজের কল্যাণ সাধনের এবং অকল্যাণ সাধনের মালিক নই, কিন্তু যা আল্লাহ চান। আর আমি যদি গায়বের কথা জেনে নিতে পারতাম, তাহলে বহু মঙ্গল অর্জন করে নিতে পারতাম, ফলে আমার কোন অমঙ্গল কখনও হতে পারত না। আমি তো শুধুমাত্র একজন ভীতি প্রদর্শক ও সুসংবাদদাতা ঈমানদারদের জন্য।
Çince
你说:“除安拉所意欲的外,我不能掌握自己的祸福。假若我能知幽玄,我必多谋福利,不遭灾殃了。我只是一个警告者和对信教的民众的报喜者。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Muhammed! De ki: "Ben kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda ne de bir zarar verecek güce sahibim. Sadece buna Yüce Allah sahiptir. Allah'ın bana öğrettiklerinin dışında da başka bir şey bilmem. Ben gaybı da bilmem. Eğer gaybı bilmiş olsaydım, gerçekleşmeden önce olacakları ve ne getireceğini bilmem hasebiyle bana yarar sağlayacak sebepleri yapar ve zarar verecek olanları kendimden uzaklaştırırdım. Ben sadece Allah'ın resulüyüm. O'nun elem verici cezası ile korkutan, benim Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın resulü olduğuma iman edenleri ve getirdiklerimi tasdik edenleri Yüce Allah'ın değerli mükâfatı ile müjdeleyen bir elçiyim.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
187- Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki:“Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Vakti gelince onu ancak O tecelli ettirecektir. O (bilgisi ve dehşetiyle) göklerde de yerde de oldukça ağır bir olaydır. Size ancak ansızın gelecektir.” Sanki biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar.” De ki: Onun ilmi ancak Allah’ın katındadır, fakat insanların çoğu bilmezler.” 188- De ki: “Ben kendim için Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda sağlayabilirim, ne de bir zarar(ı defedebilirim). Eğer gaybı bilseydim elbette çok iyilik elde ederdim ve bana hiçbir kötülük de dokunmazdı. Ben ancak iman eden bir toplum için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. 187. Yüce Allah, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle hitap etmektedir: Seni yalanlayan ve sana karşı tutumları ile işi yokuşa sürmek isteyen kimseler “sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını” Kıyametin ne vakit geleceğini ve insanların başına ne zaman kopacağını “soruyorlar.”“De ki: Onun bilgisi Rabbimin katındadır.” Onu bilmek O’na hastır. “Vakti gelince onu ancak O tecelli ettirecektir.” Kopmasını takdir ettiği vakitte ondan başka hiçbir kimse onu ortaya çıkartıp gerçekleştiremez. “O (bilgisi ve dehşetiyle) göklerde de yerde de oldukça ağır bir olaydır.” Yani ona dair bilgi göklerdekilere de yerdekilere de gizlidir. Aynı şekilde kıyamet, onlar için oldukça ağır bir şeydir. Bu yüzden kıyametten yana korkar ve endişe ederler. “Size ancak ansızın gelecektir.” Bilemeyecekleri ve hazırlık yapamayacakları bir şekilde ansızın gelir, onları hazırlıksız yakalar. “Sanki biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar.” Onlar sana kıyamete dair soru sormayı şiddetle arzu ederler. Sanki sen onu bilmeyi çok istiyormuşsun da araştırıp öğenmişsin gibi. Halbuki onlar, senin Rabbini kemal derecesinde tanıyan ve neye dair soru sormanın fayda verdiğini bilen bir kimse olduğunu, bu konuya dair soru sormayacağını, bunu arzu da etmeyeceğini bilmezler. Peki, onlar neden seni örnek alıp da maslahattan uzak ve bilinmesi imkânsız olan bu konuda soru sormaktan vazgeçmiyorlar?! Halbuki onu ne gönderilmiş bir peygamber ne de mukarreb bir melek bilir. Çünkü o, Yüce Allah’ın hikmetinin kemali ve bilgisinin genişliği dolayısı ile mahlukattan sakladığı işlerdendir. “De ki: Onun ilmi ancak Allah’ın katındadır, fakat insanların çoğu bilmezler.” İşte bundan dolayı hiç de istenmesi gerekmeyen şeylere karşı aşırı istek duyarlar. Özellikle de bu gibi kimseler daha önemli şeylere dair soru sormayı bırakır, bilmeleri gereken şeyleri öğrenmeyi terk ederler, sonra da hiç kimsenin bilmesine imkân bulunmayan, kendilerinin de bilmekle yükümlü olmadıkları şeyleri öğrenmeye yönelirler. 188. “Ben kendim için Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda sağlayabilirim, ne de bir zarar(ı defedebilirim).” Yani ben muhtaç bir kimseyim. İşleri Allah tarafından çekip çevirilenlerden birisiyim. Bana hayır Allah’tan gelir. Bana gelecek bir kötülüğü de ancak O önler. Ben ancak Allah’ın bana bildirdiklerini ve öğrettiklerini bilirim. “Eğer gaybı bilseydim elbette çok iyilik elde ederdim ve bana hiçbir kötülük de dokunmazdı.” Yani eğer gaybı bilseydim, bana fayda ve maslahat sağlayacağını bildiğim sebepleri yerine getirir, beni hoşuma gitmeyecek şeylere ve kötülüğe götürecek her şeyden de sakınırdım. Çünkü işleri meydana gelmeden önce bilir ve onların götürecekleri sonuçlara dair önceden bilgi sahibi olurdum. Ne var ki benim böyle bir bilgim olmadığından dolayı bazen benim de başıma iyi olmayan işler gelir. Kimi zaman da dünyevî maslahat ve menfaatleri elden kaçırırım. İşte bu, benim gayba dair bilgi sahibi olmadığımın en başta gelen delilidir. “Ben ancak iman eden bir toplum için” dinî, dünyevî ve uhrevî cezaları ve kötü akıbetleri hatırlatıp uyaran, bunlara götüren amelleri açıklayarak bunlardan sakındıran “bir uyarıcı ve” dünyevî ve uhrevi mükâfatları açıklayan, bunlara ulaştıracak salih amelleri beyan edip onlara teşvik eden bir “müjdeleyiciyim.” Ancak herkes böyle bir müjde ve uyarıyı kabul etmez. Bu müjde ve uyarılardan yararlanabilenler ve onları kabul edenler sadece mü’minlerdir. Bu âyet-i kerime, birtakım zarar ya da menfaatleri elde etmek için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yönelerek ona dua eden kimselerin ne kadar cahil olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü bu gibi hususlarda onun elinden bir şey gelmez. Allah’ın fayda vermediği kimseye başka o hiçbir fayda sağlayamaz. Allah’ın kendisinden zararı savmadığı hiçbir kimsenin zararını da kaldıramaz. Onun Allah’ın kendisine bildirdiğinden başka hiçbir bilgisi de yoktur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ancak kendisi ile gönderilen müjde ve uyarıları kabul edip gereğince amel edenlere faydalı olur. İşte onun faydası budur ki o; babaların, annelerin, arkadaşların ve dostların sağlayabilecekleri faydadan çok daha ileri bir faydadır. Zira o, Allah’ın kullarını her çeşit hayrı işlemeye teşvik ettiği gibi her türlü kötülükten de onları sakındırmış ve bu hususları onlara gayet net bir şekilde açıklamıştır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Burada da Hz. Peygamber’e, kendisi için faydalı olanı elde edip zararlı olandan korunmasının sadece Allah’ın dilemesine bağlı bulunduğunu açıkça ifade etmesi emredilmekte olup Resûlullah bu buyruğun gereğini yerine getirmiş; bu suretle, insan olması sebebiyle imkânlarının ve kabiliyetlerinin Allah’ın verdikleriyle sınırlı olduğunu, kendi başına olağan üstü hiçbir güce sahip olmadığını herhangi bir komplekse kapılmadan insanlara açıklamıştır. Böylece o, dolaylı olarak Allah’a olan içten bağlılığını da ortaya koymak suretiyle aslında, insanın Allah karşısında nasıl bir kulluk bilincine sahip olması gerektiği hususunda da örnek bir tavır sergiliyordu. Kıyametin ne zaman kopacağını bilmek gaybı bilmek demektir. Halbuki gaybı bilen insan, ileride kendisi için nelerin iyilik, nelerin kötülük getireceğini bilme gücüne de sahip olabilir ve ona göre davranabilir. Resûlullah, kendisinin böyle bir imkâna sahip olmadığını, temel işlevinin inanan insanlara fayda sağlayacak şekilde müjdeleyici ve uyarıcı bilgiler vermekten ibaret bulunduğunu ifade etmiştir. Burada da görüldüğü gibi Peygamber aleyhisselâm, kendisine Allah’ın lutuf ve ihsanından bağımsız aşkın sıfatlar izâfe edilmesinden hoşlanmamış; görevinin elinden geldiğince iyi bir kul olmak, Allah’ın kendisine yüklediği risâlet ve tebliğ görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirerek insanların hidayete erişmelerine gayret ve öncülük etmek olduğunu her zaman vurgulamıştır. Âhiret hayatı, cennet, cehennem, melek, şeytan gibi gayb alanına giren, dolayısıyla beşerin bilgi imkânlarını aşan hususlarda Allah ona neyi ne kadar bildirmişse o da o konuda bilgisini ortaya koymuş ve Allah’ın iznine bağlı olarak insanlara bilgiler vermiş; fakat kıyametin ne zaman kopacağı konusunda kendisine bilgi verilmediği için bu hususta da bilgisi bulunmadığını belirtmesi emredilmiştir. Âyette Hz. Peygamber’in mutlak olarak gelecek hakkında hiçbir şey bilmediği değil, Allah’ın bildirdikleri dışında gaybı bilmediği ifade edilmektedir. Çünkü geleceğe dair her konu gayb sayılamaz; insan, tabiat kanunları denilen Allah’ın evrendeki yasaları hakkındaki bilgisi, deneyimi ve aklı sayesinde gelecek hakkında bazı kesin bilgilere sahip olmakta, bazı tesbitler yapabilmektedir. Âyette asıl vurgulanan nokta, geleceğin insanlar için büsbütün karanlık olduğu değil, Allah imkân ve fırsat vermedikçe kulun varlık ve olaylar hakkında kendi başına bilgi edinemeyeceği, neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu göremeyeceğidir.
A'râf Suresi 188. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Muhammed! De ki: "Ben kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda ne de bir zarar verecek güce sahibim. Sadece buna Yüce Allah sahiptir. Allah'ın bana öğrettiklerinin dışında da başka bir şey bilmem. Ben gaybı da bilmem. Eğer gaybı bilmiş olsaydım, gerçekleşmeden önce olacakları ve ne getireceğini bilmem hasebiyle bana yarar sağlayacak sebepleri yapar ve zarar verecek olanları kendimden uzaklaştırırdım. Ben sadece Allah'ın resulüyüm. O'nun elem verici cezası ile korkutan, benim Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın resulü olduğuma iman edenleri ve getirdiklerimi tasdik edenleri Yüce Allah'ın değerli mükâfatı ile müjdeleyen bir elçiyim.