Önceki ayet· 46:22Sonraki ayet· 46:24

Ahkâf Suresi 23. Ayet· 46:23

↗ Ahkâf suresi
Mekki
قَالَ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّآ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦ وَلَٰكِنِّيٓ أَرَىٰكُمۡ قَوۡمٗا تَجۡهَلُونَ
Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum; fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum." dedi
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum; fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum." dedi
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Hud: "O azabın ne zaman geleceğine dair ilim Allah katındadır. Ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." dedi.
Yaşar Nuri Öztürk
Dedi: "İlim, ancak Allah katındadır. Ben size, bana vahyedileni tebliğ ediyorum. Fakat sizin, cahillik edip duran bir toplum olduğunuzu görüyorum."
Süleyman Ateş
Dedi: "(Azabın ne zaman geleceğine dair) Bilgi, ancak Allah katındadır. Ben, tebliğ görevlendirildiğim mesajı size duyuruyorum; fakat sizi cahillik eden bir kavim görüyorum."
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.1%
İngilizce
He said, "Knowledge [of its time] is only with Allah, and I convey to you that with which I was sent; but I see you [to be] a people behaving ignorantly
Fransızca
Il dit: «La science n'est qu'auprès d'Allah. Je vous transmets cependant le message avec lequel j'ai été envoyé. Mais je vois que vous êtes des gens ignorants»
İspanyolca
Dijo [el Profeta Hud]: "Solo Dios sabe cuándo llegará [ese día], yo solo les transmito el Mensaje con el que fui enviado, pero veo que son un pueblo que se comporta como los ignorantes
Rusça
Он сказал: «Знание - у Аллаха, а я лишь довожу до вашего сведения то, с чем я послан. Но я вижу, что вы являетесь невежественными людьми»
Endonezce
Dia (Hud) berkata, "Sesungguhnya ilmu (tentang itu) hanya pada Allah, dan aku (hanya) menyampaikan kepadamu apa yang diwahyukan kepadaku, tetapi aku melihat kamu adalah kaum yang berlaku bodoh
Bengalce
সে বলল, এ জ্ঞান তো আল্লাহর কাছেই রয়েছে। আমি যে বিষয়সহ প্রেরিত হয়েছি, তা তোমাদের কাছে পৌঁছাই। কিন্তু আমি দেখছি তোমরা এক মুর্খ সম্প্রদায়।
Çince
他说:“只有安拉知道刑罚何时降临你们,我只能把我的使命传达给你们,但我以为你们是无知的民众。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hûd -aleyhisselam- şöyle dedi: "Azabın vakti hakkındaki bilgi ancak Allah katındadır. Benim onun hakkında hiç bir bilgim yoktur. Ben ancak kendisiyle gönderildiğim şeyi size tebliğ etmek ile görevli bir elçiyim. Ama ben, sizin cahillik ederek faydanıza olan şeyleri bırakıp, zararınıza olan şeyleri yaptığınızı görüyorum."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
21- Âd kavminin kardeşi (Hûd’u) an. Ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçmiştir. Hani o, kavmini (yaşadıkları yer olan) Ahkaf’ta: “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphesiz ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” diyerek uyarmıştı. 22- Dediler ki:“Sen bizi ilâhlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin? O halde (iddialarında) doğru söyliyorsan bizi kendisi ile tehdit ettiğin (azabı) getir (de görelim)!” 23- Dedi ki:“(Azaba dair) bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Ben, size bana gönderilenleri tebliğ ediyorum. Fakat görüyorum ki siz, cahillik eden bir toplumsunuz.” 24- Onlar o (azabı) vadilerine yönelmiş gelmekte olan yayılmış bir bulut halinde gördüklerinde: “Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur” dediler. Hayır; aksine o, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde can yakıcı azap bulunan bir rüzgardır. 25- O, Rabbinin emri ile her şeyi yerle bir eder. Sonunda onların meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, günahkâr toplumları işte böyle cezalandırırız. 26- (Ey Mekkeliler!) Andolsun onlara size vermediğimiz imkânları vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler de vermiştik; fakat ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Sonunda alay etmekte oldukları (azap), onları çepeçevre kuşattı. 21. “Âd kavminin kardeşi” Hûd aleyhisselam’ı güzel övgülerle “an.” Çünkü o da Yüce Allah’ın, dinine davet etmekle ve insanlara Allah’a giden yolu göstermekle görevlendirdiği, böylelikle üstün kıldığı şerefli rasûllerdendi. “Ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçmiştir.” Yani o, benzeri görülmedik biri, ilk peygamber değildi ve diğer peygamberlere aykırı bir iddiası da yoktu. “Hani o, kavmini” Âd’ı, onların bulundukları ve “Ahkaf” denilen, Yemen topraklarında kumlukları çok olan (onun için de bu isimle anılan) yerde: “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphesiz ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” diyerek uyarmıştı.” Bu sözleriyle o, her türlü doğru sözü ve öğülmeye değer ameli içine alan Allah’a ibadeti onlara emretmiş, Allah’a ortak koşmalarını da yasaklamış, kendisine itaat etmemeleri halinde de azap ile korkutmuştu. Ancak bu davetin onlara hiçbir faydası olmadı. 22. “Dediler ki: Sen bizi ilâhlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin?” Yani senin tek maksadın, kendileri sebebiyle bizi kıskandığın ilâhlarımızdan yüz çevirmemizi sağlamaktır. Yoksa senin hak diye getirdiğin bir şey yoktur. “O halde (iddialarında) doğru söyliyorsan bizi kendisi ile tehdit ettiğin” azabı “getir (de görelim)!” Bu ise cehalet ve inadın en ileri derecesidir. 23. “Dedi ki: (Azaba dair) bilgi, ancak Allah’ın katındadır.” Bütün işlerin dizginleri ve anahtarları O’nun elindedir. Dolayısıyla dilerse azabınızı verecek olan da O’dur. “Ben, size bana gönderilenleri tebliğ ediyorum.” Yani benim görevim, apaçık tebliğden ibarettir. “Fakat görüyorum ki siz, cahillik eden bir toplumsunuz.” Zaten şu son derece küstahça işleri yapmanızın sebebi de budur. 24. Yüce Allah, üzerlerine büyük bir azap gönderdi. Bu azap, onları helak ve perişan eden bir rüzgar idi. “Onlar” bu azabı sel suları ile akıp taşan, tarlalarını sulayan, kuyularından ve göllerinden su içtikleri “vadilerine yönelmiş gelmekte olan yayılmış bir bulut halinde” bir bulut gibi kendilerine doğru geldiğini “gördüklerinde” sevinç içerisinde: “Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur, dediler.” Yüce Allah ise şöyle buyurmaktadır: “Hayır; aksine o, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir.” Yani kendi aleyhinize yaptıklarınızın cezasıdır. Çünkü siz:“O halde (iddialarında) doğru söyliyorsan bizi kendisi ile tehdit ettiğin (azabı) getir (de görelim)” demiştiniz. O, “içinde can yakıcı azap bulunan bir rüzgardır.” 25. “O, Rabbinin emri ile” O’nun dilemesi ile üzerinden geçtiği “her şeyi” şiddetinden ve helâk edici oluşundan dolayı “helâk eder.” Yüce Allah, bu rüzgarı onlara aralıksız olarak yedi gece ve sekiz gündüz musallat etti. Onlar sonunda içi boşalmış hurma ağacı kütükleri gibi yere serildiler. “Sonunda onların meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu.” Davarları, malları telef olmuş, kendileri de yok olup gitmişlerdi. “Biz, günahkâr toplumları” günahları ve zulümleri sebebiyle “işte böyle cezalandırırız.” Çünkü Yüce Allah, onlara pek büyük nimetler ihsan etmiş olmakla birlikte O’na şükretmediler, O’nu anmadılar. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır: 26. “(Ey Mekkeliler!) Andolsun onlara size vermediğimiz imkânları vermiştik.” Yani biz, onlara yeryüzünde güç ve imkân vermiş idik. Oranın hoş ve güzel mahsullerinden yararlanır, arzu edip istedikleri şeyleri elde ederlerdi. Onlara öğüt alacak kimselerin öğüt, hidâyet bulmak isteyenlerin ibret alabileceği bir süre yaşatmıştık. Yani ey muhataplar! Biz size verdiğimiz imkânları Ad kavmine de fazlasıyla vermiştik. O bakımdan size vermiş olduğumuz bu imkânların sizden başkasına verilmemiş olduğunu zannetmeyin. Bu imkânlarınızın, size gelecek Allah’ın azabını kısmen dahi olsa sizden uzaklaştırabileceğini zannetmeyin. Aksine sizden başkalarına verilmiş bulunan güç ve imkânlar, sizinkilerden çok daha fazla idi. Ama mallarının da çocuklarının da ordularının da Allah’a karşı kendilerine hiçbir faydası olmadı. “Onlara kulaklar, gözler ve kalpler de vermiştik.” Duyu organlarında, gözlerinde ve kavrayışlarında herhangi bir kusur yoktu ki bilgisizlikleri ve hakkı bilme imkânını bulamayışları dolayısıyla hakkı terk ettikleri söylenebilsin. Akıllarında da bir dengesizlik yoktu. Fakat başarı Allah’ın elindedir. “Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara” az ya da çok “hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın” tevhidine ve yalnızca O’na ibadet edilmesi gerektiğine dair kesin belgeler teşkil eden “âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Sonunda alay etmekte oldukları (azap), onları çepeçevre kuşattı.” Yani gerçekleşeceğini yalanladıkları ve kendilerini ona karşı uyaran peygamberler ile de alay ettikleri azap, tepelerine indi.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnancın en önemli üç unsuru tevhid, nübüvvet ve âhirettir. Bütün hak dinlerde bu üç unsur üzerinde önemle durulmuş, insanların bir tek Allah’a iman ve kulluk etmeleri, gönderdiği peygamberin yolundan gitmeleri ve öldükten sonra dirileceklerine, hesap vereceklerine inanarak yaşamaları istenmiştir. Bu sûrenin de temel konuları arasında bunlar vardır. Hz. Peygamber’in muhatabı olan Arap müşrikleri bu üç inanç unsuru karşısında direndikçe hem onları ikna etmek hem de peygamberi ve müminleri rahatlatmak için aynı şekilde davranan geçmiş ümmetlerden örnekler verilmiş, onların peygamberleriyle tartışmaları, ileri sürdükleri deliller, peygamberlerin mukabil davranışları ve ortaya koydukları kanıtlar anlatılmıştır. Burada açık örnek Âd kavmi ile “onların kardeşi” şeklinde ifade edilen Hûd aleyhisselâm, kapalı örnek ise 27. âyette zikredilen, o bölgede yaşamış diğer kavimler, ümmetler ve peygamberlerdir. Hz. Nûh’tan sonra kendilerine peygamber gönderilen ilk Arap topluluğu Âd olduğu için burada açık örnek olarak onlar seçilmiştir. “Âd’ın kardeşi”nden maksat o kavimden gelen, soy olarak o kavme mensup bulunan kimsedir ki, burada Hûd peygamber kastedilmektedir (Hûd ve Âd hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/65-72).
Ahkâf Suresi 23. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hûd -aleyhisselam- şöyle dedi: "Azabın vakti hakkındaki bilgi ancak Allah katındadır. Benim onun hakkında hiç bir bilgim yoktur. Ben ancak kendisiyle gönderildiğim şeyi size tebliğ etmek ile görevli bir elçiyim. Ama ben, sizin cahillik ederek faydanıza olan şeyleri bırakıp, zararınıza olan şeyleri yaptığınızı görüyorum."