De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O, ne mükemmel görendir! O ne mükemmel işitendir! İnsanların O'ndan başka dostu yoktur. O, hiç kimseyi hükümranlığa ortak kılmaz
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O, ne mükemmel görendir! O ne mükemmel işitendir! İnsanların O'ndan başka dostu yoktur. O, hiç kimseyi hükümranlığa ortak kılmaz
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir." Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O'ndan başka bir dostları da yoktur. Ve O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez."
Süleyman Ateş
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. Ve O, kendi hükmüne kimseyi ortak etmez.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.9%
İngilizce
Say, "Allah is most knowing of how long they remained. He has [knowledge of] the unseen [aspects] of the heavens and the earth. How Seeing is He and how Hearing! They have not besides Him any protector, and He shares not His legislation with anyone
Fransızca
Dis: «Allah sait mieux combien de temps ils demeurèrent là. A Lui appartient l'Inconnaissable des cieux et de la terre. Comme Il est Voyant et Audient! Ils n'ont aucun allié en dehors de Lui et Il n'associe personne à Son commandement
İspanyolca
Diles: "Dios es Quien realmente sabe cuánto permanecieron. Él conoce los secretos de los cielos y de la Tierra; Él todo lo ve, todo lo oye. No tienen protector fuera de Él, y Él no asocia a nadie en Sus decisiones
Rusça
Скажи: «Аллаху лучше знать, сколько они пробыли. У Него - сокровенное небес и земли. Как прекрасно Он видит и слышит! Нет у них покровителя помимо Него, и никто не принимает решений вместе с Ним»
Endonezce
Katakanlah, "Allah lebih mengetahui berapa lamanya mereka tinggal (di gua); milik-Nya semua yang tersembunyi di langit dan di bumi. Alangkah terang penglihatan-Nya dan alangkah tajam pendengaran-Nya; tidak ada seorang pelindung pun bagi mereka selain Dia; dan Dia tidak mengambil seorang pun menjadi sekutu-Nya dalam menetapkan keputusan
Bengalce
বলুনঃ তারা কতকাল অবস্থান করেছে, তা আল্লাহই ভাল জানেন। নভোমন্ডল ও ভুমন্ডলের অদৃশ্য বিষয়ের জ্ঞান তাঁরই কাছে রয়েছে। তিনি কত চমৎকার দেখেন ও শোনেন। তিনি ব্যতীত তাদের জন্য কোন সাহায্যকারী নেই। তিনি কাউকে নিজ কর্তৃত্বে শরীক করেন না।
-Ey Resul!- De ki: Ashâb-ı Kehf'in mağaralarında ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Yüce Allah bizlere mağarada kaldıkları müddeti bildirdi. Bundan sonra bunun hakkında hiçbir kimse Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın söylediklerinin üzerine herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir. Çünkü göklerde ve yerde gayb aleminde bulunanların yaratılması ve bilgisi O'na aittir. O ne güzel görür ve her şeyi görmektedir. Ne güzel işitir ve her şeyi işitmektedir. İnsanlar için O'ndan başka yakın bir dost ve yardımcı da yoktur. O hükmünde hiçbir kimseyi ortak etmez. O hükmünde tek başına münferittir.
25- Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Dokuz yıl daha eklediler. 26- De ki:“Ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı yalnız O’na aittir. O ne iyi görür, ne iyi işitir! Onların O’ndan başka hiçbir dostları yoktur. O, hiç kimseyi hükmüne ortak yapmaz.”
25-26. Allah Teala, Peygamber’e ashab-ı kehf hakkında Kitap ehline bilgileri olmadığı için soru sormayı yasakladıktan sonra ve Allah da gizli açık her şeyi bildiğinden dolayı ona ashab-ı kehf’in mağarada uyudukları süreyi haber vermekte ve buna dair bilginin yalnızca kendi nezdinde olduğunu bildirmektedir. Çünkü bu da göklerdeki ve yerdeki gaybın bir parçasıdır. Bunların gaybını bilmek ise Allah'a mahsustur. O’nun rasulleri vasıtasıyla bildirdiği gaybe dair haberlerde herhangi bir şüphe söz konusu olmaz, bunlar kesin doğrudur ve gerçektir. Kullarını muttali kılmadığı herhangi bir gaybı ise hiçbir yaratılmışın bilmesine imkân yoktur. “O ne iyi görür, ne iyi işitir!” buyruğu, Yüce Allah’ın kemal derecedeki işitme ve görmesinin, işitilecek ve görülecek türden olan her şeyi kuşatmasının gerçekten hayret edilecek bir konumda olduğunu ifade eder ki bu da Yüce Allah’ın bilinme özelliği bulunan her şeyi bilgisiyle kuşattığının haber verilmesinden sonra zikredilmiştir. aha sonra Allah, genel ve özel gerçek dost ve yardımcının da sadece kendisi olduğunu haber vermektedir. Bütün kainatın işlerini üstlenmiş olan mutlak yönetici O’dur. Mü’min kullarının dostu da O’dur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkartır. En kolay olana doğru yol almalarını kolaylaştırır ve zor olandan da onları uzak tutar. Bundan dolayı Yüce Allah:“Onların O’ndan başka hiçbir dostları yoktur” buyurmaktadır. Yani lütfu ve keremiyle, ashab-ı kehf’in, işlerini üstlenen ve hiçbir yaratılmışa onları terk etmeyen yalnızca O’dur. “O, kimseyi hükmüne ortak yapmaz.” Bu, hem kevnî ve kaderî hükmü, hem de şer’î ve dinî hükmü içine alır. Kaza ve kaderiyle, yaratma ve tedbiriyle, bütün mahlukatın yegane hakimi O olduğu gibi, emir ve yasaklarıyla, sevap ve cezası ile de onların gerçek hakimi yalnızca O’dur. Allah, göklerin ve yerin gaybının yalnızca kendisine ait olduğunu, herhangi bir mahlukun -bizzat kendisinin kullarına haber verdiği yolun dışında- bunu bilmeye yol bulmasının imkânsız olduğunu haber verdikten sonra Kur’an, pek çok gaybî hususu kapsadığından dolayı ona yönelmeyi emrederek şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müfessirler bu âyetleri birbirinin tamamlayıcısı olarak ele almış ve bunların tefsiri hakkında iki farklı görüş belirtmişlerdir:
a) 25. âyet, daha önce Ashâb-ı Kehf’in sayıları hakkında farklı şeyler söyleyenlerin sözüdür. İnsanlar onların sayıları hakkında ihtilâf ettikleri gibi, kaldıkları süre hakkında da farklı rakamlar söylemişlerdir. Kimileri, “Onlar mağaralarında üç yüzyıl kalmışlardır” derken, bazıları da dokuz yıl daha ekleyerek “Üç yüz dokuz yıl kaldılar” demişlerdir. İbn Mes‘ûd’un, âyetin başına “ve kalû” (ve dediler ki) cümlesini ilâve ederek okuması da bu görüşü destekler. Buna göre Allah, Ashâb-ı Kehf’in sayısını da mağarada kaldıkları süreyi de bildirmemiştir. Nitekim 26. âyette bu bilginin sadece Allah katında olduğu belirtilmiştir. Ashâb-ı Kehf’in kendileri de birbirlerine, “Rabbiniz kaldığınız müddeti daha iyi bilir” demişlerdi (âyet 19).
Bize göre, âyetlerin sıralanışı ve birbirini tamamlayan işaretleri bu yorumun isabetli olduğunu gösteriyor.
b) 25. âyet Allah’ın sözüdür. Bu takdirde Ashâb-ı Kehf mağarada üç yüz dokuz yıl kalmışlardır. Bir tefsire göre Ehl-i kitap da Ashâb-ı Kehf’in mağarada üç yüzyıl uyuduklarını söylemiştir. Buna göre âyetteki üç yüzyıldan sonra “dokuz da ilâve ettiler” ifadesi, Araplar’ın kullandığı 309 sayısının ay yılına, Ehl-i kitabın söylediği 300 sayısının ise güneş yılına denk olduğuna işaret edebilir. Bu takdirde 26. âyet onların mağarada kaldıkları süreyi belirterek insanların bu konudaki ihtilâflarını ortadan kaldırmış ve Allah’ın konuyu herkesten daha iyi bildiğini vurgulamış olur. Zira göklerde ve yerde gizli olan şeyleri bilen Allah, onların mağarada ne kadar uyuduklarını da bilir. Onun görmesi de işitmesi de sonsuzdur. Göklerdekilerin de yerdekilerin de ondan başka sahibi yoktur. O hükümranlığına hiç kimseyi ortak etmez.
-Ey Resul!- De ki: Ashâb-ı Kehf'in mağaralarında ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Yüce Allah bizlere mağarada kaldıkları müddeti bildirdi. Bundan sonra bunun hakkında hiçbir kimse Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın söylediklerinin üzerine herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir. Çünkü göklerde ve yerde gayb aleminde bulunanların yaratılması ve bilgisi O'na aittir. O ne güzel görür ve her şeyi görmektedir. Ne güzel işitir ve her şeyi işitmektedir. İnsanlar için O'ndan başka yakın bir dost ve yardımcı da yoktur. O hükmünde hiçbir kimseyi ortak etmez. O hükmünde tek başına münferittir.