Önceki ayet· 6:134Sonraki ayet· 6:136

En'âm Suresi 135. Ayet· 6:135

↗ En'âm suresi
Mekki
قُلۡ يَٰقَوۡمِ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنِّي عَامِلٞۖ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُۥ عَٰقِبَةُ ٱلدَّارِۚ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلظَّـٰلِمُونَ
De ki, "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Sonucun kimin için hayırlı olacağını bileceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
De ki, "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Sonucun kimin için hayırlı olacağını bileceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: "Ey kavmim! Gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapıyorum. Yakında (dünya) yurdunun sonunun kimin olduğunu bileceksiniz. Muhakkak zalimler kurtuluşa eremezler".
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ey toplumum! Yapabileceğinizi yapın. Ben de yapıp ediyorum. Yakında yurdun sonunun kime ait olacağını bileceksiniz. Gerçek olan şu ki, zalimler kurtulamayacaktır.
Süleyman Ateş
De ki: "Ey kavmim, gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapacağımı yapıyorum. Yakında (dünya) yurdu(nu)n sonunun kime aidolacağını bileceksiniz. Zalimler, asla onmazlar!
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.5%
İngilizce
Say, "O my people, work according to your position; [for] indeed, I am working. And you are going to know who will have succession in the home. Indeed, the wrongdoers will not succeed
Fransızca
Dis: «O mon peuple! Continuez à agir selon votre méthode; moi aussi j'agirai selon la mienne. Ensuite, vous saurez qui aura un meilleur (sort) dans l'au-delà.» Certes, les injustes ne réussiront jamais
İspanyolca
Diles: "¡Oh, pueblo mío! Obren como les plazca, que yo también obraré [pero acorde a lo que Dios ordena]. Pronto sabrán quién recibirá el mejor destino. Dios no concede el éxito a los opresores
Rusça
Скажи: «О мой народ! Действуйте по своему усмотрению, и я тоже буду действовать. Вы узнаете, кому достанется Последняя обитель. Воистину, не преуспеют беззаконники»
Endonezce
Katakanlah (Muhammad), "Wahai kaumku! Berbuatlah menurut kedudukanmu, akupun berbuat (demikian). Kelak kamu akan mengetahui, siapa yang akan memperoleh tempat (terbaik) di akhirat (nanti). Sesungguhnya orang-orang yang zalim itu tidak akan beruntung
Bengalce
আপনি বলে দিনঃ হে আমার সম্প্রদায়, তোমরা স্বস্থানে কাজ করে যাও, আমিও কাজ করি। অচিরেই জানতে পারবে যে, পরিণাম গৃহ কে লাভ করে। নিশ্চয় জালেমরা সুফলপ্রাপ্ত হবে না।
Çince
你说:“我的宗族啊!你们按你们的方式而工作,我必定按我的方式而工作。你们将知道谁获后世的善果。不义的人,必定不会成功。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- De ki: “Ey kavmim! İçinde bulunduğunuz küfür ve sapıklık üzerine gittiğiniz yolda kalmaya devam edin. Şüphesiz ben kesinlikle mazurum ve apaçık beyanda bulunarak sizlerin üzerine hücceti ikame ettim. Sizlerin küfür ve sapıklığını umursamıyorum. Bilakis ben de kendi üzerinde olduğum hak yolda kalmaya devam edeceğim. Muhakkak sizler de dünyada zaferin kimin olacağını, yeryüzüne kimlerin mirasçı kalacağını ve ahiret yurdunun kimlere ait olacağını öğreneceksiniz.” Muhakkak müşrikler ne bu dünyada, ne de ahirette kurtuluşa erebileceklerdir. Bilakis, dünyada zevk aldıkları şeylerin tadını çıkarmış olsalar bile, onların akıbeti hüsrandır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
128- Hepsini toplayacağı o günde (Allah): “Ey cin topluluğu, insanlardan birçoğunu kendinize uydurdunuz”(buyuracak). Onların dostları olan insanlar da şöyle diyecek:“Rabbimiz! Kimimiz kimimizden faydalandı ve nihâyet bizim için takdir ettiğin vakte eriştik.” Şöyle buyuracak: “Ateş sizin barınağınızdır. Allah’ın dilediği müstesna olmak üzere orada ebediyen kalacaksınız.” Şüphesiz Rabbin Hakîmdir, Alîmdir. 129- İşte biz, kazanmakta oldukları yüzünden zalimlerin kimini kimine böylece veli (dost ve idareci) kılarız. 130- (Allah:) Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan, bu güne kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? (diyecek). Onlar da:“(Evet,) kendi aleyhimize şahitlik ederiz (ki, geldi)” diyecekler. Dünya hayatı onları aldatmış ve onlar, kendi aleyhlerinde kâfir kimseler olduklarına dair şahitlik etmişlerdir. 131- Bu (peygamberlerin gönderilişi) Rabbinin, şehirleri halkı (tebliğden) habersizken haksız yere helâk etmeyişinden dolayıdır. 132- Herkesin, işlediklerine göre dereceleri vardır. Rabbin, onların yaptıklarından habersiz değildir. 133- Rabbin hiçbir şeye muhtaç olmayandır, rahmet sahibidir. Eğer dilerse sizi yok eder ve yerinize sizden sonra dilediğini getirir. Nitekim sizi de başka bir kavmin soyundan yaratmıştır. 134- Size vaadolunanlar, hiç şüphesiz gelip çatacaktır. Siz (Allah’ı) aciz bırakamazsınız. 135- De ki:“Ey kavmim! Kendi yolunuzca yapacağınızı yapın, ben de yapacağım. Bu yurdun sonunun kimin olacağını yakında bileceksiniz.” Şüphesiz zalimler felaha eremezler. 128. “Hepsini” yani cinleri de insanları da onlardan sapanları da başkalarını saptıranları da hep birlikte “toplayacağı o günde (Allah)” insanları saptıran, onlara kötülükleri süslü gösteren, onları masiyetlere sürükleyen cinleri azarlayarak:“Ey cin topluluğu! İnsanlardan bir çoğunu” saptırmak, Allah yolundan alıkoymak sureti ile “kendinize uydurdunuz” buyuracak. Siz nasıl benim yasaklarımı çiğnediniz ve peygamberlerime karşı çıkma cesaretini gösterdiniz? Allah’a savaş açarak, Allah’ın kullarını O’nun yolundan alıkoyup cehennem yoluna götürmeye nasıl canla başla çalıştınız? İşte bugün size lanetim hak olmuştur, sizden intikam almam şarttır. Küfrünüze ve başkalarını saptırmanıza göre size olan azabımı artıracağım. İleri süreceğiniz bir mazeretiniz, sığınacağınız bir sığınak, size iltimasta bulunacak bir şefaatçiniz ve kabul olunacak bir duanız olmayacaktır. İşte o vakit böylelerine isabet edecek ibretli azabı, horluğu ve vebali sorma gitsin! Bundan dolayı Yüce Allah onların ileri sürebilecekleri herhangi bir mazeretlerini söz konusu etmemektedir. Onların insanlardan olan dostları ise hiç de kabul olunacak türden olmayan bir mazeret beyan ederek şöyle diyeceklerdir:“Rabbimiz, kimimiz kimimizden faydalandı.” Yani cin ve insanlardan her birisi diğerinden faydalandı, ondan istifade etti. Cinlerden olan, insanın kendisine itaat ve ibadet etmesinden, kendisini tazim etmesinden ve ona sığınmasından istifade edip faydalanır. İnsan da bazı arzularını gerçekleştirmek hususunda cinlerin ona yaptığı hizmet sayesinde birtakım maksatlarına ulaşmak sureti ile cinlerden istifade eder. İnsan, cinlere ibadet ederken, cinler de ona hizmet eder ve dünyevî birtakım ihtiyaçlarını elde etmesine yardımcı olur. Yani biz, birtakım günahları işledik ve bunları reddetmeye imkân yoktur. “Nihâyet bizim için takdir ettiğin vakte eriştik.” Artık amellerimizin karşılığını vereceğin yere ulaşmış bulunuyoruz. Şimdi sen, bize dilediğini yap, hakkımızda istediğin şekilde hüküm ver. Zira artık ileri sürebilecek hiçbir delilimiz yoktur, herhangi bir mazeretimiz de kalmamıştır. Emir senindir, hüküm senindir. Onların söyledikleri bu sözde sanki biraz yalvarıp yakarma ve kendilerini acındırma anlamı vardır. Ancak bunun zamanı çoktan geçmiştir. Bundan dolayı Yüce Allah herhangi bir haksızlığın söz konusu olmadığı adil hükmünü şöyle verecektir:“Şöyle buyuracak: Ateş sizin barınağınızdır. Allah’ın dilediği müstesna olmak üzere orada ebediyen kalacaksınız.” Bu hüküm ilâhi hikmetin ve ilâhi ilmin bir gereği olduğundan dolayı âyet-i kerime:“Şüphesiz Rabbin Hakîmdir, Alîmdir” buyruğu ile sona ermektedir. Yüce Allah’ın bilgisi her şeyi kapsadığına göre, O’nun nihaî hikmeti de bütün varlıkları kuşatmış ve içine almıştır. 129. Yani azgın cinleri, dostları olan insanlara veli kılıp onları saptırmak üzere musallat ettiğimiz, kazandıkları günahlar ve bu uğurdaki gayretleri sebebi ile aralarında dostluk ve karşılıklı uyum bağını kurduğumuz gibi; aynı şekilde her zalimi de kendisi gibi bir zalime veli (dost ve idareci) kılarız. Böyle onlar birbirlerini kötülüğe sürükleyip teşvik eder, hayra olan şevkini kırıp azaltır, ondan nefret etmesini sağlar. İşte bu, bizim sünnetimizin/kanunumuzun bir parçasıdır. Bu, Yüce Allah’ın oldukça feci ve son derece kötü sonuçlar doğuran büyük cezalarından biridir. Ancak suç zalimindir. Kendisini bunca zararla karşı karşıya bırakan ve kendisine karşı böyle bir cinâyeti işleyen odur. Yoksa “Rabbin asla kullara zulmedici değildir.”(Fussilet, 41/46) Bu sünnetin/kanunun bir parçası da şudur: Kulların zulüm ve fesatları artacak, yerine getirmekle yükümlü oldukları farz hakları yerine getirmeyecek olurlarsa başlarına zalim yöneticiler gelir. Bu zalim yöneticiler onları en kötü azaba uğratırlar, onlardan alacaklarını zulüm ve haksızlıkla alırlar. Allah’a ve kullarına karşı yerine getirmedikleri hakları onlardan kat kat fazlasıyla alırlar. Üstelik onlar, bundan dolayı herhangi bir ecir alamazlar ve Allah’tan mükafat da bekleyemezler. Diğer taraftan kullar, hallerini düzeltip dosdoğru yürüyecek olurlarsa Allah da onların yöneticilerini ıslah eder. Onları adaletli ve insaflı liderler kılar. Zalim ve haksız yöneticiler yapmaz. 130. Yüce Allah, cin olsun insan olsun haktan yüz çeviren ve onu reddeden herkesi azarlayarak hatalarını açıklar ve onlar da bunu itiraf ederler. İşte Yüce Allah onlara şöyle der:“Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size” emre ve yasağa, hayır ve şerre, vaat ve tehdide dair geniş açıklamaların yer aldığı apaçık “âyetlerimi anlatan, bu güne kavuşacağınıza” bu günde kurtuluşa ermenin ancak Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmakla söz konusu olacağına, bunu gerçekleştirmeme halinde ise bedbahtlık ve hüsranın kaçınılmaz olacağına “dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da bunun böyle olduğunu söyleyip itiraf edecekler ve “(Evet,) kendi aleyhimize şahitlik ederiz (ki, geldi)” diyecekler. Dünya hayatı” süsleri, yaldızları ve nimetleri ile “onları aldatmış” onlar da dünya hayatı ile tatmin olmuşlar, ona razı olup âhiretle ilgilenmekten uzak kalmışlardır. “ve onlar kendi aleyhlerine kâfir kimseler olduklarına dair şahitlik etmişlerdir.” Böylelikle onlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olacak ve o vakit herkes, hatta kendileri bile Allah’ın haklarındaki hükmünün adil olduğunu bileceklerdir. Yüce Allah onlar hakkında can yakıcı azap hükmü verecek ve şöyle diyecektir:“Sizden önce gelip geçen, sizin yaptığınız işleri yapan, sizin kendi payınızdan istifade ettiğiniz gibi kendi paylarından istifade eden, sizin gibi batıla dalan cin ve insan toplulukları arasına katılın.” İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır. Yani onların önce gelenleri de sonra gelenleri de zarar ve ziyana uğramışlardır. Nimet dolu cennetleri kaybetmekten ve en cömert ve en şerefli Rabbin komşuluğundan mahrum kalmaktan daha büyük zarar ve ziyan mı olur?! Ancak her ne kadar hüsrana uğrama konusunda hepsi ortak olmakla birlikte, bu hüsranın miktarı açısından birbirleri arasında büyük farklar olacaktır: 132. Onlardan “herkesin, işlediklerine göre” amellerine uygun bir şekilde “dereceleri vardır.” Onlar arasından kötülüğü az olan bir kimse kötülüğü çok olan gibi olmayacaktır. Kötülükte başkasına uyan kimse kendisine uyulan gibi, yönetilen bir kimse yöneten gibi olmayacaktır. Nitekim mükâfaat ve cennet ehli de -her ne kadar kurtuluş, kazanç ve cennete girme konusunda ortak olsalar da- aralarında Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği derecede farklılıklar olacaktır. Bununla birlikte hepsi de Mevlâlarının kendilerine verdiklerinden hoşnut olacak, O’nun yaptığı ihsanları yeterli bulacak ve kabul ile karşılayacaklardır. Yüce Allah’tan bizi kullarından yakınlaştırılmışlara, seçkinlere ve sevdiği kimselere hazırlamış olduğu Firdevs-i A’la ehlinden kılmasını dileriz. “Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.” Herkese ameline ve maksadına göre karşılık verecektir ki O, bunların hepsini de bilmektedir. 133. Yüce Allah’ın kullarına salih amelleri emredip kötü amelleri yasaklaması, rahmetinin bir tecellisidir ve kulların maslahatlarını gözettiğinden dolayıdır. Yoksa O, hiçbir yaratığına muhtaç değildir. İsyankârların isyanı ona zarar vermediği gibi itaatkarların itaatının da O’na bir faydası olmaz. “Eğer dilerse sizi” helâk etmek suretiyle “yok eder ve yerinize sizden sonra dilediğini getirir. Nitekim sizi de başka bir kavmin soyundan yaratmıştır.” Sizden başkaları bu dünya yurdundan geçip gittiği gibi siz de geçip gideceksiniz, sizden öncekiler buradan göç edip bu yurdu size bıraktıkları gibi, siz de sizden sonrakilere burayı bırakıp göç edeceksiniz. Bunu bildiğinize ve bu kaçınılmaz olduğuna göre siz, ne diye bu dünya yurdunu ebedî kalınacak bir yer edinmek istiyorsunuz? Ne diye burayı ebedî bir vatan belleyip de buranın ebedî kalınacak bir yer değil aksine geçip gidilecek bir yurt olduğunu unutuyorsunuz? Önünüzde her türlü nimeti içeren, her türlü afet ve eksiklikten uzak ebedî bir yurdun olduğunu nasıl unutuyorsunuz? Halbuki öncekilerin de sonrakilerin de kendisi için çabalayıp durduğu ve ona doğru yola koyulduğu yurt odur. O yurda ulaşınca artık ebedi kalınacak ve ayrılmamak üzere ikamet edilecek yer orasıdır. Onun ötesinde bir gaye yoktur. Bütün isteklerin ötesindeki en büyük istek ve her türlü arzunun önünde yok olduğu en büyük arzu odur. Orada -Allah’a andolsun ki- canların arzuladığı, gözlerin zevk aldığı şeyler vardır. Yarış yapanlar bu uğurda yarışırlar. Orada ruhların lezzet aldığı şeyler, pek çok sevinçler, bedenî ve kalbî nimetler ve gaybları en iyi bilen o yüce Zata yakınlık vardır. İşte bu üstün şeylere bağlanan gayret ve en üstün derecelere doğru yükselen iradeye ne mutlu! Bundan daha aşağısına razı olanın payı ise ne kadar değersizdir! Aldanışa düşenlerin yapacağı türden bir alışverişi tercih eden bir kişi ne kadar gayretsizdir! 134. Bu gerçekten yüz çeviren gafil kimse, böyle bir yurda varmayı uzak bir şey olarak görmesin. Çünkü “Size vaadolunanlar, hiç şüphesiz gelip çatacaktır. Siz” Allah’ı “aciz bırakamaz” ve O’nun azabından kaçamazsınız. Çünkü sizin mukadderatınız O’nun elindedir ve siz O’nun tedbir ve tasarrufu altındasınız. 135. Ey Peygamber! Sen kavmini Allah’a davet edip de onlara akıbetlerini ve Allah’ın onlar üzerindeki haklarını açıkladığın zaman Allah’ın emrine uymayı kabul etmeyip hevalarına uymayı tercih eder ve şirkleri üzere devam ederlerse onlara “de ki: Ey kavmim! Kendi yolunuzca” Yani üzerinde olduğunuz bu halinize ve kendiniz için beğendiğiniz duruma uygun olarak “yapacağınızı yapın, ben de” Allah’ın emrine uygun olarak yapacağımı “yapacağım” ve Allah’ı razı edecek şeylere uyacağım. “Bu yurdun sonunun kimin” Benim mi yoksa sizin mi? “olacağını yakında bileceksiniz.” Bu ifadeler çok ileri derecede insaflı ifadelerdir. Çünkü Yüce Allah, amelleri ve o amellerin sahiplerini açıkladıktan sonra bu amellerin karşılığının ne olabileceğini açıkça ifade etmeyip basiret sahibi kimsenin basiretine havale etmekte ve sadece bir işaretle yetinmektedir. Çünkü dünyada da âhirette de güzel akıbetin, takva sahiplerinin olduğu ve dünya yurdunun güzel sonunun mü’minlere ait olduğu malum olduğu gibi peygamberlerin getirdiklerinden yüz çeviren herkesin akıbetinin de berbat olduğu bilinen bir husustur. Bundan dolayı Yüce Allah devamla:“Şüphesiz zalimler felaha eremezler” buyurmaktadır. Her zalim dünya hayatında ne kadar dünyalıktan istifade ederse etsin, bunun sonu yokluk ve telef olup gitmektir. Zira “Şüphesiz Allah zalime mühlet verir; fakat onu bir yakaladı mı bir daha bırakmaz.”[5]
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Burada, bütün uyarılara rağmen Hakk’ın yolunu tanımayanlara bir ihtar ve ikaz vardır; ayrıca Hz. Peygamber’e de kendi görevini azim ve ümitle devam ettirmesi telkin edilmiştir.
En'âm Suresi 135. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- De ki: “Ey kavmim! İçinde bulunduğunuz küfür ve sapıklık üzerine gittiğiniz yolda kalmaya devam edin. Şüphesiz ben kesinlikle mazurum ve apaçık beyanda bulunarak sizlerin üzerine hücceti ikame ettim. Sizlerin küfür ve sapıklığını umursamıyorum. Bilakis ben de kendi üzerinde olduğum hak yolda kalmaya devam edeceğim. Muhakkak sizler de dünyada zaferin kimin olacağını, yeryüzüne kimlerin mirasçı kalacağını ve ahiret yurdunun kimlere ait olacağını öğreneceksiniz.” Muhakkak müşrikler ne bu dünyada, ne de ahirette kurtuluşa erebileceklerdir. Bilakis, dünyada zevk aldıkları şeylerin tadını çıkarmış olsalar bile, onların akıbeti hüsrandır.