Önceki ayet· 61:11Sonraki ayet· 61:13

Saff Suresi 12. Ayet· 61:12

↗ Saff suresi
Medeni
يَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡ وَيُدۡخِلۡكُمۡ جَنَّـٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ وَمَسَٰكِنَ طَيِّبَةٗ فِي جَنَّـٰتِ عَدۡنٖۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı size bağışlar, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı size bağışlar, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur
Elmalılı Hamdi Yazır
(Eğer böyle yaparsanız Allah) sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Günahlarınızı affeder ve sizi, altından nehirler akan bahçelere, sürekli cennetlerdeki temiz-bereketli barınaklara yerleştirir. İşte bu en büyük başarıdır.
Süleyman Ateş
(Böyle yapınız ki Allah) sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve durulmağa değer bahçeler içinde güzel konutlara koysun. İşte büyük başarı budur.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.8%
İngilizce
He will forgive for you your sins and admit you to gardens beneath which rivers flow and pleasant dwellings in gardens of perpetual residence. That is the great attainment
Fransızca
Il vous pardonnera vos péchés et vous fera entrer dans des Jardins sous lesquels coulent les ruisseaux, et dans des demeures agréables dans les jardins d'Eden. Voilà l'énorme succès
İspanyolca
[Si hacen esto, Dios] perdonará sus pecados y los ingresará en jardines por donde corren ríos, donde habitarán en hermosas moradas en los jardines del Edén. ¡Ese es, sin duda, el éxito grandioso
Rusça
Он простит вам ваши грехи, введет вас в Райские сады, в которых текут реки, и в прекрасные жилища в садах Эдема. Это - великое преуспеяние
Endonezce
niscaya Allah mengampuni dosa-dosamu dan memasukkan kamu ke dalam surga yang mengalir di bawahnya sungai-sungai, dan ke tempat-tempat tinggal yang baik di dalam surga 'Ādn. Itulah kemenangan yang agung
Bengalce
তিনি তোমাদের পাপরাশি ক্ষমা করবেন এবং এমন জান্নাতে দাখিল করবেন, যার পাদদেশে নদী প্রবাহিত এবং বসবাসের জান্নাতে উত্তম বাসগৃহে। এটা মহাসাফল্য।
Çince
他将赦宥你们的罪过,并且使你们入下临诸河的乐园和常住的乐园中的许多优美的住宅,那确是伟大的成功。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İşte bu ticaretin kazancı şudur: Yüce Allah'ın sizin günahlarınızı bağışlaması, sizi sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere, kendisinden başka bir yere taşınmanın olmadığı cennetlerdeki güzel meskenlere koymasıdır. Zikredilen bu kazanç, hiçbir kazancın kendisine yaklaşamayacağı büyük bir kazançtır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
10- Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? 11- Allah’a ve Rasûlüne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla da Allah yolunda cihâd edersiniz. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. 12- (Böyle yaparsanız) Allah günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki çok hoş meskenlere koyar. İşte büyük kurtuluş da budur. 13- Ve hoşlanacağınız bir şey daha: Allah’tan bir zafer ve yakın bir fetih. Mü’minlere müjdele! 14- Ey iman edenler! Allah’ın/dininin yardımcıları olun. Nitekim Meryemoğlu İsa da Havarilere:“Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kim olacak?” demiş, Havariler de:“Biz, Allah’ın/dininin yardımcılarıyız” demişlerdi. Böylece İsrailoğullarından bir kesim iman etmiş, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik de üstün gelenler onlar oldular. 10. Bu buyruklarda merhametliler merhametlisi Yüce Allah’ın, mü’min kullarına yönelik bir vasiyeti, yol göstermesi ve irşadı yer almaktadır. Bununla en büyük ticaret, en üstün maksat ve en yüce isteğin yolu gösterilmektedir ki onunla can yakıcı azaptan kurtuluş ve ebedi nimetlere nail oluş gerçekleşir. Bu buyrukta (“size göstereyim mi” denilerek) bunun, aklı başında herkesin rağbet edeceği ve akıllı her bir kimsenin can atacağı bir şey olduğu ifade edilmiştir. 11. Sanki: Bu kadar üstün ve değerli olan ticaret nedir?, diye sorulmuşçasına Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Allah’a ve Rasûlüne iman edersiniz.” Bilindiği gibi tam ve eksiksiz iman, Allah’ın tasdik edilmesini emrettiği her şeyi kesin olarak tasdik etmektir ki bu da en üstün ve değerlilerinden biri Allah yolunda cihad etmek olan bedeni amelleri gerektiren bir imandır. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır: "Mallarınızla ve canlarınızla da Allah yolunda cihâd edersiniz.” İslâm’ın düşmanları ile çarpışmak uğrunda, Allah’ın dinini ve yüce adını yükseltmek için canlarınızı feda edersiniz ve bu maksatla elinizden geldiğince mallarınızı infak edersiniz. Bu, her ne kadar nefislerin hoşlanmadığı ve onlara ağır gelen bir şey ise de “eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” Çünkü düşmanlara karşı zafer kazanmak, zilletin yerine izzet ve güç sahibi olmak, geniş rızka, rahat ve huzurlu bir kalbe sahi olmak gibi dünyevî hayırlar hep buna bağlıdır. Yine Allah’ın mükâfatlarına nail olmak ve O’nun cezasından kurtulmak gibi uhrevî hayırlar da bununla elde edilir. Bundan dolayı Allah, âhiretteki mükâfatı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 12. “(Böyle yaparsanız) Allah günahlarınızı bağışlar.” Bu buyruk, büyük ve küçük günahları kapsar. Zira Allah’a iman ve Allah yolunda cihad etmek, [kul hakkı hariç] bütün günahlara -büyük bile olsalar- kefârettir. "Ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere” yani meskenlerinin, köşklerinin, odalarının ve ağaçlarının altından, kokuşmayan sudan, tadı değişmeyen sütten, içenlere lezzet veren şaraptan ve süzme baldan nehirler akar. Onlara her türlü meyvelerden de ihsan edilir. "ve Adn cennetlerindeki çok hoş meskenlere koyar.” Yükseklik, yücelik, güzel yapı ve süs gibi her türlü güzelliği kendisinde toplamış meskenlere yerleştirir. Öyle ki “İlliyyîn”de bulunan köşklerdekileri, cennetlikler tıpkı doğu veya batı ufkunda görülen inci misali parlak bir yıldız gibi görürler. Dahası cennetin yapılarının kimisi altın kerpiçlerden, kimisi de gümüş kerpiçlerdendir. Çadırları da inci ile mercandandır. Oralarda kimi evler zümrütten, kimileri de başka güzel renkli mücevherlerdendir. Hatta bunlar, o kadar şeffaftırlar ki dışarıdan içleri, içlerinden dışları görülür. Orada öyle iyi ve güzel şeyler vardır ki kimsenin bunları tam manasıyla anlatması söz konusu olamaz. Çünkü onlar, hiç kimsenin hatırından dahi geçmemiştir. Görmedikçe, güzelliğinden yararlanmadıkça ve onlarla gözleri aydınlanmadıkça hiç kimsenin böylesini idrâk etmesine imkân da yoktur. Öyle ki eğer Yüce Allah, cennetlikleri tam ve eksiksiz bir surette, ölüp yok olmayacak şekilde yaratmamış olsaydı, sevinçten nerede ise ölürlerdi. Varlıklardan hiç kimsenin kendisini gereği gibi övme imkânına sahip olamadığı Zatın şanı ne yücedir! O, kendi zatını övdüğü gibidir. Mahlukatından herkesin kendisini övdüğünden çok daha ileridir. Nimetler yurdu cenneti yaratan, orada insanların akıllarını hayrete düşürecek, gönüllerini kendisine bağlayacak pek çok güzellikler ve muazzam şeyler yaratan O celal ve cemal sahibi Allah’ın şanı ne yücedir! O Yüce Allah’ın hikmeti o kadar mükemmeldir ki bunun bir tecellisi şudur: Kullar cenneti görüp de içindeki nimetlere bakacak olsalardı, hiçbir kimse amelde bulunmaktan geri kalmaz ve nimetleri acısı ile karışık, sevinci kederine bulanmış, hevesi kursakta bırakan bu dünya yurdundaki hayatlarından lezzet almazlardı. Adn cennetine bu adın veriliş sebebi, oraya girenlerin ebediyen çıkmamak üzere orada yerleşmiş olmaları ve oradan ayrılmayı da istemeksizin sürekli kalacak olmalarından dolayıdır. İşte bu pek büyük mükâfat ve pek güzel ecir, eşi benzersi olmayan büyük bir kurtuluştur. Bu, (bu ticaretin) âhiretteki mükâfatıdır. 13. Bu ticaretin dünyevî mükâfatına gelince bunu da Yüce Allah şöylece dile getirmektedir:“Ve hoşlanacağınız bir şey daha” yani sizler seveceğiniz bir hususu daha elde edeceksiniz: Düşmanlarınıza karşı aziz olmanızı sağlayacak ve sizi sevindirecek “Allah’tan bir zafer ve yakın bir fetih” ile İslâm’ın dairesi genişleyecek, bu yolla bol rızıklar elde edeceksiniz. İşte mücahid mü’minlerin mükâfatı budur. Başkaları cihâdın gereklerini yerine getirmeleri halinde kendileri cihâda fiilen katılmayan mü’minlere gelince; Yüce Allah bunların da lütuf ve ihsandan ümitlerini kesmemeleri için:“mü’minlere müjdele!” buyurmaktadır. Yani herkese imanı oranında verielcek olan dünyevî ve uhrevî mükâfatı müjdele! Allah yolunda cihâd eden mücâhidlerin derecesine ulaşmasalar da hepsi için bir müjde vardır. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:“Kim Rab olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, rasûl olarak Muhammed’i gönül hoşnutluğu ile kabul edecek olursa ona cennet vacib olur.” Hadisi rivâyet eden Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh hayretle şöyle demiştir:“Ey Allah’ın Rasûlü, bunu bana bir daha tekrarlar mısın?” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sözünü bir daha tekrarladıktan sonra devamla şöyle buyurdu: “Bir başka (amel) daha vardır ki, onun sayesinde kul cennette yüz derece yükseltilir. İki derecenin arasındaki mesafe ise gök ile yer arası kadardır.” Ebu Said: “O (amel) nedir, ey Allah’ın Rasûlü?” deyince de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah yolunda cihâd” buyurdu. Müslim rivâyet etmiştir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 14. “Ey iman edenler!” Sözlerinizle ve davranışlarınızla “Allah’ın/dininin yardımcıları olun.” Bu da Allah’ın dinini nefislerde uygulamak, başkalarına uygulamak için gayret etmek, bu dine karşı inat eden ve mücadele verenlerle hem beden hem de malla cihad etmek, ilim zannettiği şeylerle bâtıla yardımcı olan ve hakkı reddetmeye kalkışan kimselere karşı da onların delillerini çürütmek, onlara karşı delilleri ortaya koymak ve başkalarını ondan sakındırmak sureti ile yapılır. Allah’ın Kitabının ve Rasûlünün sünnetini öğrenmek, öğretmek, buna teşvik etmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak da Allah’ın dinine yardım etmenin kapsamı içerisindedir. Daha sonra Yüce Allah, mü’minlere kendilerinden önceki salihlere uymayı hatırlatarak onları gayrete getirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Nitekim Meryem oğlu İsa da Havarilere: Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kim olacak?” Yani onların dikkatlerini çekerek şöyle demişti: Kim Allah’ın dinine yardım etme yolunda bana yardımcı olur? Kim benim yaptığımı yapar, ben nereye gidersem gelir ve nereden çıkarsam çıkar? “Havariler de” ellerini çabuk tutarak: “Biz, Allah’ın/dininin yardımcılarıyız, demişlerdi.” Böylece İsa aleyhisselam ile beraberindeki Havariler, Allah’ın dinine yardımcı olmaya devam ettiler. "Böylece” İsa aleyhisselam ve Havarilerin davette bulunmaları üzere “İsrailoğullarından bir kesim iman etmiş” onlardan başka “bir kesim de inkâr etmişti.” Onların çağrılarını kabul etmemiş, bunun üzerine mü’minler de kâfirlerle cihâda koyulmuşlardı. "Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik.” Onlara güç verdik ve düşmanlarına karşı onlara yardım ettik. “de” düşmana karşı “üstün gelenler onlar oldular.” Onları yenik düşürdüler. İşte ey Muhammed ümmeti! Sizler de Allah’ın dininin yardımcıları ve davetçileri olun ki Allah da sizden öncekilere yardım ettiği gibi, size de yardım etsin, zafer versin ve sizleri düşmanlarınıza üstün ve galip kılsın. Saf Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiği yani Allah’ın evrendeki mutlak egemenliği hatırlatılıp bu gerçeği dikkate alanlar açısından özü sözü bir olmamanın, hele Allah’a karşı zevâhiri kurtarma çabası içine girmenin ne kadar saçma olduğuna dikkat çekilerek başlayan sûrenin sonunda, kurtuluş yolunun samimi bir iman ve bu imana uygun davranışlardan geçtiği bildirilmekte; Hz. Muhammed’den önceki peygamber Hz. Îsâ’nın hayatından canlı bir örnek verilerek Allah’ın dinine içtenlikle destek olanlar büyük fetihler ve zaferlerle, sonunda da en büyük başarı olan âhiret mutluluğuna erişmekle müjdelenmektedir. 13. âyetin “Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih! Haydi müminleri müjdele” şeklinde çevrilen kısmı, savaşlarda müslümanların morallerini yükseltici bir ifade olarak sık sık tekrar edilmiş; özellikle Osmanlı’da ordunun muzaffer olacağı inancını pekiştirmek üzere mehteranın icrâ ettiği mûsikinin arasında coşku verecek biçimde seslendirilmiştir. Hz. Îsâ’ya iman etmiş olanlar büyük sıkıntılara mâruz kalsalar da sonunda inkârcılara karşı büyük bir üstünlük elde etmişlerdir. 14. âyet bu tarihî gerçeğe gönderme yaparak müslümanların bundan sonuçlar çıkarmaları istenmektedir. Bununla birlikte gözden kaçırılmaması gereken bir husus, dünyada elde edilecek zafer ve üstünlüğün 13. âyette “hoşunuza gidecek bir şey daha” şeklinde nitelenmiş olduğu ve 12. âyette belirtildiği üzere asıl güzel sonucun, keza kurtuluş ve başarının Allah’ın hoşnutluğuna ve âhiret mutluluğuna erişmek olduğudur. 14. âyetin “Böylece üstün geldiler” şeklinde çevrilen son cümlesi, “Allah Hz. Muhammed’i gönderip iman eden o kimseleri onaylayan bildirimlerde bulununca, özellikle Hz. Îsâ’nın Allah’ın kelimesi olduğunu haber verince, onların delilleri açık hale geldi veya delillerinin üstünlüğü ortaya çıktı” gibi mânalarla da açıklanmıştır (bk. Taberî, XXVIII, 92-93; İbn Atıyye, V, 305; Râzî, XXIX, 319. İman temeline dayalı olarak can ve malla Allah yolunda cihad etmenin ticaret olarak nitelenmesinin izahı için bk. Tevbe 9/111; “cihad” hakkında bk. Nisâ 4/84, 95; Mâide 5/35; Tevbe 9/73; Hac 22/77-78; adn cenneti hakkında bk. Ra‘d 13/23-24; “Allah’ın yardımcıları olma”nın anlamı hakkında bk. Âl-i İmrân 3/52; “havâri”, Hz. Îsâ’nın havârileri ve aralarında geçen konuşma hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/3-4, 19, 45, özellikle 52; Mâide 5/110-115).
Saff Suresi 12. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İşte bu ticaretin kazancı şudur: Yüce Allah'ın sizin günahlarınızı bağışlaması, sizi sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere, kendisinden başka bir yere taşınmanın olmadığı cennetlerdeki güzel meskenlere koymasıdır. Zikredilen bu kazanç, hiçbir kazancın kendisine yaklaşamayacağı büyük bir kazançtır.