Diyanet İşlerien ayrışan
Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir
Elmalılı Hamdi Yazır
Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ki Allah senin günahından geçmiş olanı da gelecek olanı da bağışlasın, nimetini senin üzerinde tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola kılavuzlasın.
Süleyman Ateş
Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın (bütün tasalarını gidersin) ve sana olan ni'metini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Böylece Allah, senin fetihten önceki ve sonraki günahlarını bağışlar, dinine yardım ederek senin üzerine olan nimetini tamamlar ve seni içerisinden hiçbir eğrilik bulunmayan dosdoğru İslam yoluna iletir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Şüphesiz Biz sana apaçık bir fetih/zafer ihsan ettik. 2- Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın, seni dosdoğru bir yola iletsin; 3- Ve Allah, seni şerefli ve üstün bir zafere ulaştırsın.
(Medine’de inmiştir. 29 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Burada sözü geçen fetih/zafer, Hudeybiye Sulhüdür. Siret kitaplarında uzunca anlatıldığı üzere Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, umre yapmak üzere Mekke’ye geldiğinde müşriklerin onu umreden alıkoymuştur.[21] Sonunda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, onlarla on yıllığına “biribirleri ile savaşmamak ve gelecek yıl umre yapmak üzere, ayrıca isteyenlerin Kureyşliler tarafında isteyenlerin de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafında bu antlaşmaya katılabileceği” esasları üzerinde onlarla sulh yaptı. Bunun büyük bir fetih/zafer oluş sebebine gelince bu dönemde insanlar birbirlerine güvenince Allah’ın dinine davet alanı genişledi. Her mü’min nerede olursa olsun, buna imkân buldu. Ayrıca İslâm’ın hakikatini bilmek isteyenler de bunu öğrenme fırsatı buldular. Bu süre zarfında insanlar Allah’ın dinine kitleler halinde girdiler. Bundan dolayı Yüce Allah, buna “fetih/zafer” adını vermiş ve bunun “apaçık bir fetih” vasfına sahip olduğunu dile getirmiştir. Çünkü müşriklerin ülkelerini fethetmekten kasıt, Allah’ın dinini güçlendirmek ve müslümanların zafer kazanmalarını sağlamaktır. İşte böyle bir fetih, bu sulh ile gerçekleşmiş oldu.
2. Yüce Allah, bu fethin birtakım sonuçlarını da dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur:“Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın.” Bu -Allah en iyi bilir ama- böyle bir fetih sebebi ile husule gelen pek çok itaatler ve dine pek çok girişlerin olması, ayrıca Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, ancak peygamberlerin “ulu’l-azm” olanlarından birisinin katlanabileceği şartları kabul etmesi dolayısı iledir. Yüce Allah’ın Rasûlünün geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamış olması, peygamber efendimizin şanının yüceliğini ve değerini ortaya koyan en büyük hususlardandır. “Üzerindeki nimetini” dinini, güçlü ve aziz, seni de düşmanlarına karşı muzaffer kılmak ve dininin hakim olduğu alanı genişletmek sureti ile “tamamlasın, seni” kendisi vasıtası ile ebedi mutluluğa ve sonsuz kurtuluşa nail olacağın “dosdoğru yola iletsin;”
3. “Ve Allah, seni şerefli ve üstün” İslâm’ın sarsılmasına imkân vermeyecek şekilde güçlü bir “zafere ulaştırsın.” Bu sayede tam bir zafer sağlanır, kâfirlerin kökü kazınır, hepsi zelil olurlar, gerilerler. Diğer taraftan müslümanlar çoğalır, sayıları da malları da artar. Daha sonra Yüce Allah, bu fethin mü’minler üzerindeki etkilerini de söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûreye adını veren fethin Hudeybiye Antlaşması mı yoksa Mekke’nin fethi mi olduğu konusunda farklı değerlendirmeler vardır. Fetih kelimesinin “savaş yoluyla bir toprağı ele geçirmek” mânasında kullanıldığını dikkate alan tefsirciler burada, Mekke’nin fethinden söz edildiğini ileri sürmüşlerdir. Sağlam rivayetler yanında (Buhârî, “Tefsîr”, 48/1) bu sûrede geçen ve yeri geldikçe açıklanacak olan işaretlere dayanan tefsirciler ise haklı olarak burada Hudeybiye sulhunun anlatıldığı kanaatine varmışlardır. Bunlara göre fetih kelimesi, bir çözüm getirdiği ve tıkanıklığı açtığı için sulh için de kullanılabilir. Ya da sebepten söz edip bununla sonucu kastetmek şeklindeki “mürsel mecaz” üslûbunun kullanıldığı düşünülebilir. Çünkü Hudeybiye sulhunun yol açtığı gelişmeler birden fazla fethi beraberinde getirmiştir: 1. Bu antlaşmadan sonra Hayber fethedilmiştir. 2. Mekkeli müşriklerle savaş ihtimali geçici olarak kalktığı için iki tarafın halkı birbirine gidip gelmişler, görüşmüşler, İslâm hakkında bilgi alışverişi yapılmış ve birçok müşrik ihtida etmiş, İslâm ile müşerref olmuştur. 3. İki yıl sonra on bin kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüyen müminler burayı kolayca fethetmişlerdir. 4. Daha önceleri müslümanları muhatap kabul etmeyen ve çözümü savaşta arayan müşrikler ilk defa bu antlaşmada karşı tarafı tanımışlar, onlardan güvenlik talep etmişler, müslümanların o yıl yapmak istedikleri umre ibadetini bir yıl sonra gelip yapmalarını kabul etmişlerdir ( Kurtubî, XVI, 250 vd. Hudeybiye ile ilgili özet bilgi için bk. Bakara 2/194).
Bu fethin sağladığı faydalar, doğurduğu sonuçlar ilk üç âyette veciz bir şekilde açıklanmaktadır. 12. âyette işaret edildiği üzere bu sefere çıkmak, Mekkeli müşriklere bir mânada meydan okumak demekti, bu da bir cesaret meselesiydi. Bu yüzden münafıklar “Bunların işi bitti, müşrikler tamamını yok edecek” demişlerdi. Ancak 27. âyette sözü edilen rüyayı bir işaret ve emir sayan Peygamber efendimiz, çeşitli faydalarını da gözeterek, kendisine sadık 1500 kadar sahâbî ile bu meşakkatli ve tehlikeli seferi göze almışlardı. Başta hesap edilmeyen gelişmeler oldu; sahâbe sabır, cesaret, bağlılık ve fedakârlık imtihanlarına tâbi tutuldular. Bütün bunlar olurken ve olduktan sonra Allah Teâlâ’nın şu lutufları tecelli etti: 1. Hz. Peygamber, kendisinin dışında hiçbir ümmet ferdine bahşedilmeyen bir iltifata nâil oldu, “geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlanmış olduğu” rabbi tarafından ilân edildi. Esasen bütün peygamberler gibi Hz. Peygamber de ismet (Allah tarafından günah işlemekten korunmuş olma) özelliğine sahiptir, dolayısıyla zaten günahsızdır. Şu halde Peygamberimizin, bağışlandığı bildirilen günahı, fiilen işlediği yahut işleyeceği bir günah olmayıp, beşer olması hasebiyle kendisinde bulunan günah işleme potansiyelidir. İsmet sıfatı, peygamberlerdeki bu potansiyel günah işleme imkânının fiiliyata geçmesini önleyen ilâhî bir koruma ve esirgemedir; âyetteki af bu anlamdadır. Bir önceki sûrenin tefsirinde geçen (Muhammed 47/19) farklı bir yoruma göre bu antlaşma ile Mekkeliler nezdinde suçlu (zenb kelimesinin suç mânası için bk. Şuarâ 26/14) ve ölüme mahkûm bulunan Hz. Peygamber bu antlaşma sonunda barış ve güvenlik antlaşmasının tarafı haline geldi, böylece müşrikler tarafından suçluluk hükmü kaldırılmış oldu. 2. En büyük nimet ve dosdoğru yol olan İslâm dini sulh ortamında tamamlanarak yayılma imkânı buldu. 3. Yolculukta, sulh müzakerelerinde ve dönüşte Allah’ın büyük yardımları görüldü.
Peygamberler ümmetlerine örnek olduklarından Allah onları günah işlemekten korumuştur. Buna rağmen Peygamber efendimiz gece gündüz nâfile ibadetler yaparak ve özellikle çok namaz kılarak, hem bu konuda da ümmetine örnek olmuş hem de ibadetin cennet ümidi veya cehennem korkusundan değil, Allah buna lâyık olduğu, kul bununla mânevî hayat ve huzur bulduğu için yapılacağını göstermiştir. Nitekim kendisine, günahlarının peşinen bağışlanmış olduğu hatırlatılarak niçin bu kadar çok namaz kıldığı sorulduğunda şu cevabı vermişlerdir: “Elimden geldiğince Allah’a şükreden bir kul olabilmem için” (Buhârî, “Tefsîr”, 48/2; peygamberlerin günahsızlığı (ismet) konusunda geniş bilgi için bk. Mehmet Bulut, “İsmet”, DİA, XXIII, 134-136).
4. âyette müminlere, olağan üstü sıkıntılı durumlarında Allah’ın moral yardımından söz ediliyor, arkasından da O’nun askerlerinden bahsediliyor. Öyle anlaşılıyor ki bu askerlerden maksat, müminlerin yanında olan ve ilâhî yardımı onlara ileten meleklerdir. Buna göre 7. âyette zikredilen askerler ise ilâhî cezayı icra eden melekler olmalıdır.