Diyanet İşleri
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafirlere yol göstermez
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O'nun peygamberlik görevini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu doğru yola iletmez.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.
Süleyman Ateşen ayrışan
Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O'nun mesajını duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kafirler toplumunu yola iletmez.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Rabbinden sana indirileni eksiksiz, tam olarak tebliğ et! Ondan herhangi bir şey gizleme. Eğer ondan bir şey gizlersen, Rabbinden sana indirilen dini tebliğ etmiş olmazsın. Kesinlikle Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tebliğ etmekle emrolunduğu her şeyi tebliğ etmiştir. Kim bunun aksini iddia ederse, kesinlikle Allah'a büyük iftira etmiş olur. Allah seni bugünden itibaren insanlardan koruyacaktır ve sana hiçbir kötülük dokunmayacaktır. Senin üzerine düşen sadece tebliğ etmektir. Yüce Allah, hidayeti istemeyen kâfirleri doğru yola yönelmelerinde muvaffak kılmaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
67- Ey Rasûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun risaletini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah kâfirler toplululuğuna yol göstericilik etmez.
67. Bu; Allah’ın, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e verdiği en üstün ve en değerli emirdir. Emir Allah’ın kendisine indirdiklerini tebliğ etmesidir. Bunun kapsamına ümmetin ondan alıp bellediği akaide, amellere, sözlere, şer’î ahkâma ve ilâhi taleplere dair her bir emir girmektedir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de bu emirleri en mükemmel şekilde tebliğ etmiştir; davet etmiş, uyarıp korkutmuş, müjdelemiş, kolaylaştırmış, ümmi ve cahillere bilmediklerini öğretmiş ve sonunda bunlar da Rabbani alimlerden olmuşlardır. O, sözü ile fiili ile mektupları ile ve elçileri ile tebliğde bulunmuştur. Ne kadar hayır yolu varsa mutlaka ümmetine göstermiş, ne kadar kötülük varsa mutlaka ümmetini onlardan sakındırmıştır. Ümmetin en faziletlileri olan ashab-ı kiram, onun tebliğ vazifesini gereği gibi yaptığına tanıklık etmişlerdir. Onlardan sonra gelen dinin önder alimleri de müslümanların ileri gelenleri de aynı tanıklıkta bulunmuşlardır. “Eğer bunu yapmazsan” yani Rabbinden sana indirileni tebliğ etmeyecek olursan “O’nun risaletini tebliğ etmemiş olursun.” emrini yerine getirmemiş olursun. “Allah seni insanlardan koruyacaktır.” Bu, Yüce Allah’ın Rasûlünü insanlara karşı koruduğunu ve himaye ettiğini göstermektedir. Öyleyse ey Peygamber! Senin btün gayretin insanlara öğretmek ve tebliğde bulunmak olmalıdır. İnsanlardan yana herhangi bir korku, seni bu yolundan alıkoymamalıdır. Çünkü onların idareleri Allah’ın elindedir. Allah ise seni korumayı garanti etmiştir. Sana düşen ancak apaçık tebliğde bulunmaktır. Kim hidâyet bulursa elbetteki kendi yararına hidâyet bulmuş olur. Hevalarının arkasından gitmekten başka bir maksadı bulunmayan kâfirlere gelince, Allah küfürleri sebebi ile onları hidâyete erdirmeyecek, onlara yol göstrmeyecek ve onları hayra muvaffak kılmayacaktır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yüce Allah, Ehl-i kitap içinde dinî bildirimler karşısında aklıselime göre hareket edenler bulunmakla beraber bir çoğunun tutumunun kötü olduğunu belirttikten sonra, ilâhî mesajı iletme görevinin muhatapların tutum ve davranışlarına göre sınırlandırılamayacağını bildirmekte ve Hz. Peygamber’den elçilik vazifesini tam olarak yerine getirmesini istemektedir.
“Eğer bunu (tebliğ işini) yapmazsan O’nun mesajını iletmemiş olursun” şeklinde tercüme edilen cümlede yer alan olumsuz şartla, bunun sonucunun aynı içerikte olduğunu dikkate alan müfessirler, bununla ne anlatılmak istendiği üzerinde durmuşlardır. Çoğunluğa göre burada anlatılmak istenen şudur: “Eğer ilâhî mesajın bir kısmını dahi tebliğ etmezsen onu hiç tebliğ etmemiş sayılırsın.” Bu yorumu zayıf bulan Râzî’ye göre, burada maksat, bu görevi yerine getirmemenin ne kadar ağır bir sonucu olduğunu vurgulamaktır; bu sebeple, bizâtihî onu ifa etmemiş olmak tebliğ görevini terketmenin en büyük müeyyidesi olarak gösterilmiştir (XII, 48-49). Önceki cümlenin ve 64. âyetin ışığında değerlendirerek bu cümleyi şöyle anlamak mümkündür: İlâhî mesajı tebliğ ettiğin insanlardan, özellikle Ehl-i kitap’tan çok olumsuz ve şiddetli tepkiler alacak olsan bile tebliğ görevini yerine getirmede asla çekingenlik ve tereddüt gösterme, onların oyunlarına ve tuzaklarına aldırış etme. Allah seni kötülerden koruyacak ve asıl hüsrana uğrayanlar inkârda direnenler olacaktır (İbn Âşûr, VI, 257-258).
Hz. Peygamber’in hayatı incelendiğinde, tebliğ konusunda çok titiz davrandığı, kendisine gelen vahyi hiç geciktirmeksizin sahâbeye bildirdiği görülür. Sahâbe de bu konuda üstlendikleri önemli görevin bilincinde olmuşlar ve Kur’an’ı kendilerine bildirildiği şekilde, hiçbir değişiklik, eksiltme ve ilâve yapmaksızın sonraki nesillere ulaştırabilmek için büyük bir çaba harcamışlardır. Bu samimi ve ciddi çaba sayesinde, işin başında belirlenen ilke ve yöntemlere bağlı kalınarak yazılı belgelerdeki bilgilerle hâfızalara nakşedilmiş olanların karşılaştırılması yoluyla tarihte o güne kadar emsali görülmemiş bir tesbit çalışması gerçekleştirilmiş, Resûlullah’ın emaneti aslına uygun biçimde ümmete ulaştırılmıştır (ayrıntılı bilgi için bk. “Tefsire Giriş” bölümünün “I. Kur’an-ı Kerîm, A) Tanımı ve özellikleri, 4. Kur’an’ın korunması” başlığı).
Esasen bu âyet, insanlara tebliğ edilmek üzere kendisine vahyedilen bazı bilgileri saklamasının Hz. Peygamber’den asla beklenemeyeceğini ifade etmiş olmaktadır. Dolayısıyla bazı Şiîler’in, Kur’an’ın Hz. Ebû Bekir’in emriyle toplanıp Hz. Osman’ın girişimiyle çoğaltılan mushaftakilerden ibaret olmayıp önemli bir kısmının Resûlullah tarafından Hz. Ali’ye özel olarak bildirildiği, sonra onun evlâtlarına intikal ettiği ve halen –bazılarınca Mehdî el-Muntazar ve Vasî lakabıyla anılan– Ma‘sûm İmam nezdinde mahfuz bulunduğu yönündeki iddialarını açıkça çürütmektedir. Hz. Peygamber’in, bazı kimselere, yaptıkları görev gereği, halin icabı olarak veya kendilerine duyduğu özel sevgi sebebiyle Kur’an dışında bazı özel bilgiler vermiş olması ise bu konunun çerçevesi dışındadır (İbn Âşûr, VI, 260-261). M. Reşîd Rızâ özellikle Bâtınîler’in ve Kur’an’a tasavvuf perdesi altında kişisel arzularına göre mâna vermeye çalışanların bu âyeti kendilerine dayanak yapmalarını geniş bir biçimde eleştirir (bk. VI, 464-473).
Tebliğ buyruğunun vurgulanması, ilâhî mesajın ilgili olan herkese ve sürekli biçimde duyurulması gerektiğini de ifade eder. Hz. Muhammed’in bu konuda da canlı bir örnek ortaya koymuş olduğunu dikkatten kaçırmayan müslümanlar, İslâm’ın öğretilerini ulaşabildikleri her yere kesintisiz biçimde iletebilme çabası içinde olmuşlardır (bk. Mustafa Çağrıcı, “Da‘vet”, DİA, IX, 16-19). Bir süreden beri meselâ Hıristiyanlığın tanıtılması gayretlerine oranla müslümanların bu alandaki çalışmalarının cılız kaldığı ise acı bir gerçektir (Kur’an’ın çağrı yöntemi konusundaki buyruğu için bk. Nahl 16/125).
“Allah seni insanlardan koruyacaktır” meâlindeki cümle açıklanırken tefsirlerde birçok olay anlatılır. Ne var ki bunların gerçekliği konusunda eleştiriye açık noktalar bulunmaktadır. Bunlara değinen Derveze’nin belirttiği gibi önemli olan âyetteki asıl amaçtır, bu da Hz. Peygamber’in kalbine güven aşılayıp mâneviyatını yükseltmek ve zorluklara karşı direnme gücünü pekiştirmektir (XI, 148-151).