Önceki ayet· 2:284Sonraki ayet· 2:286

Bakara Suresi 285. Ayet· 2:285

↗ Bakara suresi
Medeni
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدٖ مِّن رُّسُلِهِۦۚ وَقَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۖ غُفۡرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ
Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Peygamber, Rabbi'nden kendisine ne indirildiyse ona iman etti. Müminlerin de hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. "Biz Allah'ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, duyduk ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır." dediler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Resul, Rabbinden kendisine indirilene inanmıştır; müminler de. Hepsi; Allah'a, onun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmışlardır. Allah'ın resullerinden hiçbirini ötekinden ayırmayız. Şöyle demişlerdi: "Dinledik, boyun eğdik. Affet bizi, ey Rabbimiz. Dönüş yalnız sanadır."
Süleyman Ateş
Elçi, Rabbinden, kendisine indirilene inandı, mü'minler de. Hepsi Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve peygamberlerine inandı. "O'nun elçilerinden hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz" (dediler). Ve dediler ki: "İşittik, ita'at ettik! Rabbimiz, (bizi) bağışlamanı dileriz. Dönüş(ümüz) sanadır!"
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.9%
İngilizce
The Messenger has believed in what was revealed to him from his Lord, and [so have] the believers. All of them have believed in Allah and His angels and His books and His messengers, [saying], "We make no distinction between any of His messengers." And they say, "We hear and we obey. [We seek] Your forgiveness, our Lord, and to You is the [final] destination
Fransızca
Le Messager a cru en ce qu'on a fait descendre vers lui venant de son Seigneur, et aussi les croyants: tous ont cru en Allah, en Ses anges, à Ses livres et en Ses messagers; (en disant): «Nous ne faisons aucune distinction entre Ses messagers». Et ils ont dit: «Nous avons entendu et obéi. Seigneur, nous implorons Ton pardon. C'est à Toi que sera le retour»
İspanyolca
El Mensajero y sus seguidores creen en lo que le fue revelado por su Señor [al Mensajero]. Todos creen en Dios, en Sus ángeles, en Sus Libros y en Sus Mensajeros [diciendo:] "No hacemos diferencia entre ninguno de Sus Mensajeros". Y dicen: "Oímos y obedecemos. Perdónanos Señor nuestro, que ante Ti retornaremos [para ser juzgados]
Rusça
Посланник и верующие уверовали в то, что ниспослано ему от Господа. Все они уверовали в Аллаха, Его ангелов, Его Писания и Его посланников. Они говорят: «Мы не делаем различий между Его посланниками». Они говорят: «Слушаем и повинуемся! Твоего прощения мы просим, Господь наш, и к Тебе предстоит прибытие»
Endonezce
Rasul (Muhammad) beriman kepada apa yang diturunkan kepadanya (Alquran) dari Tuhannya, demikian pula orang-orang yang beriman. Semua beriman kepada Allah, malaikat-malaikat-Nya, kitab-kitab-Nya, dan rasul-rasul-Nya. (Mereka berkata), "Kami tidak membeda-bedakan seorang pun dari rasul-rasul-Nya." Dan mereka berkata, "Kami dengar dan kami taat. Ampunilah kami Ya Tuhan kami, dan kepada-Mu tempat (kami) kembali
Bengalce
রসূল বিশ্বাস রাখেন ঐ সমস্ত বিষয় সম্পর্কে যা তাঁর পালনকর্তার পক্ষ থেকে তাঁর কাছে অবতীর্ণ হয়েছে এবং মুসলমানরাও সবাই বিশ্বাস রাখে আল্লাহর প্রতি, তাঁর ফেরেশতাদের প্রতি, তাঁর গ্রন্থসমুহের প্রতি এবং তাঁর পয়গম্বরগণের প্রতি। তারা বলে আমরা তাঁর পয়গম্বরদের মধ্যে কোন তারতম্য করিনা। তারা বলে, আমরা শুনেছি এবং কবুল করেছি। আমরা তোমার ক্ষমা চাই, হে আমাদের পালনকর্তা। তোমারই দিকে প্রত্যাবর্তন করতে হবে।
Çince
使者确信从他的主降示给他的经典,信士们也确信那部经典,他们人人都确信安拉和他的众天使,一切经典和众使者。(他们说):“我们对于他的任何使者,都不加以歧视。”他们说:“我们听从了,我们恳求你赦宥;我们的主啊!你是最后的归宿。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Resul Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, Rabbinden kendisine indirilen her şeye iman etmiştir. Müminler de. Hepsi de Allah’a, meleklerinin hepsine, peygamberlerine indirdiği kitaplarının hepsine ve Allah'ın gönderdiği resullerinin hepsine iman etmişlerdir ve şöyle demişlerdir: "Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırmayız" Şöyle dediler: "Bize emrettiğin ve bizi yasakladığın her şeyi işittik, bize emrettiklerini yapmak ve yasakladıklarından kaçınmak hususunda sana itaat ettik. Rabbimiz! Bizi bağışlamanı dileriz. Şüphesiz her işimizde dönüşümüz ancak sanadır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
285- O Peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti. mü’minler de. Onların her biri Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. “O’nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırmayız. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz senden mağfiret dileriz ve dönüş ancak Sanadır.” dediler. 286- Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez. Herkesin kazandığı (iyilik) lehine, yüklendiği (kötülük) de aleyhinedir. Rabbimiz, unutur yahut yanılırsak bizi sorguya çekme! Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yükler yükleme! Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükletme! Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle! Sensin bizim Mevlamız. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım eyle. 285-286. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olduğuna göre geceleyin bu iki âyeti okuyan kimseye bu iki âyet bütün kötülüklere karşı yeterli gelir, ona isabet edecek kötülükleri önler. Buna sebep ise bu iki âyet-i kerimenin ihtiva ettiği oldukça yüce manalardır. Yüce Allah, bu surenin baş tarafında:“Deyin ki: Biz Allah’a ve bize indirilene... iman ettik”(el-Bakara, 2/136) buyruğu ile bütün insanlara imanın bütün esaslarına iman etmeyi emretmektedir. Bu âyet-i kerimede ise Peygamberin de onunla birlikte olan mü’minlerin de bu büyük esaslara, özellikle de bütün peygamberlere ve bütün kitaplara iman ettiklerini ve bunların bir bölümüne iman edip bir bölümünü inkar edenlerin yaptığını yapmadıklarını haber vermektedir. Nitekim haktan sapan din mensuplarının ve doğru yoldan uzaklaşmış kimselerin böyle yaptıkları malumdur. Mü’minlerin peygamber ile birlikte söz konusu edilip, hepsi hakkında aynı haberin verilmesi mü’minler için büyük bir şereftir. Ayrıca bu Peygamberin de şer’i hitaplarda ümmeti ile ortak olduğunu, bu şer’i hitapları tam ve eksiksiz yerine getirdiğini, mü’minlerden bu hususta üstün olduğunu, hatta ve hatta iman hukukunu yerine getirmekte bütün peygamberlerden de ileri olduğunu ortaya koymaktadır. “İşittik, itaat ettik” buyruğu mü’minlerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiği Kitab’ın ve Sünnetin tamamına uyup bağlandıklarını, onların bu buyrukları -kabul etmek ve dinleyip itaat etmek anlamında- işittiklerini bildirmektedir. Bunun muhtevasında, bu görevleri yerine getirmeleri hususunda Allah’tan yardım talebinde bulunmak, Allah’ın, yerine getirmekte kusurları bulunan görevlerini bağışlaması, işledikleri haramları affetmesi de vardır. Onlar bu faydalı dualar ile Yüce Allah’a yalvarıp yakarmaktadırlar. Yüce Allah da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’ın ifadesi ile onların bu dualarına “Evet, öyle yaptım” diye cevap vermiştir. Bu dualar topluca bütün mü’minlerden kabul edildiği gibi eğer duanın kabulüne bir engel yoksa her bir ferdinden de kabul edilir. Yüce Allah unutma ve yanılma hallerinde onlardan sorumluluğu kaldırmıştır. Ayrıca Yüce Allah şeriatini mü’minlere son derece kolaylaştırmış, kendilerinden öncekilere yüklemiş olduğu zorlukları, ağır yükleri ve sorumlulukları onlara yüklememiştir. Takat getiremeyecekleri şeyleri de sırtlarına yük olarak vurmamıştır. Allah onlara mağfiret buyurmuş, merhamet eylemiş, kâfirler topluluğuna karşı onlara zafer vermiş, yardım etmiştir. Yüce Allah’tan isimleri, sıfatları ve bize lütfetmiş olduğu dinine bağlılık ile bize yönelik Peygamberinin dili ile yaptığı vaatlerini gerçekleştirmesini ve mü’minlerin hallerini ıslah etmesini niyaz ederiz. Bu buyruktan dinin bütün emirlerinde zorluğun kaldırılıp kolaylığın sağlanması kaidesi anlaşılmaktadır. “İbadetlerde ve Allah’ın haklarında unutma ve yanılmanın affedildiği” kaidesi de buradan anlaşılmaktadır. İnsanların hakları ile ilgili hususlarda ise bu, sadece günahın ve yerilmenin kaldırıldığını gösterir. Can veya mala yanılarak yahut unutarak zarar verilmesi halinde tazminatlarının ödenme gereği, bunları haksız yere telef etmenin bir sonucudur. Böyle bir tazminat, hem unutma ve yanılmayı hem de kasti halleri kapsamına almaktadır. Bakara Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd-ü senalarımız Yüce Allah’adır, efendimiz Muhammed’e, onun aile halkına ve ashabına salat ve selam olsun.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûrenin başında Allah’ın iyi kullarının gayb âlemine, doğru yolu göstermek üzere gönderilmiş Kur’an’a ve ondan önce gelen kitaplara iman ettikleri, namazı kılıp zekâtı verdikleri, Allah’ın verdiklerinden O’nun rızâsı için harcamalar yaptıkları, bu iman ve güzel ameller sayesinde Allah rızâsına uygun bir hayat sürüp iki cihan saadetine nâil oldukları zikredilmişti. Arkadan tafsilâta geçilmiş, daha önce gelen kitaplar, peygamberler, ümmetler, Allah’ın onlara bahşettiği çeşitli nimetler, nankörlükler, isyanlar anlatılmış, bunlardan ibret alınarak İslâm’ın getirdiği hidayetten sapılmaması pekiştirilerek istenmişti. Bu sûre, hicretin ilk yıllarında geldiğinde muhatapları büyük ölçüde Allah’ın rızâsına uygun bir hayat yaşıyorlardı. O’nun rızâsı için her şeylerini geride bırakarak Medine’ye hicret etmiş muhacirlerle onlara her şeyleriyle kucak açmış ensar vardı. Allah Teâlâ sûrenin sonunu getirirken bu kullarına bir mükâfat olmak üzere onlar hakkındaki hükmünü, onların kendi nezdindeki yer ve değerlerini bildirmek istemiş, böylece ilk müslümanların yolunu izleyecek olanlara da bir dinî hayat dersi, kul ile rabbi arasındaki ilişkiyi kurmanın yolu hakkında bir anahtar vermiştir: Resul ve çevresindeki müminlerin imanlarının ve itaatlerinin Allah tarafından tasdik edilmesi eşsiz bir iltifat, emsalsiz bir saadet vesilesidir. Bu tasdiki takip eden niyaz tâlimi ise kulluk yolundaki iniş çıkışları göstermekte, iyi niyetli kulların istemeden meydana gelen kusurlarını yüce mevlânın bağışlayacağına işaret etmekte, Hz. Peygamber’in ümmetine gelen en son ve kâmil dinin başta gelen özelliklerinden biri olan “kolaylık” temel kuralını dile getirmekte; esasen kulluğun güç olmadığını, çünkü Allah’ın kullarına güçlerini aşan yükümlülükler buyurmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Sûrenin başıyla sonu âdeta bir levhanın iki parçası gibi birbirini tamamlamaktadır. Nitekim ümmetin geleneğinde de hem özellikle okunarak hem de levhalaştırılıp itina ile duvarlara asılarak bu özellik hayata geçirilmiştir (peygamberler arasında ayırım yapılmamasının anlamı hakkında bk. Bakara 2/136). Allah’ın, kullarını güçlerini aşan fiillerle ve davranışlarla yükümlü kılmayacağını ifade eden bu âyet, İslâm düşüncesinde ortaya çıkmış bulunan önemli bir tartışmanın çözümüne ışık tutmaktadır. “Allah’ın kullarına, güçlerini aşan bir görevi yüklemesi (teklîf-i mâlâ yutâk) câiz midir?” sorusu etrafında gelişen bu tartışmada, Allah’ın kudret ve iradesini sınırlar korkusuyla “câizdir” diyenlere karşı, O’nun hikmetine, adaletine, imtihan iradesine, dinî, ahlâkî, hukukî değerlerin, mükâfat ve cezaların mâkul bir temele oturması gereğine ağırlık verenlerin savunduğu “Câiz değildir, hakîm olan Allah böyle bir yükümlülük getirmez” diyenleri bu âyet teyit etmektedir. İnsanların kader ve fiillerinde kendi rollerinin de bulunduğunu ifade eden “Lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır” cümlesi, “kaza, kader, irade, kudret, kesb” konularında asırlar boyu süren ve mezheplerin (ekol) oluşmasına temel teşkil eden bir tartışmaya açıklık getirmektedir. “İnsanların ortaya koydukları fiillerde ve davranışlarda kendilerine mahsus irade ve kudretleri yoktur” diyen Cebriyye ekolü; “Bu fiiller ve davranışlar, bağımsız olarak insanın irade ve kudretinin eseridir, fiilini yoktan var eden (îcâd) kuldur” diyen Mu‘tezile mezhebi; “Kulun fiili meydana gelirken Allah’ın irade ve kudreti yanında –etkisi bulunmaksızın– kulunki de vardır” diyen İmam Eş‘arî, bütün bu ekollerin karşısında yer alan Mâtürîdî mezhebi, diğer deliller yanında bu âyetten ışık ve güç almaktadır. Bu son mezhebe göre Allah Teâlâ kullarına irade ve kudret (güç) vermiştir. Bu irade ve kudret yaratılmıştır, hem hayır hem de şer için işler ve bu mânada “küllî” niteliklidir. Küllî irade ve kudretin, hayır ve şerden birine sarfedilmesi ise cüz’î niteliklidir; yani cüz’î kudret, cüz’î iradedir. Buna kesinleşmiş ve fiile yönelmiş azim (azm-i musammem) ve “kesb” de denir. Kesb fiilin aslını (yok iken var olmasını, yaratılmasını) değil, vasfını (hayır veya şer olmasını) etkiler. İşte beşerî sorumluluk da bu kesbe dayanır (genişbilgi için bk. Kemâleddin el-Beyâzî, İşârâtü’l-merâm, s. 54 vd., 248-263). Açıkladığımız âyette kulun fiiline etkisini açıkça ifade eden kelime, Türkçesi “elde etmek, kazanmak, hak etmek” demek olan “kesb”dir. Eskiden sıkça tekrarlanan “Kul kâsibdir, Allah da hâlıktır” veya “Kul kesbeder, Allah da halkeder” cümlesi bu gerçeğin vecizeleşmiş şeklidir (ayrıca bk. Bakara 2/7). Yukarıda meâli zikredilen bir hadis, Muhammed ümmetinin unutma ve yanılma sebebiyle meydana gelen kusurlarının Allah tarafından bağışlandığı müjdesini veriyor ve burada geçen duanın kabul edildiğini belgeliyor. Hıristiyanlık için de amelî geçerliliği bulunan Eski Ahid’de yeme, içme, temizlenme gibi konularda oldukça zor dinî kurallar, yasaklama ve sınırlamalar vardır. Kur’an-ı Kerîm’de bu âyetten başka yerlerde de aynı tarihî gerçek dile getirilmiştir (A‘râf 7/157). İslâm’ın ümmete getirdiği yükümlülükler ise fıtrata uygundur, insanların zorlanmadan hatta kolayca yapabilecekleri ödevlerdir. Şahsî ve özel durumlar sebebiyle zorluk baş gösterdiği takdirde de ruhsatlar vardır. Aslında temel nitelikleri sıralanmış bulunan bu dine bütün insanlığın akın akın girmesi gerekirdi. Mümin aklı böyle düşünür, mümin gönlü böyle ister ve beklerdi. Fakat Allah’ın imtihan için kullarına verdiği akıl, irade, nefis, yine bu maksatla insanlara musallat olan şeytan milyarlarca insan için doğru yolun ve hak dinin engelleri olmuş, müminin beklentisinin aksine insanların hakkıyla şükredenleri, küfür ve nankörlük içinde olanlardan az bulunmuştur. Bu çokluk karşısında müminler, kendi güç ve gayretleri yanında ve ondan daha çok yüce Allah’ın yardımına sığınmak durumundadırlar: “Sen bizim mevlâmızsın, inkârcılara karşı bize yardım et!” Sûrenin bu son iki âyetinin fazileti hakkında birçok sahih hadis rivayet edilmiştir. “Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır ki bir gecede okuyana onlar yeter” meâlindeki hadis bunlardandır (Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 10, 27, 34; diğer bazı örnekler için bk. Şevkânî, I, 342 vd.)
Bakara Suresi 285. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Resul Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, Rabbinden kendisine indirilen her şeye iman etmiştir. Müminler de. Hepsi de Allah’a, meleklerinin hepsine, peygamberlerine indirdiği kitaplarının hepsine ve Allah'ın gönderdiği resullerinin hepsine iman etmişlerdir ve şöyle demişlerdir: "Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırmayız" Şöyle dediler: "Bize emrettiğin ve bizi yasakladığın her şeyi işittik, bize emrettiklerini yapmak ve yasakladıklarından kaçınmak hususunda sana itaat ettik. Rabbimiz! Bizi bağışlamanı dileriz. Şüphesiz her işimizde dönüşümüz ancak sanadır.