Diyanet İşlerien ayrışan
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir
Elmalılı Hamdi Yazır
Göklerin ve yerin kilitleri O'na aittir. O dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla bilir.
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerin ve yerin kilitleri/anahtarları O'nundur. Rızkı, dilediğine açıp bol bol verir. Kısarak, ölçüyle de verir. Gerçek şu ki, O herşeyi en iyi biçimde bilmektedir.
Süleyman Ateş
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı açar ve kısar. O, her şeyi bilendir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Göklerin ve yerin anahtarları yalnız O'nundur. Kullarından dilediğine rızkı bol verir ki, onu imtihan etmek için şükür mü yoksa kufür mü edecek ona bakar. Dilediğine de rızkını kısar ki, onu da imtihan etmek için sabredecek mi yoksa Allah'ın kaderine öfkelenip gücenecek mi diye bakar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir. Kullarının faydasına olan hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
10- Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz her ne olursa, onun hükmünü vermek Allah’a aittir. İşte benim Rabbim olan Allah budur. Ben, yalnız O’na tevekkül eder ve sadece O’na yönelirim. 11- O, gökleri ve yeri yaratandır. Sizin için kendi cinsinizden eşler ve davarlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu yolla çoğaltmaktadır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işitendir, görendir. 12- Göklerin ve yerin anahtarları yalnız O’nundur. O, rızkı dilediğine bol verir (dilediğine de) kısar. Çünkü O, her şeyi çok iyi bilendir.
10. İster dininizin esaslarını teşkil eden itikad ile ilgili meseleler olsun, ister ahkamı ilgilendiren fer’î meseleler olsun, üzerinde görüş birliğine varmayarak “hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz her ne olursa, onun hükmünü vermek Allah’a aittir.” O, O’nun Kitabına ve Rasûlünün sünnetine havale edilmelidir. Onlar neye hüküm verirlerse hak olan odur. Ona muhalif olan her şey de batıldır. “İşte benim Rabbim olan Allah budur.” Yüce ve mutlak Rab, yaratan, rızık veren ve her şeyi idare eden O olduğu gibi, aynı şekilde şeriati ile kulları arasındaki bütün işlerde tek hakim olarak hüküm veren de O’dur. Âyet-i kerimenin mefhumundan anlaşıldığı üzere ümmetin ittifakı, kat’î bir delildir. Çünkü Yüce Allah, bize sadece hakkında ihtilâf ettiğimiz şeyleri kendisine havale etmemizi emretmektedir. Hakkında ittifak ettiğimiz hususlarda ise ümmetin bu ittifakı yeterlidir. Çünkü ümmetin ittifakı, hatadan korunmuştur. Ayrıca ümmetin bu ittifakının Allah’ın Kitabı ve Rasûlünün sünnetinde bulunanlara uygun olması kaçınılmazdır. “Ben, yalnız O’na tevekkül eder” Menfaatlari sağlamak, zararları önlemek hususunda kalbimle O’na güvenip dayanırım. Bu konuda O’nun yardımıma yetişeceğine güvenim tamdır. “ve” kalbimle, bedenimle, itaat ve ibadetimle “sadece O’na yönelirim.” Bunlar (ibadet ve tevekkül) Yüce Allah’ın Kitab-ı Kerim’inde çokça zikrettiği iki önemli esastır. Çünkü bunların bir arada olması ile kul kemale erişir. Kul bunların ikisini ya da birini kaybedecek olursa kemale erişme imkânını da kaybeder. Nitekim şu ayetler de böyledir:“Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz.”(el-Fâtiha, 1/5); “O halde O’na ibadet et ve O’na güvenip dayan”(Hûd, 11/123)
11. “O, gökleri ve yeri” kudreti, meşîeti ve hikmeti ile “yaratandır.” Kendileri ile sükûn bulasınız, soyunuz devam etsin ve bu yolla birçok faydalar husule gelsin diye “sizin için kendi cinsinizden eşler ve davarlardan” bütün türlerinden erkek ve dişi olmak üzere “çiftler yaratmıştır.” Ki böylelikle bu davarların nesli de devam etsin ve sizin pek çok menfaatleriniz için çoğalsınlar. Bundan dolayı Yüce Allah, sebebe delâlet eden “sizin için” ifadesini kullanmıştır. Yani O, bunları sizin için, sizin faydanıza olmak üzere yaratmıştır, demektir. “O, sizi bu yolla çoğaltmaktadır.” Yani o, sizin için eşler var etmek suretiyle sizi çoğaltıp yeryüzüne yaymaktadır. Aynı şekilde hayvanlarınızı çiftler halinde yaratmakla onları da türetip çoğaltmaktadır. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” Yüce Allah’ın yaratıklarından O’na benzeyen, O’na denk olan hiçbir varlık yoktur. Ne zatında, ne isimlerinde, ne sıfatlarında, ne fiillerinde. Çünkü O’nun bütün isimleri husnâ (en güzel) isimlerdir. Bütün sıfatları da kemal ve azamet sıfatıdır. O, fiilleri ile hiçbir ortağı bulunmaksızın bunca büyük varlıkları var etmiştir. Tek olması, her bakımdan bütün kemal sıfatlarına sadece O’nun sahip olması dolayısı ile hiçbir şey O’nun benzeri değildir. “O, her şeyi” çeşitli ihtiyaçların dile getirildiği, çeşitli dillerin çıkardığı bütün sesleri “işitendir, görendir” O kapkaranlık bir gecede, kara kaya üzerindeki siyah karıncanın hareketini dahi görür. Gıdanın oldukça küçük canlıların azalarında nasıl sirâyet ettiğini, suyun incecik dallarda nasıl yükseldiğini görür. Bu ve benzeri âyet-i kerimeler, ehl-i sünnet ve’l-cemaatin, Allah’ın sıfatlarını kabul etme (isbat) ve mahlukata benzerliğini reddetme (nefiy) şeklindeki görüşlerinin delilidir. Aynı şekilde:“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” buyruğunda Allah’ı mahlukata benzeten Müşebbihe’nin, “O her şeyi işitendir, görendir” buyruğunda da Muattıla’nın (Allah’ın sıfatlarını kabul etmeyenlerin) görüşleri reddedilmektedir.
12. “Göklerin ve yerin anahtarları yalnız O’nundur.” Yani göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur. Rahmet ve rızık anahtarları ile gizli ve açık nimetlerin anahtarları da yalnız O’nun elindedir. Bütün yaratılmışlar menfaatlerinin sağlanması, onlara gelecek zararların önlenmesi vb. tüm hallerinde Allah’a muhtaçtırlar. Hiç kimsenin elinde en ufak bir yetki yoktur. Veren, engelleyen, fayda sağlayan, zarar veren yalnız O’dur. Kulların sahip olduğu bütün nimetler, hep O’ndandır. Kötülüğü de O’ndan başkası önleyemez. “Allah'ın insanlara göndereceği herhangi bir rahmeti engelleyebilecek yoktur, O’nun engellediğini de salıverecek yoktur.”(Fâtır, 35/2) Bundan dolayı da burada: “O, rızkı dilediğine bol verir” buyrulmaktadır. Yani genişletir ve ona dilediği rızıklardan türlü türlü verir “(dilediğine de) kısar.” Dilediğinin de rızkını ancak ihtiyacına yetecek kadar ve ihtiyacından bir şey artmayacak şekilde daraltır. Bütün bunlar ise O’nun ilmine ve hikmetine bağlıdır. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü O, her şeyi çok iyi bilendir.” Kullarının hallerini bilir. O bakımdan herkese hikmetinin ve meşîetinin gerektirdiği şekilde verir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Gerek insanlarda gerekse hayvanlar âleminde açıkça görülen eşlilik olgusunu ve buna dayalı olarak işleyen üreme düzenini var edenin, daha da önemlisi onlara mekân olan gökleri ve yeri yoktan yaratanın yüce Allah olduğu dikkate alınırsa hiçbir varlığın O’na benzer olamayacağı kolayca anlaşılır. 11. âyetin asıl amacının da İslâm inancının en önemli noktalarından olan bu hususu pekiştirmek olduğu söylenebilir. Bunu belirtmek için Kur’an’ın kullandığı ifade öylesine vecizdir ki, bunu çevirmedeki güçlük âdetâ Allah Teâlâ’nın diğer varlıklardan farklılığının nasıllığını kavrayabilmenin de insan idrakinin çok üstünde olduğunu îma etmektedir.
“O’na benzer hiçbir şey yoktur” diye çevrilen cümleyi lafza daha bağlı kalınarak, “Hiçbir şey O’nun misli gibi değildir” şeklinde tercüme etmek mümkündür. Bu da göstermektedir ki, benzerliği red ifadesinde dahi Cenâb-ı Allah’ın yüce zâtı ile başka varlıklar arasında bir karşılaştırma yapılması uygun görülmemiş, “benzeri, dengi” anlamına gelen misl kelimesine bir de “gibi” mânası taşıyan bir edat eklenmiştir (bazı müfessirler burada Arap dilindeki mutat bir kullanımın söz konusu olduğunu, bazıları da “gibi” anlamındaki edatın, benzerliğin bulunmadığı mânasını pekiştirdiğini belirtirler). Müfessirler bu ifadenin mâna incelikleri, yüce Allah’ın kendi zâtına izâfe ettiği görme, işitme gibi bazı özellikleri insana lutfetmiş olmasıyla bu âyetteki anlamın bağdaştırılması gibi konular üzerinde geniş biçimde durmuşlardır. Özü itibariyle tenzih (Allah Teâlâ’nın her türlü noksanlıktan uzak oluşu ve yaratılmışlara benzemezliği) fikrine dayalı olan bu açıklamalar, âyetin Allah’a ortak koşma, O’na çocuk izâfe etme, bazı yaratılmışlarla ulu Tanrı arasında benzerlikler kurma ve onlara ulûhiyyet izâfe etme gibi sapkın inanç ve düşünceleri mahkûm ettiğini ortaya koymakta ve yüce Allah’ın zât ve sıfatlarının beşerî tasavvurlara sığmayacağını vurgulamaktadır (meselâ bk. Zemahşerî, III, 399; Râzî, XXVII, 150-154; Elmalılı, VI, 4225-4226. Allah’ın isim ve sıfatları ve âyetteki bu ifadenin tevhid inancının temellendirilmesindeki rolü hakkında bk. Bekir Topaloğlu, “Allah”, DİA, II, 481-493, özellikle 483; bu konuda ayrıca bk. Bakara 2/255; Nisâ 4/164; A‘râf 143, 180).
“Hayvanlar” şeklinde çevrilen en‘âm kelimesi bu bağlamda insanların yararlanmak üzere kendi hakimiyetleri altına alabildikleri hayvanları ifade etmektedir. İnsanların yakın çevrelerinde bulunmaları ve günlük hayatta onlarla iç içe olmaları yani gözlem kolaylığı bulunması sebebiyle bu grubun örnek olarak seçildiği düşünülebilir. Bununla birlikte meâlde sınırlayıcı bir niteleme yapılmamıştır (en‘âm hakkında bk. Mâide 5/1; “yoktan var eden” diye çevrilen fâtır kelimesi hakkında bk. Fâtır 35/1; 12. Âyette “anahtarlar” diye çevrilen mekālîd hakkında bk. Zümer 39/63; rızkın ilâhî iradeye bağlı oluşu hakkında bk. Rûm 30/37; Sebe’ 34/36).