İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır
Elmalılı Hamdi Yazır
İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, herşeyi hikmetle yapandır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O odur ki, müminlerin gönüllerine, imanları beraberinde iman geliştirsinler diye, mutluluk ve huzur indirdi. Yalnız Allah'ındır göklerin ve yerin orduları. Alîm'dir Allah, Hakîm'dir.
Süleyman Ateş
O, imanlarına iman katsınlar diye mü'minlerin kalblerine huzur indirdi. Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.3%
İngilizce
It is He who sent down tranquillity into the hearts of the believers that they would increase in faith along with their [present] faith. And to Allah belong the soldiers of the heavens and the earth, and ever is Allah Knowing and Wise
Fransızca
C'est Lui qui a fait descendre la quiétude dans les cœurs des croyants afin qu'ils ajoutent une foi à leur foi. A Allah appartiennent les armées des cieux et de la terre; et Allah est Omniscient et Sage
İspanyolca
Él es Quien hizo descender el sosiego en los corazones de los creyentes para aumentarles fe a la fe que ya tenían. A Dios pertenecen los ejércitos de los cielos y de la Tierra; y Dios lo sabe todo, es Sabio
Rusça
Он - Тот, Кто ниспослал покой в сердца верующих, чтобы их вера увеличилась. Аллаху принадлежит воинство небес и земли. Аллах - Знающий, Мудрый
Endonezce
Dialah yang telah menurunkan ketenangan ke dalam hati orang-orang mukmin untuk menambah keimanan atas keimanan mereka (yang telah ada). Dan milik Allah lah bala tentara langit dan bumi,806) dan Allah Maha Mengetahui, Mahabijaksana
Bengalce
তিনি মুমিনদের অন্তরে প্রশান্তি নাযিল করেন, যাতে তাদের ঈমানের সাথে আরও ঈমান বেড়ে যায়। নভোমন্ডল ও ভূমন্ডলের বাহিনীসমূহ আল্লাহরই এবং আল্লাহ সর্বজ্ঞ, প্রজ্ঞাময়।
İmanlarına iman katmak için Müminlerin kalplerine sebatı ve sükûneti indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları sadece Allah'ındır. O, orduları ile kullarından dilediğine yardım eder. Allah, kullarının yararına olan şeyleri hakkıyla bilendir. Yardım ve desteğinde çok hikmet sahibidir.
4- İmanlarına iman katmaları için mü’minlerin kalbine sekinet/huzur indiren, O’dur. Göklerin ve yerin orduları yalnız Allah’ındır. Allah Alimdir, Hakîmdir. 5- (Bu) mü’min erkeklerle mü’min kadınları altlarında ırmaklar akan cennetlere -orada ebedi kalmak üzere- koysun ve günahlarını örtsün diyedir. İşte Allah’ın katında bu, büyük bir kurtuluştur. 6- Yine Allah, hakkında kötü zan besleyen münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları da azaba uğratsın diyedir. (Müminler için bekledikleri) belânın kötüsü kendi başlarındadır. Ayrıca Allah onlara karşı gazaplanmış, lanet etmiş ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. O, ne kötü bir dönüş yeridir!
4. Yüce Allah, mü’minlerin kalbine sekîneti indirmekle mü’minlere olan lütfunu haber vermektedir. Sekinet; huzur, sükûn ve tedirgin edici, kalpleri dehşete düşüren, akılları şaşırtan ve ruhları zayıflatan sıkıntıların gelmesi esnasında sebat göstermektir. Böyle bir durumda Yüce Allah’ın kuluna sebat ve kalbine metanet vermesi, bu zorlukları sarsılmaz bir yürek, huzurlu bir ruh ile karşılayabilmek için üzerine sekînetini indirmesi, Allah’ın kulu üzerindeki nimetlerinden birisidir. Bunun sayesinde kul, böyle bir durumda Yüce Allah’ın emrini uygulamak için hazırlanır, bununla imanı artar ve yakîni kemal derecesine ulaşır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve müşrikler arasında cereyan eden görüşmeler sonucu ortaya çıkan ve görünüşte kendileri için bir düşüklük ve aleyhte gibi duran, nefislerin tahammül etmesinin neredeyse imknsız olduğu böyle bir antlaşmayı ashab -Allah tümünden razı olsun- kendilerini zapt ederek sabredip tahammül etmeleri, bunları sakin bir ruh ile kabul etmeye kendilerini alıştırmaları sonucunda imanlarına iman katmış oldular. “Göklerin ve yerin orduları yalnız Allah’ındır” Hepsi, O’nun mülküdür, O’nun idaresi altındadır, O’nun hükmüne itaat etmektedir. Müşrikler Allah’ın, dinine ve peygamberine yardım etmeyeceğini sanmasınlar. Allah Alimdir, her şeyi bilendir; Hakîmdir, hikmeti sonsuz olandır. O’nun hikmeti, zafer günlerinin insanlar arasında döndürülüp dolaştırılmasını, mü’minlerin zaferinin de bir başka zamana ertelenmesini gerektirebilmektedir.
5. “(Bu) mü’min erkeklerle mü’min kadınları altlarında ırmaklar akan cennetlere -orada ebedi kalmak üzere- koysun ve günahlarını örtsün diyedir.” Bu da mü’minlerin elde edebilecekleri en büyük sonuçtur. Çünkü cennetlere girmeleri ile onların arzu edip istedikleri şey gerçekleşmiş ve günahlarının bağışlanması sureti ile de sakındıkları şeyler kendilerinden uzaklaştırılmış olur. “İşte Allah’ın katında bu” mü’minler için sözü geçen mükâfat “büyük bir kurtuluştur.” Apaçık fetih dolayısı ile mü’minlere vermek istediği ihsanları işte bunlardır.
6. Münafık erkeklerle münafık kadınlara ve müşrik erkeklerle müşrik kadınlara gelince; Allah bu fetihle onları azaba uğratır ve hoşlarına gitmeyecek şeyleri onlara gösterir. Çünkü onların amaçları, mü’minlerin ilâhi yardıma mazhar olmamaları idi. Allah hakkında kötü zan beslemişler, O’nun, dinine yardım etmeyeceğini, dininin şanını yüceltmeyeceğini ve batıl taraftarlarının hak ehline karşı zafer kazanacaklarını sanmışlardı. Allah da onların zanlarının aksi ile onları karşı karşıya bıraktı. En kötü musibet, dünya hayatında onların başlarına gelip çattı. Allah’a ve Rasûlüne karşı gelmek suçunu işlediklerinden dolayı da “Allah onlara gazaplanmış, lanet etmiş” rahmetinden alabildiğine uzaklaştırmış “ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. O, ne kötü bir dönüş yeridir!”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûreye adını veren fethin Hudeybiye Antlaşması mı yoksa Mekke’nin fethi mi olduğu konusunda farklı değerlendirmeler vardır. Fetih kelimesinin “savaş yoluyla bir toprağı ele geçirmek” mânasında kullanıldığını dikkate alan tefsirciler burada, Mekke’nin fethinden söz edildiğini ileri sürmüşlerdir. Sağlam rivayetler yanında (Buhârî, “Tefsîr”, 48/1) bu sûrede geçen ve yeri geldikçe açıklanacak olan işaretlere dayanan tefsirciler ise haklı olarak burada Hudeybiye sulhunun anlatıldığı kanaatine varmışlardır. Bunlara göre fetih kelimesi, bir çözüm getirdiği ve tıkanıklığı açtığı için sulh için de kullanılabilir. Ya da sebepten söz edip bununla sonucu kastetmek şeklindeki “mürsel mecaz” üslûbunun kullanıldığı düşünülebilir. Çünkü Hudeybiye sulhunun yol açtığı gelişmeler birden fazla fethi beraberinde getirmiştir: 1. Bu antlaşmadan sonra Hayber fethedilmiştir. 2. Mekkeli müşriklerle savaş ihtimali geçici olarak kalktığı için iki tarafın halkı birbirine gidip gelmişler, görüşmüşler, İslâm hakkında bilgi alışverişi yapılmış ve birçok müşrik ihtida etmiş, İslâm ile müşerref olmuştur. 3. İki yıl sonra on bin kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüyen müminler burayı kolayca fethetmişlerdir. 4. Daha önceleri müslümanları muhatap kabul etmeyen ve çözümü savaşta arayan müşrikler ilk defa bu antlaşmada karşı tarafı tanımışlar, onlardan güvenlik talep etmişler, müslümanların o yıl yapmak istedikleri umre ibadetini bir yıl sonra gelip yapmalarını kabul etmişlerdir ( Kurtubî, XVI, 250 vd. Hudeybiye ile ilgili özet bilgi için bk. Bakara 2/194).
Bu fethin sağladığı faydalar, doğurduğu sonuçlar ilk üç âyette veciz bir şekilde açıklanmaktadır. 12. âyette işaret edildiği üzere bu sefere çıkmak, Mekkeli müşriklere bir mânada meydan okumak demekti, bu da bir cesaret meselesiydi. Bu yüzden münafıklar “Bunların işi bitti, müşrikler tamamını yok edecek” demişlerdi. Ancak 27. âyette sözü edilen rüyayı bir işaret ve emir sayan Peygamber efendimiz, çeşitli faydalarını da gözeterek, kendisine sadık 1500 kadar sahâbî ile bu meşakkatli ve tehlikeli seferi göze almışlardı. Başta hesap edilmeyen gelişmeler oldu; sahâbe sabır, cesaret, bağlılık ve fedakârlık imtihanlarına tâbi tutuldular. Bütün bunlar olurken ve olduktan sonra Allah Teâlâ’nın şu lutufları tecelli etti: 1. Hz. Peygamber, kendisinin dışında hiçbir ümmet ferdine bahşedilmeyen bir iltifata nâil oldu, “geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlanmış olduğu” rabbi tarafından ilân edildi. Esasen bütün peygamberler gibi Hz. Peygamber de ismet (Allah tarafından günah işlemekten korunmuş olma) özelliğine sahiptir, dolayısıyla zaten günahsızdır. Şu halde Peygamberimizin, bağışlandığı bildirilen günahı, fiilen işlediği yahut işleyeceği bir günah olmayıp, beşer olması hasebiyle kendisinde bulunan günah işleme potansiyelidir. İsmet sıfatı, peygamberlerdeki bu potansiyel günah işleme imkânının fiiliyata geçmesini önleyen ilâhî bir koruma ve esirgemedir; âyetteki af bu anlamdadır. Bir önceki sûrenin tefsirinde geçen (Muhammed 47/19) farklı bir yoruma göre bu antlaşma ile Mekkeliler nezdinde suçlu (zenb kelimesinin suç mânası için bk. Şuarâ 26/14) ve ölüme mahkûm bulunan Hz. Peygamber bu antlaşma sonunda barış ve güvenlik antlaşmasının tarafı haline geldi, böylece müşrikler tarafından suçluluk hükmü kaldırılmış oldu. 2. En büyük nimet ve dosdoğru yol olan İslâm dini sulh ortamında tamamlanarak yayılma imkânı buldu. 3. Yolculukta, sulh müzakerelerinde ve dönüşte Allah’ın büyük yardımları görüldü.
Peygamberler ümmetlerine örnek olduklarından Allah onları günah işlemekten korumuştur. Buna rağmen Peygamber efendimiz gece gündüz nâfile ibadetler yaparak ve özellikle çok namaz kılarak, hem bu konuda da ümmetine örnek olmuş hem de ibadetin cennet ümidi veya cehennem korkusundan değil, Allah buna lâyık olduğu, kul bununla mânevî hayat ve huzur bulduğu için yapılacağını göstermiştir. Nitekim kendisine, günahlarının peşinen bağışlanmış olduğu hatırlatılarak niçin bu kadar çok namaz kıldığı sorulduğunda şu cevabı vermişlerdir: “Elimden geldiğince Allah’a şükreden bir kul olabilmem için” (Buhârî, “Tefsîr”, 48/2; peygamberlerin günahsızlığı (ismet) konusunda geniş bilgi için bk. Mehmet Bulut, “İsmet”, DİA, XXIII, 134-136).
4. âyette müminlere, olağan üstü sıkıntılı durumlarında Allah’ın moral yardımından söz ediliyor, arkasından da O’nun askerlerinden bahsediliyor. Öyle anlaşılıyor ki bu askerlerden maksat, müminlerin yanında olan ve ilâhî yardımı onlara ileten meleklerdir. Buna göre 7. âyette zikredilen askerler ise ilâhî cezayı icra eden melekler olmalıdır.
İmanlarına iman katmak için Müminlerin kalplerine sebatı ve sükûneti indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları sadece Allah'ındır. O, orduları ile kullarından dilediğine yardım eder. Allah, kullarının yararına olan şeyleri hakkıyla bilendir. Yardım ve desteğinde çok hikmet sahibidir.