Diyanet İşlerien ayrışan
Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
Yaşar Nuri Öztürk
Sizin için, dinden, Nûh'a önerdiğini, sana vahyettiğini, İbrahim'e, Mûsa'ya ve İsa'ya önerdiğimizi şöyle diyerek kanunlaştırdı: "Dini dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın!" Onları çağırdığın bu tutum, şirke bulaşanlara çok ağır gelmiştir. Allah, dilediğini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir.
Süleyman Ateş
O size, dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve Îsa'ya tavsiye ettiğimizi şeri'at (hukuk düzeni) yaptı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat kendilerini çağırdığın (bu) esas, Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve iyi niyyetle yöneleni kendisine iletir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Sana vahyettiğimiz ve dinden meşru kıldığımız gibi Nuh'a tebliğ etmesini ve amel etmesini emrettik. İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tebliğ etmesini ve amel etmesini meşru kıldığımız gibi Allah size de meşru kıldı. Hülasa, dini ikame edin ve onda tefrikayı ve ayrılığı bırakın. Fakat müşrikleri kendisine davet ettiğin Allah'ın tevhidi ve O'ndan başkasına ibadet etmeyi terk etmelerini davet etmen onlara zor gelmiştir. Allah, kullarından dilediğini kendisine seçer ve onu kendisine ibadet etmeye ve itaat etmeye muvaffak kılar. Onlardan günahlarından tövbe ederek kendisine dönenleri de hidayet eder.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
13- Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim, Mûsâ ve İsa’ya emrettiğimizi (aynı esası) O, size de din olarak belirlemiştir ki bu esas şudur:“Dini dosdoğru uygulayın ve onda ayrılığa düşmeyin.” Senin müşrikleri kendisine davet ettiğin (tevhid), onlara ağır geldi. Allah o (tevhide) dilediği kimseyi seçer ve kendisine yöneleni de hidâyet erdirir.
13. Bu, Yüce Allah’ın kullarına ihsan ettiği en büyük lütuflarındandır. Çünkü onlara dinlerin en hayırlısını, en üstün, en temiz ve en güzelini şeriat yapmıştır ki o, İslâm dinidir. Allah, bu dini kullarından seçkin olan kimselere din olarak belirlemiştir. Hatta bu dini Allah, seçkinlerin seçkinlerine, hayırlıların en hayırlılarına vermiştir. Bunlar ise bu âyet-i kerimede adı anılan ve derece itibari ile insanların en üstünleri, her bakımdan en mükemmelleri olan ulu’l-azm peygamberlerdir. Allah’ın onlara şeriat yaptığı dinin de onların hallerine uygun ve kemallerine denk olması kaçınılmaz bir şeydir. Hatta Yüce Allah, bu dinin gereklerini yerine getirdikleri için onları kemale erdirmiş ve seçmiştir. Zira İslâm dini olmasa idi hiçbir insan yücelmezdi. Çünkü İslâm, saadetin ruhudur. Olgunlaşmanın belkemiğidir. İşte o, bu Kitab-ı Kerimin de muhtevasıdır. Bu Kitabın kendisine davet ettiği tevhid, salih ameller, ahlâk ve adabdır. İşte bu nedenle devamla şöyle buyrulmaktadır:“Dini dosdoğru uygulayın” yani Allah, dinin inanç esasları olsun, fer’î hükümleri olsun şeriatının tümünü dimdik ayakta tutun, uygulayın diye size emir vermiştir. Onu bizzat kendiniz uygulayarak, başkalarına da uygulamaya çalışarak, iyilik ve takvâ üzere yardımlaşarak, günah ve haksızlık üzere yardımlaşmaktan da kaçınarak onu uygulamaya gayret edin. “Ve onda ayrılığa düşmeyin.” Bu dinin aslî ve fer’î hükümleri üzerinde ittifak edin. Dininizin esası üzerinde ittifak etmekle birlikte, çeşitli meselelerin sizi birbirinize düşmanlık edecek şekilde ayırmamasına, sizleri gruplara ve hiziplere bölmemesine dikkat edin. Din üzere bir araya gelip onun hakkında ayrılığa düşmeme çeşitlerinden birisi de Şâri’nin emretmiş olduğu genel toplantılardır. Hac, bayram, cuma, beş vakit namaz, cihad vb. gibi ancak bir araya gelmek ve ayrılığa düşmemek sureti ile tam ve kâmil olarak uygulanabilen ibadetler bu kabildendir. “Senin müşrikleri kendisine davet ettiğin (tevhid), onlara ağır geldi.” Yani bu, onlara çok ağır geldi. Çünkü sen, onları yalnızca Allah’a ihlâsla yönelmeye davet ettin. Nitekim Yüce Allah, böyleleri hakkında şöyle buyurmaktadır:“Allah tek başına anıldığında âhirete inanmayanların kalpleri nefretle dolar. O’nun dışındakiler anıldığında ise hemen yüzleri güler.”(ez-Zümer, 39/45) Yine Yüce Allah onların: “Acaba o bunca ilâhı tek bir ilâh mı yaptı? Muhakkak bu çok şaşılacak bir şeydir”(Sâd, 38/5) dediklerini bize nakletmektedir. “Allah o (tevhide) dilediği kimseyi seçer.” Yani yaratıkları arasından risaletine ve kendisine dost olmaya layık olduğunu bildiği kimseleri seçer. Bu kabilden olmak üzere O, bu ümmeti seçmiş, diğer ümmetlere üstün kılmış, en hayırlı ve en üstün dini de bu ümmet için beğenip tercih etmiştir. “ve kendisine yöneleni de hidâyet erdirir.” İşte kulun gerçekleştireceği bu sebep sayesinde kul, Yüce Allah’ın hidâyetine ulaşır. Bu sebep ise kulun Rabbine yönelmesi, kalbinin O’na bağlanması ve O’nun rızasını maksat olarak gözetmesidir. Kul, güzel maksadının yanı sıra hidâyeti aramakta gayretini ortaya koyarsa bu, hidâyete ulaşmasının kolaylaştırılmasını sağlayan sebeplerden biri olur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah onunla rızasına uyanları selâmet yollarına iletir.”(el-Mâide, 5/16) Bu âyet-i kerimede yer alan:“ve kendisine yöneleni de hidâyet erdirir” buyruğu ile “Sen Bana yönelenlerin yoluna uy!”(Lokman, 31/15) buyruğu, ayrıca ashab-ı kiramın hali ve onların Yüce Allah’a çokça yönelen kimseler oluşu bir arada değerlendirildiğinde bu, onların özellikle de Râşid Halifelerin -Allah hepsinden razı olsun- söyledikleri sözlerin delil olduğunu ifade etmektedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hemen bütün müfessirler burada din kelimesinin ilâhî dinlerin tamamını ifade eden geniş anlamıyla kullanıldığı kanaatindedirler. Bu dinlerdeki bütün hükümlerin diğerlerinde aynen korunmadığı ve önceki ilâhî dinlerde yer alan amelî hükümlerin hepsinin Hz. Muhammed’in ümmeti için teşrî‘ kılınmadığı da bilinmektedir. Dolayısıyla burada geniş anlamıyla dinin bir kısmının kastedilmiş olması gerekir. Bu kısmın ise bütün ilâhî dinlerdeki müşterek hükümler olduğu açıktır. Başta kuşkusuz tevhid inancı gelmektedir. Aynı şekilde meleklere, vahiy olgusuna (ilâhî kitaplara), peygamberlik müessesesine ve âhiret hayatına inanmak da ortak akîde esaslarındandır. Bunların yanı sıra temel ahlâk ilkeleri, –ayrıntılarında farklılıklar olsa da– namaz vecîbesi ve belirli yakınlık derecesinde olanların birbirleriyle evlenme yasağı gibi bazı amelî hükümler bütün peygamberlerin toplumlarına bildirdiği ve uyma çağrısı yaptığı hususlardır. Âyette kutlu peygamberler zincirinin dönüm noktası özelliği taşıyan halkalarına ismen yer verildiği görülmektedir: İnsanlık tarihinde önemli bir başlangıcı temsil eden Hz. Nûh, çok tanrıcı inançların her tarafı sardığı bir ortamda tek Tanrı inancının ihyası için görevlendirilen ve halen mevcut üç büyük ilâhî dinin peygamberlerinin atası olarak bilinen Hz. İbrâhim ve bu üç dinin peygamberleri Hz. Mûsâ, Hz. Îsâ ve Hz. Muhammed (Bu âyette ve Ahzâb sûresinin 7. âyetinde bu peygamberlerden özel olarak söz edildiği için, bazı İslâm âlimleri Ahkaf sûresinde geçen “ülü’l-azm” tabiri ile, anılan beş peygamberin kastedildiği yorumunu yapmışlardır; bk. Ahkaf 46/35). Burada Resûl-i Ekrem kendisine hitap edilen olduğu için ismen değil, “sen” şeklinde muhatap olarak zikredilmiştir. Fakat onun peygamberlik görevini vurgulamak üzere, diğer peygamberlere bildirilenler için “vassâ” fiili kullanıldığı halde, ona bildirilenler için “evhâ” fiili kullanılmıştır. Başlangıcı temsilen Hz. Nûh zikredildikten hemen sonra vahiy zincirinin son halkası olması itibariyle Hz. Muhammed’e hitap edilmesi ve ona vahyedilenden söz edilmesi de dikkat çekicidir. Âyetin “sana vahyettiklerimizi” anlamına gelen kısmı, bu âyetin indiği zamana kadar Resûlullah’a vahyedilmiş olanlar veya mutlak olarak ona vahyedilenler şeklinde anlaşılabilir. Az önce açıklandığı üzere, burada bütün ilâhî dinlerin temel hükümlerindeki, özellikle inanç ve ahlâk ilkelerindeki müşterekliğe değinilmekle beraber, âyetin devamında bunların da varlığını korumasının vazgeçilmez şartı olan bir ilkeye vurgu yapılmaktadır: “... ki o dini ayakta tutasınız, o konuda tefrikaya düşmeyesiniz.” Âyetin bu kısmını “... ki bunların özü, dine özen gösterme ve o konuda parça parça olmama gereğidir” şeklinde tercüme etmek de mümkündür. Bazı müfessirler bu cümleyi anılan peygamberlere buyurulanların yerini tutacak tarzda açıklamışlardır; bu anlayışa göre âyetin meâli şöyle olur: “O, ‘Dine özen gösterin ve o konuda parça parça olmayın’ diye Nûh’a buyurduklarını, sana vahyettiklerimizi, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya buyurduklarımızı sizin için de din kıldı.” Râzî, parçalanmama buyruğunu “Çok tanrıcı inançlara saparak parçalanmayın” şeklinde açıklar (XXVII, 156; din kavramı hakkında bilgi için bk. Bakara 2/256; Âl-i İmrân 3/19).
“Kendilerini davet ettiğin bu din müşriklere ağır geldi” anlamındaki cümle müfessirlerce daha çok Mekke putperestlerinin yeni din çağrısını içlerine sindirememeleri olgusuyla açıklanır. Bunun sebebi olarak da Kur’an’ın, Resûl-i Ekrem’in tebliği karşısında müşriklerin tavrına ilişkin verdiği bilgiler ışığında şu hususlar hatıra gelmektedir: Bu çağrının Hz. Muhammed gibi bir beşer tarafından, hele onların değer yargılarına göre toplumda üstün bir konuma (özellikle büyük bir servete) sahip olmayan mütevazi bir kişi vasıtasıyla yapılmış olması; Resûlullah’ın bir anda toplu bir kutsal kitap getirmemesi, tebliğ işine melekler indirmek gibi olağan üstülükler içeren gösterilerle başlamaması; Kur’an’ın çok tanrı inancını mahkûm edip insanları tevhid inancına yöneltmesi ve gönüllere âhiret bilincini yerleştirmesi, bunun ise müşrik ileri gelenlerinin şirke dayalı kurulu düzenlerini ve çıkarlarını tehdit etmesi.
“Allah (dini tebliğ için) dilediğini seçer” şeklinde çevrilen cümlede “ona” anlamına gelen ve meâle yansıtılamayan bir zamir bulunmaktadır. Bu cümleyi bazı müfessirler, “Allah, seçilmeye lâyık olanları seçip kendisine yaklaştırır, onları nezdine celbeder, toplar” şeklinde açıklamışlardır (meselâ Taberî, XXV, 16). Bazıları ise –belirtilen zamir ile “din”in veya “Hz. Peygamber’in yaptığı çağrı”nın kastedildiğini düşünerek– “Lâyık olanları hak din için seçer” yorumunu yapmışlardır (meselâ bk. Beyzâvî, V, 401; Hâzin, V, 401).