Önceki ayet· 38:64Sonraki ayet· 38:66

Sâd Suresi 65. Ayet· 38:65

↗ Sâd suresi
Mekki
قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٞۖ وَمَا مِنۡ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: "Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O tek ve kahredici olan Allah'tan başka tanrı da yoktur."
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Ben, sadece bir uyarıcıyım. O Vâhid ve Kahhâr Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur."
Süleyman Ateşen ayrışan
De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve (her şeyi) kahreden Allah'tan başka tanrı yoktur."
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.7%
İngilizce
Say, [O Muhammad], "I am only a warner, and there is not any deity except Allah, the One, the Prevailing
Fransızca
Dis: «Je ne suis qu'un avertisseur. Point de divinité à part Allah, l'Unique, le Dominateur Suprême
İspanyolca
Diles [¡oh, Mujámmad!]: "Solo soy un amonestador. No existe nada ni nadie con derecho a ser adorado salvo Dios, el Único, el Victorioso
Rusça
Скажи: «Я - всего лишь предостерегающий увещеватель. Нет божества, кроме Единственного и Всемогущего Аллаха
Endonezce
Katakanlah (Muhammad), "Sesungguhnya aku hanya seorang pemberi peringatan, tidak ada tuhan selain Allah Yang Maha Esa, Mahaperkasa
Bengalce
বলুন, আমি তো একজন সতর্ককারী মাত্র এবং এক পরাক্রমশালী আল্লাহ ব্যতীত কোন উপাস্য নেই।
Çince
你说:“我只是一个警告者。除独一至尊的安拉外,绝无应受崇拜的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Muhammed! Kavmindeki kâfirlere de ki: "Şüphesiz ben, Allah'ı küfrünüz ve resulleri yalanlamanız sebebiyle başınıza gelecek azaptan sizi uyaran bir uyarıyıcıyım. Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'dan başka ibadeye layık hak ilah yoktur. Azametinde, isimlerinde ve sıfatlarında tek olan O'dur. O, her şeye galip gelendir. Her şey O'na boyun eğip itaat eder."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
65- De ki:“Ben ancak bir uyarıcıyım. Bir tek ve Kahhâr olan Allah’tan başka hiçbir (hak) ilâh yoktur.” 66- “O; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir; Azizdir, Ğaffardır.” 67- De ki:“O, büyük bir haberdir. 68- “Siz ise ondan yüz çevirmektesiniz.” 69- “Mele-i A’lâ, birbirleri ile tartışırlarken benim onlara dair hiçbir bilgim yoktu.” 70- “Bana ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için vahyediliyor.” 71- Hani Rabbin meleklere şöyle demişti:“Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım.” 72- “Ona tam bir şekil verip de içine ruhumdan üflediğim vakit derhal onun için secdeye kapanın.” 73- Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler. 74- Ancak İblis hariç. O, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu. 75- Buyurdu ki:“Ey İblis, iki elimle yarattığım (Âdem’e) secde etmekten seni alıkoyan nedir? (Adem’e secde etmeyi) gururuna mı yediremedin yoksa (Rabbine karşı) kibirlenenlerden mi oldun?” 76- Dedi ki:“Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” 77- Buyurdu ki:“O halde çık oradan. Çünkü sen artık kovulmuş birisin.” 78- “Hesap gününe kadar da lanetim şüphesiz senin üzerindedir.” 79- Dedi ki:“Rabbim, o halde diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver!” 80- Buyurdu ki:“Sen mühlet verilenlerdensin.” 81- “Bilinen vaktin (geleceği) güne kadar.” 82- Dedi ki:“İzzetine yemin ederim ki onların hepsini mutlaka azdıracağım.” 83- “Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların hariç.” 84- Buyurdu ki:“Hakikat şudur -ki Ben sadece hakikati söylerim-: 85- “Cehennemi andolsun sen ve onlar arasından sana uyanların hepsi ile dolduracağım.” 86- De ki:“Bu (davetime) karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben haddim olmayan iddialarda buluna biri de değilim.” 87- “O (Kur'ân) da ancak cin ve insanlar için bir öğüttür.” 88- “Onun haberini(n doğruluğunu) bir süre sonra kesinlikle bileceksiniz!” 65. Ey bu yalanlayıcılara gönderilen Peygamber! Senden, senin elinde olmayan ve senin yetkin olmayan şeyler isteyecek olurlarsa onlara “de ki: Ben ancak bir uyarıcıyım.” Benim bütün yapabileceğim bundan ibarettir. Yetki Allah’ın elindedir. Ben size emir ve yasakları bildiririm, sizi hayra teşvik eder, kötülükten uzak durmaya çağırırım. “Artık kim hidâyet bulursa o ancak kendi faydasına olmak üzere hidâyete ermiş olur. Kim saparsa yalnız kendi zararına sapmış olur.”(Yunus, 10/108)“Bir tek ve Kahhâr olan Allah’tan başka hiçbir (hak) ilâh yoktur.” İlâh olarak bilinecek ve gerçekten ibadeti hak edecek O’ndan başka hiç kimse yoktur. Bu buyruktaki kati delil, Yüce Allah’ın uluhiyetini vurgulamaktadır. Bu delil, O’nun tek ve kahhar oluşudur. Yani her bir şeyi kahrı/idaresi altına alması, her şeyin gücünün mahkumu olmasıdır. Çünkü kahir olmak, vahdaniyeti/tek oluşu gerektirir. İki kişinin kahir olması söz konusu değildir. Kahredici güce sahip olmakta da iki kişinin eşit olabilecekleri asla düşünülemez. O halde kahhâr olup her şeyi gücü ile idare eden, tek ve eşsiz olandır ve tek başına kahhâr olduğu gibi ibadete de tek başına O layıktır. 66. Yüce Allah, uluhiyetini rububiyet tevhidini ifade ederek de vurgulamaktadır:“O; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.” Onları yaratan, görüp gözeten, idarenin bütün çeşitleri ile işlerini idare edip yürütendir. “Azizdir” bunca büyük mahlukatı, kendisi ile yaratmış olduğu mutlak güce ve izzete sahip olandır. Tevbe ederek kendisine dönüp günahlarına son verenlerin küçüğü ile büyüğü ile bütün günahlarını çokça bağışlayan “Ğaffardır.” İşte kendisine ibadet olunması gereken ve ibadete layık olan budur. Hiçbir şey yaratamayan, rızık veremeyen, zarar veremeyen, fayda sağlayamayan, hiçbir yetki ve emre sahip olamayan, güç ve iktidarı bulunmayan, günahları ve hataları bağışlama imkânına sahip olamayanlar ise ibadete layık değildirler. 67. Sakındırarak, korkutarak, teşvik ederek ve uyararak “de ki: O, büyük bir haberdir.” Yani benim size haber verdiğim öldükten sonra diriliş, kabirlerden kalkış, amellerin karşılığının görülmesi, çokça önemsenmesi gereken, gözden uzak tutulmaması gereken büyük bir haberdir. 68. Fakat “siz ise ondan yüz çevirmektesiniz.” Sanki siz, hesapla, ceza ya da mükâfatla hiç karşılaşmayacakmışsınız gibi davranıyorsunuz. Eğer benim bu sözlerimden herhangi bir şüpheniz var ise benim verdiğim bu haberde tereddütte iseniz, şunu bilin ki ben, sizlere daha önce hakkında hiçbir bilgim bulunmayan şeyleri bildiriyorum, hiçbir kitapta okumadığım şeyleri söylüyorum. Benim sizlere verdiğim bu haberler gerçektir. Herhangi bir ilave yapmadığım gibi, bir şey de eksiltmiyorum. Bunlar benim doğru söylediğimin en büyük delilidir. Size getirdiğimin hak oluşunun en açık belgesidir. İşte bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: 69. “Mele-i A’lâ” yani melekler “birbirleri ile tartışırlarken benim onlara dair hiçbir bilgim yoktu.” Allah, bana öğretmese, bana vahyetmese, benim bunları bilmem mümkün değildir. Bundan dolayı şöyle buyrulmaktadır: 70. “Bana ancak apaçık” yani uyarıcılık vasfı çok net ortada bulunan “bir uyarıcı olduğum için vahyediliyor.” Gerçekten de ondan daha açık bir uyarıcı yoktur. Daha sonra mele-i âlâda geçen tartışmayı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 71-72. “Hani Rabbin meleklere” haber vermek üzere “Ben çamurdan” maddesi çamur olan “bir beşer yaratacağım. Ona tam bir şekil verip” cismini düzenleyip tamamlandığımda “içine ruhumdan üflediğim vakit derhal onun için secdeye kapanın.” 73-74. Melâike-i kiram, onun yaratılışı tamamlanıp kendisine ruh üfleneceği vakit Rablerinin emrini yerine getirmek ve Adem aleyhisselam’a da saygı olmak üzere secde etmeye kendilerini hazırladılar. Adem aleyhisselam’ın yaratılışı, bedeni ve ruhu ile tamamlandığı vakit Yüce Allah, ilim hususunda Adem ile melekleri imtihan etti. Adem’in onlara üstünlüğü ortaya çıktı ve Allah da onlara secde emrini verdi. “Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler. Ancak İblis hariç.” O secde etmedi. Hem Rabbinin emrine hem de Âdem’e karşı “büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.” Yüce Allah’ın ilminde de zaten kafir idi. 75. Yüce Allah, onu azarlayarak “buyurdu ki: Ey İblis, iki elimle yarattığım” iki elimle yaratarak diğer yaratıklar arasında kendisine böyle bir özellik verip şerefli kıldığım, lütufta bulunduğum böyle bir varlığa “secde etmekten seni alıkoyan nedir?” Oysa bu, ona karşı büyüklenmemeyi gerektirir. Sen secde etmeyi “gururuna mı yediremedin yoksa kibirlenenlerden mi oldun?” 76. İblis, Rabbine karşı çıkarak “dedi ki: Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” Onun kanaatine göre ateş, çamurdan hayırlıdır. Bu kıyas ise tutarsızdır. Çünkü ateş; şerrin, fesadın, kibrin, gelişigüzelliğin ve hafifliğin kaynağıdır. Çamur ise ağırlığın, alçakgönüllülüğün sembolü, çeşitli ağaç ve bitkilerin bitirildiği kaynaktır. Çamur ateşe galip gelir ve onu söndürür. Ayrıca ateş, var olmak için başka bir maddeye ihtiyaç duyar, çamur ise kendi başına vardır. İşte bu, şeytanların elebaşısının yaptığı bir kıyastır. O, bu kıyasla Yüce Allah’ın sözlü emrine karşı gelmiştir. Bu kıyasın ne kadar batıl ve tutarsız olduğu ise açıkça ortadadır. Ya onun öğrencileri içinden kendi kıyasları ile hakka karşı çıkanların kıyasları hakkında ne demeli? Şüphesiz ki bütün bu kıyaslar, onun yaptığı bu kıyastan daha çok batıl ve tutarsızdır. 77. Yüce Allah ona “buyurdu ki: O halde çık oradan” semadan ve o şerefli yerden! “Çünkü sen artık kovulmuş birisin.” Uzaklaştırılmış ve (rahmetten) kovulmuş birisisin. 78. “Hesap gününe kadar da” ebediyen ve daima “lanetim” seni rahmetimden kovup uzaklaştırışım “şüphesiz senin üzerinedir.” 79. Bu talebi Âdem aleyhisselam’a ve onun zürriyetine duyduğu aşırı düşmanlıktandır. Böylelikle Yüce Allah’ın, azdırmasını takdir ettiği kimseleri azdırma imkânını bulmak istemiştir. 80-81. Yüce Allah, hikmeti böyle gerektirdiği için onun duasını kabul ederek “buyurdu ki: Sen mühlet verilenlerdensin. Bilinen vaktin (geleceği) güne kadar.” Âdem’in zürriyeti tamamlanıp imtihanın da sona ereceği vakte kadar. İblis, kendine mühlet verileceğini öğrenince murdarlığından ötürü hem Rabbine, hem Âdem aleyhisselam’a hem de onun soyundan gelecek olanlara karşı duyduğu düşmanlığını açıkça ortaya koydu: 82-83. “Dedi ki: İzzetine yemin ederim ki onların hepsini mutlaka azdıracağım.” Buradaki ifadenin yemin olma ihtimali vardır. Buna göre o, Yüce Allah’ın izzeti hakkı için onların hepsini azdırmaya çalışacağına yemin etmiş omaktadır. “Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların hariç.” İblis, Yüce Allah’ın, bu kulları kendi hile ve tuzaklarına karşı koruyacağını biliyordu. Baştaki ifadenin, yemin değil de Allah’ın izzetinden yardım dilemek anlamına gelme ihtimali de vardır. Çünkü o, her bakımdan aciz olduğunu ve Allah’ın dilemesi olmaksızın hiç kimseyi saptıramayacağını bildiğinden dolayı Âdem aleyhisselam’ın soyundan gelenleri azdırmak için Allah’ın izzetini anarak yardım istemiştir. O, gerçekten Allah’ın düşmanıdır. Biz de ey Rabbimiz, acizler, kusurlular olarak kendisine şeref verdiğin, mükerrem kıldığın Âdem’in zürriyetinden gelenler olarak, sahip olduğumuz her nimeti Senden diliyoruz, bunu itiraf ediyoruz. Senin o büyük izzetin, kudretin, her mahluku kuşatan rahmetin ile üzerimizdeki her türlü musibeti kendisi ile bizlerden uzaklaştırdığın merhametin ile ona karşı savaşmakta, ona düşmanlık beslemekte, kötülüklerinden korumakta, onun tuzaklarına düşmemek için senin yardımını istiyoruz. Bizim bu duamızı kabul edeceğine dair hüsnü zan besliyoruz ve bize bildirdiğin şu vaadine iman ediyoruz:“Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin ben de duanızı kabul edeyim.”(el-Mümin, 40/60) Biz de bize emrettiğin üzere Sana dua ediyoruz. Bize vaadettiğin üzere dualarımızı kabul buyur. Şüphesiz Sen vaadinden caymazsın. 84. Yüce Allah “buyurdu ki: Hakikat şudur -ki Ben sadece hakikati söylerim.” Yani hak, Benim sıfatımdır ve Benim sözüm de haktır: 85. “Cehennemi andolsun sen ve onlar arasından” yani Âdem’in zürriyetinden geleceklerden “sana uyanların hepsi ile dolduracağım.” 86. Peygamber, insanlara delili açıklayıp doğru yolu beyan edince Allah ona hitaben şöyle buyurmuştur:“De ki: “Buna” benim sizi davet etmeme “karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben haddim olmayan iddialarda buluna biri de” hakkım olmayan bir iddiada bulunan ve bilgim olmayan şeylerin peşinden giden kimselerden “değilim.” Ben ancak bana vahyolunana uyarım. 87. “O” bu vahiy ve bu Kur’ân “ancak cin ve insanlar için bir öğüttür.” Gerek dinî, gerek dünyevî maslahatlarından kendilerine faydalı olacak her hususta onunla öğüt alırlar. Böylelikle bu Kitap, onlar için bir şeref ve bir yükselme sebebi olur. Onu bilenler için bu böyledir. İnat edenlere karşı ise o, aleyhte bir delildir. Bu büyük sûre gerçekten hikmetli öğütleri, pek büyük haberi içermekte, Kur’ân’ı yalanlayıp ona karşı çıkan, yine Kur’ân’ı getireni de yalanlayanlara karşı kesin ve açık deliller ortaya koyan bir sûredir. O, Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları ile takvâ sahiplerinin ve azgınların görecekleri karşılıkları haber vermektedir. Bundan dolayı bu sûrenin baş tarafında bu Kur’ân-ı Kerîm’in çok şerefli ve öğüt sahibi oluşuna yemin edilmekte, sûrenin sonunda da onun bütün cin ve insanlar için bir öğüt olduğu dile getirilmektedir. Bu iki ifade arasında da çokça hatırlatmalarda ve öğütlerde bulunulmaktadır. Mesela:“Kulumuz Davud’u hatırla”(17. âyet); “Güç ve basiret sahibi kullarımızı... da an.”(45. âyet); “Tarafımızdan bir rahmet ve... bir öğüt olmak üzere.”(43. âyet); “Bu bir hatırlatmadır.”(49. âyet) vb. gibi. Allah’ım! Bu Kitaptan bilmediklerimizi bize öğret, gerek gafletten gerekse terk etmekten kaynaklanan unuttuklarımızı da bize hatırlat! 88. “Onun haberini(n doğruluğunu) bir süre sonra” azap başınıza ineceği ve artık kurtuluş yolları tamamı ile kapanacağı vakit “kesinlikle bileceksiniz.” Sa’d Sûresi’nin tefsiri -Yüce Allah’ın lütuf ve yardımı ile- burada sona ermektedir. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûrenin genel gayesi, Kur’an’ın muhataplarını İslâm ve Hz. Peygamber karşısında tuttukları yolun yanlışlığı konusunda uyarmaktır; geçmiş peygamberlere dair anlatılanlar da bu amaca yöneliktir. Bu âyetlerde ise aynı amacın Hz. Peygamber’in dilinden birkaç cümleyle özetlenerek ortaya konması istenmektedir. Buna göre, putperestlerin iddialarının aksine (bk. 4. âyet) Hz. Muhammed ne bir sihirbaz ne de yalancıdır; o yalnızca bir uyarıcıdır. Bütünüyle evrenin mutlak yönetici gücü, yalnız Allah’tır. O cebbârdır (Allah’ın birliğini tanımayıp kendisine baş kaldırmaya kalkışanları kahru perişan etmeye kesinlikle muktedirdir), güçlüdür; buna karşılık inançlarını ve yollarını düzeltenlere karşı da çok bağışlayıcıdır.
Sâd Suresi 65. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Muhammed! Kavmindeki kâfirlere de ki: "Şüphesiz ben, Allah'ı küfrünüz ve resulleri yalanlamanız sebebiyle başınıza gelecek azaptan sizi uyaran bir uyarıyıcıyım. Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'dan başka ibadeye layık hak ilah yoktur. Azametinde, isimlerinde ve sıfatlarında tek olan O'dur. O, her şeye galip gelendir. Her şey O'na boyun eğip itaat eder."