Diyanet İşleri
De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey Muhammed! De ki: "Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Ben, resuller içinden bir türedi değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Bana vahyedilenden başkasına da uymam! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim."
Süleyman Ateşen ayrışan
De ki: "Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Senin peygamberliğini yalanlayan o müşriklere de ki: "Ben, Allah'ın göndermiş olduğu ilk elçi (peygamber) değilim ki, sizi davet etmeme şaşırıyorsunuz! Şüphesiz benden önce pek çok peygamber gelmiştir. Ben, Allah'ın bana ve size bu dünyada ne yapacağını bilmiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyuyorum ve sadece Allah'ın vahyettiklerini söylüyor ve yapıyorum. Ben ancak sizleri Allah'ın azabı ile apaçık bir şekilde uyaran bir uyarıcıyım."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
7- Âyetlerimiz onlara apaçık deliller halinde okunduğunda kâfir olanlar, kendilerine gelmiş olan hakka:“Bu, apaçık bir büyüdür” dediler. 8- Yoksa onlar:“Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu ben uydurmuş isem siz, Allah(ın azabın)a karşı bana hiçbir fayda sağlayamazsınız. O, sizin (Kur'ân hakkında) daldığınız (iftiraları) pek iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” 9- De ki:“Ben, peygamberlerin ilki değilim. Ne bana ne de size ne yapılacağını bilemem. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Zira ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım.” 10- De ki:“Söyleyin bana! Eğer o (Kur'ân), Allah tarafından gelmiş de siz onu inkâr etmişseniz ve İsrailoğullarından bir şahit onun bir benzerine şahitlik ve iman etmiş de siz büyüklük taslamışsanız (o zaman sizden daha sapık kim olabilir)? Gerçek şu ki Allah, zalim toplumu hidâyete erdirmez.”
7. “Âyetlerimiz onlara” inkarcılara hiçbir kimsenin şüphe etmesi söz konusu olmayacak, gerçekliklerinde ve hakikati dile getirişlerinde en ufak bir tereddüt bulunmayacak şekilde “apaçık deliller halinde okunduğunda kâfir olanlar” onlardan istifade etmezler. Ancak alyhlerinde delil sabit olmuş olur. Onlar, iftira ve yalancılıklarından ötürü “kendilerine gelmiş olan hakka: “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.” Yani ‘Bunun büyü olduğu şüphesizdir’, dediler. Bu ise gerçekleri tersyüz etmektir. Buna ancak kıt akıllı kimseler kanar. Yoksa Allah Rasûlü’nün getirdiği hak ile büyü arasında gök ile yer arasındakinden daha fazla bir fark olduğu ortadadır. En yüce gök cisimlerinden daha yüksek, ışığı ve nuruyla güneşten daha aydınlık olan, iç ve dış dünyadaki delillerin desteklediği, basiret ve sağlam akıl sahiplerinin ikrar ve kabul ettiği hak, ancak sapık, zalim, nefsi ve ameli murdar kişilerin ortaya koydukları batılın ta kendisi olan sihir ile nasıl kıyaslanabilir? Sihir, ancak böylelerine yakışır. Kur’ân hakkında böyle bir iddia ise gerçeğin tersyüz edilmesinden başka bir şey değildir?
8. “Yoksa onlar: “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar?” Yani Muhammed, bu Kur’ân’ı kendiliğinden uydurdu. Bu Kur’ân Allah’tan gelmemiştir. Sen de onlara “de ki: Eğer onu ben uydurmuş isem...” Allah’ın bana gücü yeter ve sizin bu konuda neler söylediğinizi bilmektedir. O halde sizin iddia ettiğiniz gibi ben O’na iftira ediyor isem ne diye bundan dolayı beni cezalandırmıyor? “siz, Allah(ın azabın)a karşı bana hiçbir fayda sağlayamazsınız.” Allah, bana bir kötülük ya da bir iyilik yapmak istese siz buna engel olamazsınız. “Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter.” Eğer ben, O’na iftira eden birisi olsaydım, beni azabıyla yakalar, herkesin göreceği bir cezaya çarptırırdı. Çünkü böylesi bir iftirada bulunsaydım, iftiraların en büyüğünü yapmış olurdum. Daha sonra hakka karşı inatla direnmelerine ve ona düşmanlık etmelerine rağmen onları tevbe etmeye çağırarak şöyle buyurmaktadır:“O, çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Yani O’na tevbe edin ve bu yaptıklarınıza bir son verin ki günahlarınızı bağışlasın, size merhamet etsin, hayra erişme başarısını ihsan etsin ve sizi pek büyük çapta mükâfatlandırsın.
9. “De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim.” İnsanlara gelmiş ilk rasûl ben değilim ki! Ne diye benim risaletimi garip karşılıyor ve davetimi inkâr ediyorsunuz? Benden önce benim çağrıma uygun davette bulunmuş pek çok nebi ve rasûller gelmiş bulunuyor. O halde benim peygamber oluşumu niye yadırgıyorsunuz? “Ne bana ne de size ne yapılacağını bilemem.” Ben ancak bir insanım, elimden hiçbir şey gelmez. Benim de sizinde üzerinizde tasarruf sahibi olan, benim de mutlak hakimim, sizin de mutlak hakiminiz olan Yüce Allah’tır. “Ben, ancak bana vahyolunana uyarım.” Kendiliğimden hiçbir şey getirmem, uydurmam. “Zira ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım.” Eğer benim risaletimi tasdik eder, davetimi kabul edersiniz, işte bu, sizin dünya ve âhirette en büyük payınız olur. Eğer reddederseniz, hesabınızı görecek olan Allah’tır. Ben sizi uyarmış bulunuyorum. Uyaran kimse de mazeret kapısını kapatmış olur.
10. Yani bana söyleyin: Şâyet bu Kur’ân, Allah tarafından gönderilmişse, Kitap ehlinden olup sahip oldukları hak bilgi sayesinde bu Kitab’ın hak olduğunu bilen ve ilâhi tevfike mazhar olan kimseler de doğruluğuna tanıklık ederek ona iman etmiş ve onunla hidâyet bulmuşsalar, bunun bir sonucu olarak peygamberlerin haberleri ile onların şerefli izleyicileri arasında bu hususta tam bir mutabakat ortaya çıkmışsa; siz de -ey ahmaklar ve cahiller!- buna rağmen büyüklük taslamışsanız bu yaptığınız, en büyük zulüm ve en ileri küfür olmaz mı? “Gerçek şu ki Allah, zalim toplumu hidâyete erdirmez.” Hakkı iyice görme imkânını bulduktan sonra, hakka karşı büyüklenmek de zulmün bir çeşididir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Burada peygamberliğin başlıca özellikleri şöyle sıralanıyor: a) Bütün peygamberler temel özellikler bakımından birbirine benzerler. Daha önce bir peygamberi tanımış ve ona inanmış olanların sonra gelen hak peygambere inanmasında güçlük olmamalıdır. b) Peygamberler de dahil olmak üzere Allah’tan başka hiçbir varlık –istisnaî durumlarda Allah bildirmedikçe– gaybı bilmez; gelecekte olacaklar da gayba dahildir, nitekim Hz. Peygamber bunu bilmediğini açıkça ifade etmektedir. c) Peygamberlerin özel bilgi kaynakları vahiydir. Vahiy diğer inananlar gibi peygamberler için de bağlayıcıdır; ona uymak, uygun davranmak mecburiyeti vardır. d) Allah’tan emir alarak insanları dinî hayatları bakımından uyarma, dünyada yaptıklarının âhirette nasıl karşılık bulacağını bildirme görevi peygamberlere aittir, onlardan başka –bu mânada– uyarıcı yoktur, âlimler ve eğitimciler bu görevi peygambere tabi olarak yerine getirirler.
“b” şıkkında ifade edilen husus tefsirciler arasında tartışılmıştır. Bazıları, “Onun bilmediği, dünyada olacaklardır, âhirette kimlerin başına nelerin geleceğini bilir” demişlerdir. Bize göre bu bilgi de şahıs şahıs değil, geneldir, iman ve amellerin sonuçlarıyla ilgilidir. Dünyada olsun âhirette olsun onun bildiği münferit, özel, belli olaylar ve olacaklar, istisnaî olarak ve belli hikmetler çerçevesinde Allah’ın bildirmesi, vahyetmesiyle bilinmiştir. Buhârî’nin aktardığı şu bilgi de bu anlayışı açıkça desteklemektedir: Medine’ye hicret eden müminler, oranın yerlilerine misafir edilmeleri için dağıtılmış, Osman b. Ma’zûn isimli sahâbî de misafir kaldığı evde hastalanmış ve âhirete göçmüştü. Cenaze kefenlenmiş halde iken Hz. Peygamber eve gelmiş, evin hanımı ona ölü hakkındaki kanaat ve duygularını şöyle ifade etmişti: “Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Osman! Sana tanıklık ederim ki, Allah’ın ikram ve ihsanına nâil oldun.” Peygamberimiz hanıma, “Ona Allah’ın ihsanda bulunduğunu nereden biliyorsun?” diye sorunca kadın kendine geldi, “Bilmiyorum ey Allah’ın Resulü” dedi. Peygamberimiz de şöyle buyurdu: “O, rabbinden gelen şüphe götürmez gerçekle karşı karşıyadır, ben onun için hayır umuyorum. Yemin ederim ki ben Allah’ın elçisi olduğum halde hakkımda ne yapılacağını bilmiyorum.” Kadın da ekledi: “Vallahi ben de bundan sonra hiçbir kimseyi (‘Onun günahı yoktur, makamı cennettir’ diyerek) tezkiye etmem” (Buhârî, “Cenâiz”, 3).