Diyanet İşleri
İnkar edenler: "Bu Kuran'a ve ondan öncekilere inanmayacağız" dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmiş oldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen! Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık" derler
Elmalılı Hamdi Yazır
Kâfirler: "Biz ne bu Kur'ân'a inanırız, ne de ondan öncekilere." dediler. Fakat o zalimler yakalanıp Rablerinin huzuruna durduruldukları zaman, birbirlerine söz atarken bir görsen! Bir taraftan zayıf düşürülenler, o büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz mutlaka mümin olurduk" derler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Küfre sapanlar dedi ki: "Biz, bu Kur'an'a da bundan öncekine de asla inanmayacağız!" Ah, bir görsen o zalimleri Rableri huzurunda, tutuklanmış halde! Bir kısmı da bir kısmına söz atar durur. Basit görülüp horlananları, büyüklük taslayanlara şöyle derler: "Siz olmasaydınız, vallahi biz inanacaktık!"
Süleyman Ateşen ayrışan
İnkar edenler dediler ki: "Biz ne bu Kur'an'a, ne de bundan öncekilere inanırız." Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen: Zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk." diyorlar.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'a iman etmeyerek kâfir olanlar şöyle dediler: "Biz, Muhammed'in kendisine indirildiğini iddia ettiği bu Kur'an'a ve önceki semavi kitaplara asla iman etmeyiz." Ey Resul! Sen o zalimleri, kıyamet günü Rablerinin huzurunda hesap için tutulup alıkonuldukları ve birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Onlardan her biri sorumluluğu ve kınamayı başkasının üzerine atar. Dünyada, büyükleri ve yüceleri tarafından zayıf düşürülmüş olanlar ise şöyle derler: "Eğer sizler, bizleri saptırmamış olsaydınız, bizler Allah'a ve resulüne iman ederdik."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
31- Kâfir olanlar dediler ki:“Biz ne bu Kur’ân’a iman ederiz ne de ondan öncekilere.” Sen o zalimleri, Rableri huzurunda (hesap için) durdurulduklarında birbirlerine laf yetiştirirken bir görsen! Güçsüz (tâbiler) büyüklük taslayan (önderlere): “Eğer siz olmasaydınız biz elbette mümin olurduk!” derler. 32- Büyüklük taslayan (önderler) de güçsüz (tabilere) derler ki: “Size hidâyet geldikten sonra biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, siz zaten günahkâr kimselerdiniz.” 33- Güçsüz (tâbiler) büyüklük taslayan (önderlere) derler ki: “Hayır, gece gündüz hile (peşindeydiniz). Bize Allah’ı inkar etmemizi ve O’na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz.” Azabı gördüklerinde hepsi de pişmanlıklarını gizlerler. Biz, kâfirlerin boyunlarına demir halkalar geçireceğiz. Onlar yapmakta olduklarından başkası ile mi cezalandırılacaklar?
31. Allah azabı çabucak isteyenlere vaadolunan günü bildirip bu süre gelince mutlaka gerçekleşeceğini söz konusu ettikten sonra, burada da onların o günde ne durumda olacaklarını söz konusu etmektedir: Rablerinin huzurunda durdurulup önderlerin de tabilerin de küfür ve sapıklıkta bir araya getirildiklerini görseydin, çok büyük bir iş, çok dehşetli bir hal görmüş olurdun! Onların birbirlerine nasıl laf yetiştirdiklerini, birinin sözü alıp öbürüne nasıl cevap verdiğini görürdün. “Güçsüz (tâbiler) büyüklük taslayan (önderlere): “Eğer siz olmasaydınız biz elbette mümin olurduk!” Ancak sizler bizimle iman arasına girdiniz, iman etmemize engel oldunuz. Küfür ve inkârı bize güzel gösterdiniz. Biz de size tâbi olduk. Bunu söylemekten maksatları ise azabın kendilerine değil de yalnızca önderlere verilmesini istemeleridir.
32. “Büyüklük taslayan (önderler) de” bu günahta hepsinin ortak olduklarını bildirerek soru sormak üzere “güçsüz (tabilere) derler ki: “Size hidâyet geldikten sonra biz mi” gücümüzle sizi zorlayarak ve mecbur ederek “sizi ondan alıkoyduk? Hayır, siz zaten günahkâr kimselerdiniz.” Yani bunu kendiniz tercih ettiniz. Yoksa buna mecbur değildiniz. Biz, size küfrü süslemiş olsak bile sizin üzerinizde hiçbir otoritemiz yoktu.
33. “Güçsüz (tâbiler) büyüklük taslayan (önderlere) derler ki: “Hayır, gece gündüz hile (peşindeydiniz). Bize Allah’ı inkar etmemizi ve O’na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz.” Yani sizin başımıza getirdiğiniz musibet ve bizi saptırmanız, gece ve gündüz hazırlamış olduğunuz hile ve tuzakların bir neticesidir. Küfrü bize güzel gösterir, bizi ona çağırır ve: Doğru olan budur, derdiniz. Hakkı tenkit eder, onu çirkin gösterir ve onun batıl olduğunu iddia ederdiniz. Bize karşı hileleriniz, kurduğunuz tuzaklar, bizi azdırıp saptırıncaya, fitneye düşürünceye kadar aralıksız devam etti. Kendi aralarındaki bu şekilde konuşmalarının, birbirlerine olan nefretlerini ortaya koymalarından ve büyük çapta pişmanlık duymalarından başka hiçbir faydası olmayacaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Azabı gördüklerinde hepsi de pişmanlıklarını gizlerler.” Onlardan tartışanlar azaptan kurtulalım diye tartışmaya girişecekler, ancak kendilerinin zalim ve azabı hak etmiş olduklarını anlayacaklardır. Bu sebepten onların her birisi son derece pişmanlık duyacak, hak üzere olmayı, kendisini bu azaba ulaştıran batılı da terk etmiş olmayı diye yana yakıla temenni edecektir. Ama bunu içlerinde gizleyecekledir. Çünkü kendi aleyhlerine ikrarda bulunmaktan dolayı rezil ve rüsvay olmaktan korkacaklardır. Bununla birlikte kıyametin bazı safhalarında ve cehenneme girecekleri vakit bu pişmanlıklarını açıktan açığa ortaya koyacaklardır:“O gün (her) zalim ellerini ısırıp: Keşke peygamberle birlikte hak yolu tutmuş olsaydım, der. Eyvah bana, keşke filanı dost edinmeseydim...”(el-Furkan, 25/27-28)“Derler ki eğer biz dinleseydik ve aklımızı kullanmış olsaydık cehennemlikler arasında olmazdık. Böylelikle günahlarını itiraf edecekler. Allah’ın rahmeti cehennemliklerden uzak olsun!”(el-Mülk, 67/10-11)“Biz, kâfirlerin boyunlarına demir halkalar geçireceğiz.” Zindanda zelil olan mahpusların boynuna prangalar konduğu gibi bunlara da konacaktır. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler bulunacak, sürüklenecekler, kaynar suda, sonra ateşte yakılacaklar.”(el-Mumin, 40/71-72)“Onlar yapmakta olduklarından” küfür, fasıklık ve isyanlarından “başkası ile mi cezalandırılacaklar?” Bu azap, bu ibretli ceza ve bu demir halkalar onların yaptıklarının cezasından başka bir şey midir?
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnkârcılıkta direnenlerin, Kur’an’da ve onun sık sık gönderme yaptığı diğer ilâhî kitaplarda ortaya konan ibret levhalarına ve ikna edici kanıtlara değer vermeyeceklerini kesin bir dille açıkladıklarına değinildikten sonra, bu dünyada kendinden emin bir biçimde bu bağnaz tavrı sürdüren ve böbürlenen bu kimselerin âhirette ne hallere düşecekleri, bu arada iradelerine hâkim olamayan ve onların yolunu izleme zaafı gösterenlerin suçu onlara yüklemeye çalışmalarının bir yarar sağlamayacağı canlı biçimde tasvir edilmektedir.
31. âyetin “bundan öncekilere” diye tercüme edilen kısmı genellikle “daha önceki peygamberlerin getirdiklerine” şeklinde açıklanmıştır (Taberî, XXII, 97; İbn Atıyye bazılarının buna “kıyamet vaktinin geleceğine” şeklinde mâna vermesini eleştirir; bk. IV, 420-421).
33. âyette geçen “eserrü’n-nedâmete” cümlesi, iç dünyalarındaki inanç ve hissiyatı belirten bir ifade olduğundan (İbn Atıyye, IV, 421), bunu “için için yanarlar” şeklinde tercüme etmeyi uygun bulduk. Bu kısımla ilgili diğer bazı yorumlar ise şunlardır: Önce birbirlerini itham eden sözlerle karşılıklı konuşurlarken azabı görüverince artık pişmanlığa delâlet eden bu birbirini suçlamayı gizlerler yani bundan vazgeçerler. Şöyle bir yorum da yapılabilir: Birbirlerine söz atıp dururlarken azabı görünce Secde sûresinin 12. âyetinde tasvir edildiği üzere Allah’a yalvarıp dünyaya döndürülmeleri ve iyi işler yapmak için kendilerine bir fırsat daha verilmesi yönünde dilekte bulunurlar. Bir görüşe göre buradaki eserra fiili “açığa çıkarma” anlamında olup, cümle “Pişmanlıklarını açıkça ortaya koyarlar” demektir (Râzî, XXV, 261; İbn Atıyye de bu kelimenin Arapça’da zıt anlamda asla kullanılmadığı gerekçesiyle bu yorumu eleştirir, IV, 421).