Önceki ayet· 14:20Sonraki ayet· 14:22

İbrâhim Suresi 21. Ayet· 14:21

↗ İbrâhim suresi
Mekki
وَبَرَزُواْ لِلَّهِ جَمِيعٗا فَقَالَ ٱلضُّعَفَـٰٓؤُاْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُنَّا لَكُمۡ تَبَعٗا فَهَلۡ أَنتُم مُّغۡنُونَ عَنَّا مِنۡ عَذَابِ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٖۚ قَالُواْ لَوۡ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَهَدَيۡنَٰكُمۡۖ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَجَزِعۡنَآ أَمۡ صَبَرۡنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصٖ
İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
(Kıyamet günü) İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Ve zayıflar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: "Bizler, sizlere uymuştuk. Şimdi siz, Allah'ın azabından en ufak bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da diyecekler ki: "Allah bizi hidayete erdirseydi, biz de size doğru yol gösterirdik. Artık şimdi bizler sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü kaçacak yerimiz yoktur."
Yaşar Nuri Öztürk
Hepsi toplu halde, Allah'ın huzuruna çıkmış olacaklar. Ezilip horlananlar, büyüklük taslayanlara diyecekler ki: "Biz sizin birer uydunuzduk. Şimdi siz Allah'ın azabından bir kısmını bizden uzaklaştırabilir misiniz?" Cevap verecekler: "Allah bize kılavuzluk etseydi elbette biz de size kılavuzluk ederdik. Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok."
Süleyman Ateşen ayrışan
Hepsi Allah'ın huzurunda göründüler. Zayıflar, büyüklük taslayan(önder)ler(in)e: "Biz size tabi idik. Şimdi siz, bizden Allah'ın azabından (en ufak) bir şey savabilir misiniz?" dediler. (Büyüklük taslayanlar kendilerini ma'zur göstermek için: "Ne yapalım?") dediler: "Allah bize yol gösterseydi, biz de size yol gösterirdik. Artık biz sızlansak da, sabretsek de birdir; kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur!"
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.3%
İngilizce
And they will come out [for judgement] before Allah all together, and the weak will say to those who were arrogant, "Indeed, we were your followers, so can you avail us anything against the punishment of Allah?" They will say, "If Allah had guided us, we would have guided you. It is all the same for us whether we show intolerance or are patient: there is for us no place of escape
Fransızca
Et tous comparaîtront devant Allah. Puis, les faibles diront à ceux qui s'enflaient d'orgueil: «Nous étions bien vos suiveurs. Pouvez-vous nous être de quelque utilité contre le châtiment d'Allah?» - Alors, les autres diront: «Si Allah nous avait guidés nous vous aurions certainement guidés. Il est indifférent pour nous de nous plaindre ou d'endurer; nous n'avons pas d'échappatoire»
İspanyolca
[El Día de la Resurrección] saldrán de sus tumbas para comparecer ante Dios, y los más débiles dirán a los soberbios [líderes de la incredulidad]: "Nosotros fuimos sus seguidores [en la vida mundanal]. ¿Nos librarán ahora del castigo de Dios?" Dirán: "Si Dios nos hubiera guiado los habríamos conducido por el camino recto. Lo mismo da que nos desesperemos o que tengamos paciencia; hoy no podremos escapar del castigo
Rusça
Все окажутся перед Аллахом, и тогда слабые скажут тем, которые превозносились: «Воистину, мы следовали за вами. Можете ли вы хоть отчасти избавить нас от наказания Аллаха?». Они скажут: «Если бы Аллах наставил нас на прямой путь, то мы указали бы вам на него. Но теперь нам все равно: будем ли мы горевать или будем терпеть - нам негде укрыться»
Endonezce
Dan mereka semua (di padang Mahsyar) berkumpul untuk menghadap ke hadirat Allah, lalu orang yang lemah berkata kepada orang yang sombong, "Sesungguhnya kami dahulu adalah pengikut-pengikutmu, maka dapatkah kamu menghindarkan kami dari azab Allah (walaupun) sedikit saja?" Mereka menjawab, "Sekiranya Allah memberi petunjuk kepada kami, niscaya kami dapat memberi petunjuk kepadamu. Sama saja bagi kita, apakah kita mengeluh atau bersabar. Kita tidak mempunyai tempat untuk melarikan diri
Bengalce
সবাই আল্লাহর সামনে দন্ডায়মান হবে এবং দুর্বলেরা বড়দেরকে বলবেঃ আমরা তো তোমাদের অনুসারী ছিলাম-অতএব, তোমরা আল্লাহর আযাব থেকে আমাদেরকে কিছুমাত্র রক্ষা করবে কি? তারা বলবেঃ যদি আল্লাহ আমাদেরকে সৎপথ দেখাতেন, তবে আমরা অবশ্যই তোমাদের কে সৎপথ দেখাতাম। এখন তো আমাদের ধৈর্য্যচ্যুত হই কিংবা সবর করি-সবই আমাদের জন্যে সমান আমাদের রেহাই নেই।
Çince
他们将要一同出来见安拉,而懦弱者将对自大的人们说:“我们原来是你们的部下,你们能替我们对抗安拉的一点儿刑罚吗?”他们将说:“假若安拉引导我们,我们也必然引导你们。我们无论急躁或忍耐,这在我们是一样的,我们绝无避难所。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsanlar, vadedilen gün kabirlerinden çıkıp Yüce Allah'ın huzuruna gelecekler. Tabi olan zayıflar, önderlik yapan efendilerine şöyle diyecekler: "-Ey Efendiler!- Bizler size tabi olanlardık. Emirlerinize itaat ediyor, yasakladıklarınızdan da sakınıyorduk. Siz Allah'ın azabına karşı bizi koruyabilecek misiniz?" Önderlik yapan efendiler şöyle dediler: "Eğer Allah bizi doğru yola eriştirerek muvaffak kılsaydı, biz de sizi doğru yola eriştirir ve hep beraber O'nun azabından kurtuluşa ererdik. Ancak sapıttık ve sizi de yoldan çıkardık. Şimdi azaba tahammül etmede aciz kalmakta ya da sabretmekte hepimiz eşitiz. Hiçbirimiz için azaptan kaçışı yoktur."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
19- Görmedin mi ki Allah, gökleri ve yeri hak (bir amaç) ile yaratmıştır. Dilerse sizi yok eder ve (yerinize) yeni bir halk getirir. 20- Bu, Allah’a zor değildir. 21- (Kıyamet günü) hepsi toplanıp Allah’ın huzuruna çıkarlar da zayıflar, müstekbirlere şöyle der:“Biz, size tabi idik. Şimdi siz, Allah’ın azabından azıcık bir şey dahi olsa bizden uzaklaştırabilecek misiniz?” Onlar da şöyle derler: “Allah bize hidâyet vermiş olsaydı, elbette biz de sizi hidâyete ulaştırırdık. Artık sızlansak da sabretsek de bizim için birdir, (azaptan kaçıp) sığınacak hiçbir yerimiz yok.” 19. Yüce Allah kullarını uyararak şöyle buyurmaktadır:“Görmedin mi ki Allah, gökleri ve yeri hak (bir amaç) ile yaratmıştır.” Yani O, gökleri ve yeri bütün insanlar O’na ibadet etsinler, O’nu bilip tanısınlar, O da onlara emirler versin, yasaklar buyursun diye yaratmıştır. Yine insanlar, göklerin ve yerin yaratılışını, onlarda bulunan şeyleri Yüce Allah’ın sahip olduğu kemal sıfatlarına delil olarak görsünler, gökleri ve yeri -bunca azamet ve genişliklerine rağmen- yaratanın, iyiliklerinin ve kötülüklerinin karşılığını vermek üzere aynı şekilde onları tekrar yaratmaya kadir olduğunu, O’nun kudret ve meşîetinin bundan âciz olmadığını bilsinler. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Dilerse sizi yok eder ve (yerinize) yeni bir halk getirir/yeni bir yaratılış (ile) getirir.” Bu buyruğun, eğer o dilerse sizi yok eder ve yerinize başkalarını, sizden Allah’a daha çok itaat eden bir kavmi getirir anlamına gelme ihtimali vardır. Yine eğer dilerse sizi yok eder, sonra da sizleri öldükten sonra yeniden diriltmek sureti ile tekrar yaratır, anlamına gelme ihtimali de vardır. Yüce Allah’ın ileride kıyametten bahsetmesi ikinci ihtimale delildir. 20. “Bu Allah’a zor değildir.” O’nun hakkında böyle bir şeyin imkânsızlığından söz edilemez. Aksine böyle bir şey, O’na son derece kolaydır. “Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra diriltilmeniz ancak bir can gibidir.”(Lukman, 31/28); “Yaratıkları ilkin yoktan var eden O’dur; sonra da bunu tekrar edecek (hepsini diriltecektir) ve bu, O’na daha kolaydır.”(er-Rum, 30/27) 21. “(Kıyamet günü)” Sûr’a üfürüleceği vakit “hepsi” bütün yaratıklar “toplanıp Allah’ın huzuruna çıkarlar.” Kabirlerinden çıkarak Rablerinin huzuruna gelir, hiçbir tümseği ve çukuru bulunmayan dümdüz bir alanda durur ve O’nun huzuruna çıkarlar. Onlardan tek bir kimse dahi gizli kalmaz. Huzuruna çıkacakları vakit birbirleri ile tartışmaya başlarlar; herkes kendisini savunmaya ve gücü yettiğince kendisini korumaya çalışır. Ancak ne mümkün? “Zayıflar” yani başkalarına uyan ve başkalarını taklit eden kimseler “müstekbirlere” sapıklığın önderleri olan ve kendilerine uyulan kimselere “şöyle der: Biz size tabi idik” dünyada siz, bize sapıklığı emrettiniz, onu bize süslediniz ve bizi azdırarak doğru yoldan çıkardınız. “Şimdi siz, Allah’ın azabından azıcık” zerre ağırlığınca “bir şey dahi olsa bizden uzaklaştırabilecek misiniz? Onlar” yani kendilerine uyulan, önder kabul edilen kimseler ise şöyle der: Biz azmış olduğumuz gibi sizi de azdırdık “Allah bize hidâyet vermiş olsaydı, elbette biz de sizi hidâyete ulaştırırdık.” Artık kimsenin kimseye hiçbir faydası yoktur. “Artık biz” azaptan dolayı “sızlansak da” ona karşı “sabretsek de bizim için birdir. (Azaptan kaçıp) sığınacak” barınacak ve Allah’ın azabından kurtulmak için kaçıp korunacak “hiçbir yerimiz yok.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Dünyada Allah’ın çağrısına kulak vermeyip O’nun emir ve yasakla­rını dinlemeyenler, bu toplantı gerçekleştiğinde cezalandırılacaklarını anlayınca birbirlerini suçlamaya başlayacaklar. Özellikle dünyada iradelerini liderlerinin istekleri doğrultusunda kullanmış olan güçsüz kimseler, âhirette gerçeklerle karşılaştıklarında aldatılmış olduklarını anlayacaklar ve dünyada kendilerine uydukları için bu duruma düştüklerini söyleyerek önderlerini kınayacaklar. “...Şimdi siz Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?” şeklindeki soru, önderlerin bunu yapıp yapamayacaklarını öğrenmek için değil, onları kınamak için sorulacaktır (krş. Gāfir 40/47-48). Çünkü tâbi olanlar önderlerin artık Allah’ın azabından kendilerini dahi kurtaramayacaklarını anlamışlardır. Âhirette tâbilerin kınamasına mâruz kalan liderler, dünyada iken hem kendilerini hem de tâbilerini aldatmış olduklarını anlayınca, “Allah bizi doğru yola iletmiş olsaydı biz de sizi iletirdik” diyerek tâbilerden özür dilemeye çalışacaklardır. Taberî bu cümleyi şöyle yorumlamıştır: Bugün Allah’ın azabını savacak bir şeyi Allah bize açıklamış olsaydı biz de onu size açıklardık, siz de onunla Allah’ın azabından korunurdunuz. Şimdi sızlansak da katlansak da fayda vermez (XIII, 199). Âyet bilgi, sosyal statü, ekonomik imkân gibi yönlerden güçlü ve etkin durumda bulunanların, bu özelliklerine paralel sorumlulukları da bulunduğunu hatırlatması yanında şartları ve konumları itibariyle zayıf olanların da önder ve rehberlerini seçmekte, onlara uymakta akıllı ve dikkatli hareket etmeleri gerektiği hususunda herkesi uyarmaktadır.
İbrâhim Suresi 21. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsanlar, vadedilen gün kabirlerinden çıkıp Yüce Allah'ın huzuruna gelecekler. Tabi olan zayıflar, önderlik yapan efendilerine şöyle diyecekler: "-Ey Efendiler!- Bizler size tabi olanlardık. Emirlerinize itaat ediyor, yasakladıklarınızdan da sakınıyorduk. Siz Allah'ın azabına karşı bizi koruyabilecek misiniz?" Önderlik yapan efendiler şöyle dediler: "Eğer Allah bizi doğru yola eriştirerek muvaffak kılsaydı, biz de sizi doğru yola eriştirir ve hep beraber O'nun azabından kurtuluşa ererdik. Ancak sapıttık ve sizi de yoldan çıkardık. Şimdi azaba tahammül etmede aciz kalmakta ya da sabretmekte hepimiz eşitiz. Hiçbirimiz için azaptan kaçışı yoktur."