Diyanet İşleri
İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
(Kıyamet günü) İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Ve zayıflar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: "Bizler, sizlere uymuştuk. Şimdi siz, Allah'ın azabından en ufak bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da diyecekler ki: "Allah bizi hidayete erdirseydi, biz de size doğru yol gösterirdik. Artık şimdi bizler sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü kaçacak yerimiz yoktur."
Yaşar Nuri Öztürk
Hepsi toplu halde, Allah'ın huzuruna çıkmış olacaklar. Ezilip horlananlar, büyüklük taslayanlara diyecekler ki: "Biz sizin birer uydunuzduk. Şimdi siz Allah'ın azabından bir kısmını bizden uzaklaştırabilir misiniz?" Cevap verecekler: "Allah bize kılavuzluk etseydi elbette biz de size kılavuzluk ederdik. Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok."
Süleyman Ateşen ayrışan
Hepsi Allah'ın huzurunda göründüler. Zayıflar, büyüklük taslayan(önder)ler(in)e: "Biz size tabi idik. Şimdi siz, bizden Allah'ın azabından (en ufak) bir şey savabilir misiniz?" dediler. (Büyüklük taslayanlar kendilerini ma'zur göstermek için: "Ne yapalım?") dediler: "Allah bize yol gösterseydi, biz de size yol gösterirdik. Artık biz sızlansak da, sabretsek de birdir; kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur!"
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsanlar, vadedilen gün kabirlerinden çıkıp Yüce Allah'ın huzuruna gelecekler. Tabi olan zayıflar, önderlik yapan efendilerine şöyle diyecekler: "-Ey Efendiler!- Bizler size tabi olanlardık. Emirlerinize itaat ediyor, yasakladıklarınızdan da sakınıyorduk. Siz Allah'ın azabına karşı bizi koruyabilecek misiniz?" Önderlik yapan efendiler şöyle dediler: "Eğer Allah bizi doğru yola eriştirerek muvaffak kılsaydı, biz de sizi doğru yola eriştirir ve hep beraber O'nun azabından kurtuluşa ererdik. Ancak sapıttık ve sizi de yoldan çıkardık. Şimdi azaba tahammül etmede aciz kalmakta ya da sabretmekte hepimiz eşitiz. Hiçbirimiz için azaptan kaçışı yoktur."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
19- Görmedin mi ki Allah, gökleri ve yeri hak (bir amaç) ile yaratmıştır. Dilerse sizi yok eder ve (yerinize) yeni bir halk getirir. 20- Bu, Allah’a zor değildir. 21- (Kıyamet günü) hepsi toplanıp Allah’ın huzuruna çıkarlar da zayıflar, müstekbirlere şöyle der:“Biz, size tabi idik. Şimdi siz, Allah’ın azabından azıcık bir şey dahi olsa bizden uzaklaştırabilecek misiniz?” Onlar da şöyle derler: “Allah bize hidâyet vermiş olsaydı, elbette biz de sizi hidâyete ulaştırırdık. Artık sızlansak da sabretsek de bizim için birdir, (azaptan kaçıp) sığınacak hiçbir yerimiz yok.”
19. Yüce Allah kullarını uyararak şöyle buyurmaktadır:“Görmedin mi ki Allah, gökleri ve yeri hak (bir amaç) ile yaratmıştır.” Yani O, gökleri ve yeri bütün insanlar O’na ibadet etsinler, O’nu bilip tanısınlar, O da onlara emirler versin, yasaklar buyursun diye yaratmıştır. Yine insanlar, göklerin ve yerin yaratılışını, onlarda bulunan şeyleri Yüce Allah’ın sahip olduğu kemal sıfatlarına delil olarak görsünler, gökleri ve yeri -bunca azamet ve genişliklerine rağmen- yaratanın, iyiliklerinin ve kötülüklerinin karşılığını vermek üzere aynı şekilde onları tekrar yaratmaya kadir olduğunu, O’nun kudret ve meşîetinin bundan âciz olmadığını bilsinler. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Dilerse sizi yok eder ve (yerinize) yeni bir halk getirir/yeni bir yaratılış (ile) getirir.” Bu buyruğun, eğer o dilerse sizi yok eder ve yerinize başkalarını, sizden Allah’a daha çok itaat eden bir kavmi getirir anlamına gelme ihtimali vardır. Yine eğer dilerse sizi yok eder, sonra da sizleri öldükten sonra yeniden diriltmek sureti ile tekrar yaratır, anlamına gelme ihtimali de vardır. Yüce Allah’ın ileride kıyametten bahsetmesi ikinci ihtimale delildir.
20. “Bu Allah’a zor değildir.” O’nun hakkında böyle bir şeyin imkânsızlığından söz edilemez. Aksine böyle bir şey, O’na son derece kolaydır. “Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra diriltilmeniz ancak bir can gibidir.”(Lukman, 31/28); “Yaratıkları ilkin yoktan var eden O’dur; sonra da bunu tekrar edecek (hepsini diriltecektir) ve bu, O’na daha kolaydır.”(er-Rum, 30/27)
21. “(Kıyamet günü)” Sûr’a üfürüleceği vakit “hepsi” bütün yaratıklar “toplanıp Allah’ın huzuruna çıkarlar.” Kabirlerinden çıkarak Rablerinin huzuruna gelir, hiçbir tümseği ve çukuru bulunmayan dümdüz bir alanda durur ve O’nun huzuruna çıkarlar. Onlardan tek bir kimse dahi gizli kalmaz. Huzuruna çıkacakları vakit birbirleri ile tartışmaya başlarlar; herkes kendisini savunmaya ve gücü yettiğince kendisini korumaya çalışır. Ancak ne mümkün? “Zayıflar” yani başkalarına uyan ve başkalarını taklit eden kimseler “müstekbirlere” sapıklığın önderleri olan ve kendilerine uyulan kimselere “şöyle der: Biz size tabi idik” dünyada siz, bize sapıklığı emrettiniz, onu bize süslediniz ve bizi azdırarak doğru yoldan çıkardınız. “Şimdi siz, Allah’ın azabından azıcık” zerre ağırlığınca “bir şey dahi olsa bizden uzaklaştırabilecek misiniz? Onlar” yani kendilerine uyulan, önder kabul edilen kimseler ise şöyle der: Biz azmış olduğumuz gibi sizi de azdırdık “Allah bize hidâyet vermiş olsaydı, elbette biz de sizi hidâyete ulaştırırdık.” Artık kimsenin kimseye hiçbir faydası yoktur. “Artık biz” azaptan dolayı “sızlansak da” ona karşı “sabretsek de bizim için birdir. (Azaptan kaçıp) sığınacak” barınacak ve Allah’ın azabından kurtulmak için kaçıp korunacak “hiçbir yerimiz yok.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Dünyada Allah’ın çağrısına kulak vermeyip O’nun emir ve yasaklarını dinlemeyenler, bu toplantı gerçekleştiğinde cezalandırılacaklarını anlayınca birbirlerini suçlamaya başlayacaklar. Özellikle dünyada iradelerini liderlerinin istekleri doğrultusunda kullanmış olan güçsüz kimseler, âhirette gerçeklerle karşılaştıklarında aldatılmış olduklarını anlayacaklar ve dünyada kendilerine uydukları için bu duruma düştüklerini söyleyerek önderlerini kınayacaklar. “...Şimdi siz Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?” şeklindeki soru, önderlerin bunu yapıp yapamayacaklarını öğrenmek için değil, onları kınamak için sorulacaktır (krş. Gāfir 40/47-48). Çünkü tâbi olanlar önderlerin artık Allah’ın azabından kendilerini dahi kurtaramayacaklarını anlamışlardır.
Âhirette tâbilerin kınamasına mâruz kalan liderler, dünyada iken hem kendilerini hem de tâbilerini aldatmış olduklarını anlayınca, “Allah bizi doğru yola iletmiş olsaydı biz de sizi iletirdik” diyerek tâbilerden özür dilemeye çalışacaklardır. Taberî bu cümleyi şöyle yorumlamıştır: Bugün Allah’ın azabını savacak bir şeyi Allah bize açıklamış olsaydı biz de onu size açıklardık, siz de onunla Allah’ın azabından korunurdunuz. Şimdi sızlansak da katlansak da fayda vermez (XIII, 199).
Âyet bilgi, sosyal statü, ekonomik imkân gibi yönlerden güçlü ve etkin durumda bulunanların, bu özelliklerine paralel sorumlulukları da bulunduğunu hatırlatması yanında şartları ve konumları itibariyle zayıf olanların da önder ve rehberlerini seçmekte, onlara uymakta akıllı ve dikkatli hareket etmeleri gerektiği hususunda herkesi uyarmaktadır.