Önceki ayet· 34:29Sonraki ayet· 34:31

Sebe' Suresi 30. Ayet· 34:30

↗ Sebe' suresi
Mekki
قُل لَّكُم مِّيعَادُ يَوۡمٖ لَّا تَسۡتَـٔۡخِرُونَ عَنۡهُ سَاعَةٗ وَلَا تَسۡتَقۡدِمُونَ
De ki: "Size, bir gün tayin edilmiştir. Ondan bir saat ne geri kalabilirsiniz ne de öne geçebilirsiniz
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
De ki: "Size, bir gün tayin edilmiştir. Ondan bir saat ne geri kalabilirsiniz ne de öne geçebilirsiniz
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: "Size vaad edilen öyle bir gündür ki, ondan ne bir an geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz."
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Size bir gün vaat edilmiştir; ondan ne bir saat geri kalabirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz."
Süleyman Ateş
De ki: "Sizin için belirtilmiş bir gün vardır. Ondan ne bir sa'at geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz."
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.9%
İngilizce
Say, "For you is the appointment of a Day [when] you will not remain thereafter an hour, nor will you precede [it]
Fransızca
Dis: «Le rendez-vous est pour un jour que vous ne saurez retarder d'une heure, ni avancer!»
İspanyolca
Diles: "Ustedes han sido emplazados para el Día [del Juicio], y no podrán adelantarlo ni retrasarlo siquiera un instante
Rusça
Скажи: «Вам обещан день, который вы не сможете отдалить или приблизить даже на час»
Endonezce
Katakanlah, "Bagimu ada hari yang telah dijanjikan (hari Kiamat), kamu tidak dapat meminta penundaan atau percepatannya sesaat pun
Bengalce
বলুন, তোমাদের জন্যে একটি দিনের ওয়াদা রয়েছে যাকে তোমরা এক মহূর্তও বিলম্বিত করতে পারবে না এবং ত্বরান্বিত ও করতে পারবে না।
Çince
你说:“你们的约期是有时日的,你们不得稍稍迟到,也不得稍稍早到。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Azabın gelmesi hususunda acele edenlere de ki: "Sizin için belirli bir gün vadedilmiştir ki; siz ondan ne bir an geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz. İşte o gün; kıyamet günüdür."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
28- Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler. 29- Onlar:“Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ne zaman?” diyorlar. 30- De ki:“Size vaadolunan bir gün var ki (o geldiğinde) ne ondan bir an geri kalırsınız, ne de ileri geçersiniz.” 28. Yüce Allah, Rasûlünü ancak bütün insanları Allah’ın mükâfatı ile müjdelemek, onlara bu mükâfatı gerektiren amelleri bildirmek, diğer taraftan Allah’ın cezasını da bildirip korkutmak, bu cezayı gerektirici amelleri haber vermek üzere gönderdiğini bildirmektedir. O halde senin elinde bir şey yoktur. Yalanlayıcıların ve inatçıların sana göstermeni teklif ettikleri mucize ve isteklerin hiçbirisi senin görevin değildir. Bunlar ancak Yüce Allah’ın elinde olan şeylerdir. “Fakat insanların çoğu bilmezler.” Yani onların sağlıklı bir bilgileri yoktur; ya cahildirler yahut da ilimleri ile amel etmeyen inatçıdırlar. Onun için de hiçbir bilgileri yok sayılırlar. Bu bilgisizliklerinden biri de Peygamber’den göstermesini istedikleri mucizelere olumlu karşılık vermeyişini, senin davetini reddetmeyi gerektiren bir sebep olarak görmeleridir. Onların istekleri arasında onun, kendisi ile onları uyarmış olduğu azabı çabucak getirmesi istekleri de vardı. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 29. “Onlar: “Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ne zaman?” diyorlar.” Böyle bir söz, zalimliklerinin bir sonucudur. Zira Peygamberin doğru söylemesi ile bu tehditin ne zaman gerçekleşeceğinin haber verilmesi arasında nasıl bir ilgi olabilir ki? Böyle bir tutum, hakkı reddetmekten ve akılsızlıktan başka neyin eseri olabilir? Zira düşmanları bulunan ve uygun bir fırsat kollayarak kendilerine karşı hazırlık yapan bir topluma, dünyevi meselelerden birisi ile ilgili olarak doğruluğunu ve samimiyetini bildikleri bir kişi gelse ve: Ben gelirken sizi toptan imha etmek için üzerinize gelmekte olan düşmanınızı gördüm, dese; bu topluluk arasından bir kişi de kalkıp: Eğer sen doğru söyleyen birisi isen bu düşman bize ne vakit gelecektir ve şu anda nerededir?, diye soracak olsa hiç bu sözü söyleyen kişi akıllı sayılabilir mi? Yoksa böylesinin kafasız ve akılsız olduğuna mı hükmedilir? Üstelik böyle bir durumda haber veren kimsenin doğru söylemesi de yalan söylemesi de mümkündür. Onun gördüğü düşman da olabilir, başkası da olabilir. Ya da düşmanı vazgeçebilir. Diğer taraftan bu haberi kendisine ulaştırdığı topluluk da kendilerini savunabilecek ve koruyabilecek güçte olabilir. Peki ya kimsenin, hiçbir şekilde geri püskürtülmesi mümkün olmayan ve yardımcıların faydasının olmayacağı kesin bir azabı haber veren, üstelik insanların en doğru sözlüsü, kendi arzusu uyarınca konuşmayan, verdiği haberde hatadan korunmuş olan zatı yalanlayanların durumu ne olur? Böylesinin haberini, azabın geliş vaktini açıklamadığı gerekçesi ile reddetmek akılsızlığın en ileri derecesi değil midir?! 30. Gerçekleşeceğinden hiçbir şüphe bulunmayan bu azabın geliş vaktini haber vermek üzere onlara “de ki: Size vaadolunan bir gün var ki (o geldiğinde) ne ondan bir an geri kalırsınız, ne de ileri geçersiniz.” O halde bu günden sakının ve bunun için gereken hazırlıklarınızı yapın.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Burada sözü edilen vaadden maksat kıyamet günüdür. Belirlen­diği belirtilen gün de kıyamet ve haşir günüdür; bazı müfessirler bunu ölüm vakti olarak da yorumlamışlardır (Şevkânî, IV, 375; “ne bir an geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz” ifadesinin açıklaması için bk. A‘râf 7/34).
Sebe' Suresi 30. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Azabın gelmesi hususunda acele edenlere de ki: "Sizin için belirli bir gün vadedilmiştir ki; siz ondan ne bir an geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz. İşte o gün; kıyamet günüdür."