Diyanet İşlerien ayrışan
Onlar ki Allah'ı ve elçilerini inkar ederler, Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isterler, "Kimine inanırız, kimini inkar ederiz!" derler; bu ikisinin (inanmakla inkarın) arasında bir yol tutmak isterler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. "Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz" derler. Bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isterler.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlar ki Allah'ı ve O'nun resullerini inkär ederler, Allah'la O'nun resulleri arasını açmak isterler de "bir kısmına inanırız, bir kısmını inkâr ederiz" derler; böylece imanla inkâr arasında bir yol tutmak isterler.
Süleyman Ateş
Onlar ki Allah'ı ve elçilerini inkar ederler, Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isterler, "Kimine inanırız, kimini inkar ederiz!" derler; bu ikisinin (inanmakla inkarın) arasında bir yol tutmak isterler.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz Allah'ı ve rasûllerini inkâr edenler, Allah ve rasûlleri arasını ayırmak isteyenler, bir yandan hem onlara iman ediyorlar ve diğer yandan da onları yalanlıyorlar. Şöyle diyorlar: Bizler rasûllerin bazılarına iman eder ve bazılarını inkâr ederiz. Böylece kendilerini kurtaracağını zannederek küfür ile iman arasında bir yol tutmak isterler
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
150- Şüphe yok ki Allah’ı ve peygamberlerini inkar eden, bir de Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyip de:“Kimine iman ederiz, kimini inkar ederiz” diyenler ve böylece arada bir yol tutmaya yeltenenler var ya… 151- İşte onlar, gerçek kâfirlerin ta kendileridirler. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. 152- Allah'a ve peygamberlerine iman edip de onlardan birini diğerinden ayırmayanlara gelince Allah, onlara mükafatlarını verecektir. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.
150-151. Burada herkes için durumları açıkça ortada bulunan iki grup insan vardır: Allah’a, O’nun bütün peygamberlerine ve kitaplarına iman edenler ile bütün bunları inkar eden kâfirler. Geriye üçüncü bir kısım kalmaktadır ki bunlar da peygamberlerin bir bölümüne iman edip bir bölümüne iman etmediğini iddia eden ve bunun kendilerini Allah’ın azabından koruyacak bir yol olduğunu zanneden kimselerin yolu... Şüphesiz ki bu salt bir temenniden ibarettir. Böyleleri Allah ile peygamberleri arasında ayırım gözetmek istemektedirler. Halbuki Allah’ı dost edinen kimse, O’nun bütün peygamberlerini de dost edinir. Çünkü bu Allah’ı tam dost edinmenin bir gereğidir. Allah’ın peygamberlerinden herhangi birisine düşmanlık besleyen bir kimse ise Allah’a düşmanlık beslemiş ve O’nun bütün peygamberlerine de düşmanlık beslemiş demektir. Nitekim Yüce Allah:“Kim Allah’a... düşman olursa…”(el-Bakara, 2/97) ayetinde bu hususa işaret etmektedir. (Metinde ayet bu şekilde yarım verilmiş ama tamamını vermek konunun anlaşılması için bence daha uygunXXXXXhocaya sorulabilir) Diğer taraftan bir peygamberi inkâr eden kimse de bütün peygamberleri hatta bizzat kendisine iman ettiğini iddia ettiği peygamberi dahi inkâr ediyor demektir. Bundan dolayı Yüce Allah burada:“İşte onlar gerçek kâfirlerin ta kendileridirler.” buyurmaktadır ki böylelerinin mertebelerinin, iman ile küfür arasında orta bir yerde olduğu zannedilmesin. Böylelerinin kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygamberi dahi inkâr etmelerine gelince bunun izahı şöyledir: Onların iman ettikleri peygambelere iman etmelerini gerektiren delillerin her biri ya bizatihi yahut onun bir benzeri ya da onun daha kuvvetlisi, inkâr ettikleri peygamberler için de söz konusudur. Diğer taraftan inkâr ettiklerini söyledikleri peygamberler hakkında bulunduğunu iddia ettikleri her bir şüphenin benzeri yahut ondan daha büyüğü, iman ediyoruz dedikleri peygamber hakkında da söz konusudur. O halde bu konuda geriye sadece arzu, hevâ ve herkesin benzeri ile karşı çıkma imkânına sahip olduğu kuru iddialardan başka bir şey kalmamaktadır. Bunların gerçek kâfir oldukları söz konusu edildikten sonra hem onları hem de her bir kâfiri kuşatan bir ceza söz konusu edilerek:“Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır” diye buyrulmaktadır. Onlar büyüklük taslayıp Allah’a imandan yüz çevirdikleri gibi Allah da onları rezil rüsvay edici ve can yakıcı bir azap ile alçaltacaktır.
152. “Allah'a ve peygamberlerine iman edip…” Bu ise Allah’ın kendi zatı hakkında haber verdiği her şeye, bütün peygamberlerin getirdikleri tüm haber ve hükümlere iman etmeyi kapsamaktadır. “onlardan birini diğerinden ayırmayanlara” aksine onların hepsine iman edenlere “gelince” işte gerçek iman ve kat’i delile dayanan kesin bilgi budur. İşte “Allah, onlara mükafatlarını verecektir” imanlarının ve imana bağlı olarak işledikleri salih amellerin, güzel sözlerin ve güzel ahlakın karşılığını vererek onları mükâfatlandıracaktır. Bu da herkesin durumuna uygun bir şekilde olacaktır. Nitekim “mükafatlar” kelimesinin onlara izafe edilmesindeki sır da bu olsa gerektir. “Allah Ğafûrdur” kötülükleri bağışlar, affeder; “Rahîmdir” merhametiyle iyilikleri kabul buyurur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İlâhî dinlerin insanlara tebliği, Allah’ın vahiy yoluyla peygamberlerine gerekli bilgiyi göndermesi, onların da ümmetlerine bunları iletmeleri, uygulamada örneklik etmeleri suretiyle gerçekleşmiştir. Vahiy tek kaynaktan geldiği için bu dinler arasında çelişki bulunması mümkün değildir; farklılıklar ise dinin, dünya hayatını düzenleyen kurallarının, medenî ve zihnî seviyeye uymak durumunda olmasından kaynaklanmıştır. Bu dinlerin her biri, daha önce gelmiş ve peygamberine bildirilmiş bulunan dinleri onaylar, onların da hak dinler olduklarını kabul ederler. Bu cümleden olarak müslümanlar, Hz. Âdem’den Resûl-i Ekrem’e kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberlere ve onların getirdikleri kitaplara inanırlar. Yahudilerin ve hıristiyanların da –vahye dayalı, ilâhî dinlerin mensupları oldukları için– böyle davranmaları gerekirken yahudiler Hz. Îsâ’yı ve Hz. Muhammed’i, hıristiyanlar da Hz. Muhammed’i inkâr etmişler, bunların peygamber olduklarına ve getirdikleri kitapların da Allah’tan geldiğine inanmamışlardır. 150. âyetin tamamı, hak dinlerin ve peygamberlerin bir kısmına inanmayanlara yönelik kabul edilirse mâna şu olur: Allah’ın gönderdiği peygamberlerin bir kısmına inanırken diğer kısmını inkâr edenler, iman bakımından O’nunla peygamberlerini ayırmaktadırlar. Çünkü kâmil bir iman hem Allah’a hem de O’nun bütün peygamberlerine inanmakla gerçekleşir. Allah’ın bazı peygamberlerine ve bu arada son peygambere inanmayanlar –ellerindeki kitapları tahrif edildiği ve peygamberleri de vefat etmiş bulunduğu için– doğru bir Allah inancına da sahip olamazlar. Şu halde bunlar, son peygamberi inkâr etmekle Allah’a iman bakımından da inkâra sapmış, dinli olmakla kâfir olmak arasında bir yol tutmuşlardır. Bir şeye din diye inandıkları için imanlıdırlar, imanları içerik bakımından düzgün ve tam olmadığı için kâfirdirler.
Bazı tefsircilerin yaptıkları gibi âyetin dört parçasının dört ayrı inanç grubunu tanımladığı kabul edilirse mâna şöyle olur: “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler” müşrikler, ateistler ve benzerleridir; “Allah ile peygamberlerini birbirinden ayıranlar”, Allah’a inanan ama peygamberleri inkâr edenlerdir; “ bir kısmına inanırken bir kısmını inkâr edenler” yahudiler, hıristiyanlar ve benzerleridir; “bunlar arasında bir yol tutanlar” ise münafıklardır. Bunların tamamı inkârcıdırlar, kâfirdirler, Allah Teâlâ’nın murat ettiği, hoşnut olduğu bir dinden, bir inanç düzeninden uzaklaşmışlardır. Muteber, geçerli, kurtarıcı iman, İslâm’ın âmentüsünde ifadesini bulmuş olan imandır, 152. âyette özetlenen inançtır (ayrıca bk. Bakara 2/62).