Önceki ayet· 25:56Sonraki ayet· 25:58

Furkân Suresi 57. Ayet· 25:57

↗ Furkân suresi
Mekki
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ إِلَّا مَن شَآءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلٗا
De ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
De ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanızı) istiyorum."
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Onun karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine varmak için bir yol tutmayı dileyenler istiyorum."
Süleyman Ateşen ayrışan
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine varan yola girmek isteyene yol gösteriyorum de.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.9%
İngilizce
Say, "I do not ask of you for it any payment - only that whoever wills might take to his Lord a way
Fransızca
Dis: «Je ne vous en demande aucun salaire (pour moi même). Toutefois, celui qui veut suivre un chemin conduisant vers son Seigneur [est libre de dépenser dans la voie d'Allah]»
İspanyolca
Diles: "No les pido ninguna remuneración a cambio [de enseñarles el Mensaje]. Quien quiera, que tome un camino hacia su Señor
Rusça
Скажи: «Я не прошу у вас за это никакого вознаграждения, кроме того, чтобы желающие встали на путь к своему Господу»
Endonezce
Katakanlah, "Aku tidak meminta imbalan apa pun dari kamu dalam menyampaikan (risalah) itu, melainkan (mengharapkan agar) orang-orang mau mengambil jalan kepada Tuhannya
Bengalce
বলুন, আমি তোমাদের কাছে এর কোন বিনিময় চাই না, কিন্তু যে ইচ্ছা করে, সে তার পালনকর্তার পথ অবলম্বন করুক।
Çince
你说:“我对于完成这项使命,不向你们索取任何报酬,但望有志者能由此大道达到其主宰。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- De ki: "Ben sizden risaleti tebliğ etmeye karşılık bir ücret istemiyorum. Ancak sizden dileyen kimse infak ederek Allah'ın rızasını kazanmaya doğru bir yol edinmek isterse öyle yapsın."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
56- Biz seni ancak bir müjdeliyici ve uyarıcı olarak gönderdik. 57- De ki:“O (davetime) karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ancak Rabbine doğru yol tutan kimselerinki hariç.” 58- Sen, hiç ölmeyecek olan, sonsuz hayat sahibine tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberder olarak O yeter. 59- O, gökleri, yeri ve aralarında bulunanları altı günde yaratan sonra da Arş’a istivâ edendir. Rahmandır O. Sen O’nu her şeyden haberdar olana sor. 60- Onlara:“Rahman’a secde edin” denildiğinde onlar: “Rahman da neymiş! Sen bize emrettin diye secde mi edeceğiz?” dediler ve bu, (imandan) kaçışlarını arttırdı. 56. Allah bizlere, rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i insanlara bir zorba olarak göndermediğini, onu melek de kılmadığını, ona her şeyin hazinelerini de vermediğini, bunun yerine onu, sadece Allah’a itaat eden kimselerin dünya ve âhirette sevap ve mükâfat göreceklerini bildirmek üzere “bir müjdeci ve” Allah’a isyan eden kimseleri de dünya ve âhirette cezalar ile korkutan bir “uyarıcı olarak” gönderdiğini haber vermektedir. Bu ise müjde ve uyarmayı gerçekleştirmek için birtakım emir ve yasakların da açıklanmasını gerektirmektedir. 57. Şüphesiz ki sen ey Muhammed, onlara Kur’ân-ı Kerîm’i ve hidâyeti tebliğ etmen karşılığında kendilerinden herhangi bir ücret istemiyorsun ki bu, onların sana uymalarına engel teşkil etsin ve ağır bir borç yükü altına girmelerine sebep olsun. “Ancak Rabbine doğru yol tutan kimselerinki hariç.” Yani Rabbinin rızası için ve O’nun yolunda herhangi bir infakta bulunmak isteyen müstesnadır. Evet, ben size infak hususunda her ne kadar teşvikte bulunuyor isem de buna sizi mecbur etmiyorum. Ayrıca infaklarınız da benim sizden aldığım bir ücret değildir. Aksine onun faydası da size aittir ve sizleri Rabbinize ulaştıran yola ulaştırır. 58. Daha sonra Yüce Allah, peygamberine kendisine tevekül etmesini ve kendisinden yardım istemesini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Hiç ölmeyecek olan, sonsuz hayat sahibine” kâmil ve mutlak hayat sahibine “tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et.” Yani O’na ibadet et ve gerek senin ile ilgili hususlarda gerek insanları davet ile ilgili hususlarda yalnız O’na güvenip dayan. “Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter.” O, bu günahları bilir ve bunların karşılığını onlara O verecektir. Onların hidâyet bulup bulmamalarından dolayı sana düşen bir sorumluluk yoktur. Onların amellerinin bekçiliğini yapmak da sana ait değildir. Bütün bunlar Yüce Allah’ın elindedir. O’nun kudretindedir. 59. “O, gökleri, yeri ve aralarında bulunanları altı günde yaratan” bundan sonra “Arş’a istivâ edendir.” Arş ise bütün mahlukatın tavanı durumunda olup onların hepsinin en üstünde, hepsinden daha büyük, geniş ve daha güzelidir. “Rahmandır O.” O, gökleri ve yeri kuşatmış olan Arş’a rahmeti her şeyi kuşatan Rahman adı ile istivâ etmiştir. Böylece O, mahlukatın en genişi üzerine en kapsamlı sıfatıyla istivâ etmiştir. Yüce Allah, bu âyet-i kerime ile bütün mahlukatı kendisinin yaratmış olduğunu, gizli açık her şeylerini bilip haberdar olduğunu, Arş’ın üzerinde bulunduğunu ve bütün bu varlıklardan ayrı olduğunu beyan etmektedir. “Sen O’nu her şeyden haberdar olana sor.” Bununla Allah, kendi kerim zatını kasdetmektedir. Kendi vasıflarını, azamet ve celâlini bilen yalnızca O’dur. O, sizlere bunu haber verip bildirmiştir. Azametini sizin bilebileceğiniz, kavrayabileceğiniz şekilde açıklamış bulunmaktadır. Arifler buna bağlı olarak O’nu bilmiş, O’nun celâli önünde boyun eğmişlerdir. Kâfirler ise O’na ibadete karşı büyüklük taslamış ve bunu kendi gururlarına yedirememişlerdir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 60. “Onlara” Bu kadar nimeti size ihsan edip her türlü sıkıntıyı ve musibeti sizden uzaklaştıran “Rahman’a secde edin, denildiğinde onlar” küfür ve inat ile: “Rahman da neymiş... dediler.” Kendi bozuk iddialarına göre güya Rahman’ı bilip tanımıyorlarmış! Onlar, Allah Rasûlüne yönelik tenkitlerine şunları da kattılar: O, bize Allah ile birlikte başka ilâhlara ibadeti yasaklarken kendisi Allah ile birlikte başka bir ilâha (Rahman’a) dua ve ibadet etmekte, “Ey Rahman” vs. demektedir. Nitekim Yüce Allah, şu âyet-i kerimede buna işaret etmektedir: “De ki: İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye dua edin. Hangisiyle dua ederseniz edin (fark etmez) en güzel isimler O’nundur.”(el-İsra, 17/110) Yüce Allah’ın isimleri pek çoktur. Çünkü O’nun sıfatları da pek çoktur. Kemali de bir o kadar büyüktür. O isimlerin her birisi ayrı bir kemal sıfatına delildir. “Sen bize emrettin diye secde mi edeceğiz?” Sadece sen bize emrediyorsun diye mi ona secde edeceğiz? Bu sözleri, Allah Rasûlünü yalanlamaları ve ona itaati gururlarına yedirememelerine binaen söylemişlerdi. “ve bu” yani onların Rahman olan Allah’a secde etmeye davet edilmeleri “kaçışlarını” haktan batıla doğru kaçmalarını, küfür ve bedbahtlıklarını daha da “artırdı.” Allah, bu sûreyi celilede “تَبَارَكَ : Ne yüce, ne mubarektir” buyruğunu üç defa tekrarlamaktadır. Çünkü bunun anlamı -önceden geçtiği gibi- yaratıcının azametine, vasıflarının çokluğuna, hayır ve ihsanlarının bolluğuna delildir. Bu sûrede de O’nun azametine, mülkünün genişliğine, meşîetinin dilediği gibi gerçekleştiğine, ilim ve kudretinin kapsamlılığına, gerek indirdiği ve emir olarak verdiği hükümlerinde gerekse de amellerin karşılığı olarak vereceği hükümlerinde hakimiyetinin her şeyi kuşattığına ve hikmetinin kemaline dair pek çok deliller vardır. Yine bu sûrede Cenab-ı Allah’ın rahmetinin genişliğine, cömertliğinin kapsamlılığına, dini ve dünyevi hayırlarının çokluğuna da deliller vardır. İşte bütün bunlar da bu güzel vasfın tekrarlanmasını gerektirmektedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yüce Allah, türlü varlıkları kendilerine put edinme dalâletine düşmekten kurtulup davet edildikleri İslâm’ın kurtarıcı ilkelerini benimseyen, inanç ve yaşayışını bu ilkeler çerçevesinde düzenleyen müminler için resulü Muhammed’i bir müjdeci; bâtıl inançlara ve kirli bir hayata kendilerini kaptırıp gidenler için de uyarıcı olarak göndermiştir; Peygamber’in biricik görevi budur, bundan başka bir gayesi yoktur. O, davetine karşılık kişisel bir amaç, bir çıkar beklemez ve beklememiştir; tek beklediği şey, 57. âyetin ifadesine göre insanların özgür kararlarıyla Allah yolunu seçip bu yolda yürümeleridir. Nitekim Mekkeli putperestlerin ileri gelenleri çeşitli vesilelerle, bu davasından vazgeçmesi karşılığında kendisine dilediği kadar servet vermek, başlarına lider yapmak, en güzel kadınlarla evlendirmek gibi cazip tekliflerde bulunmuşlar; fakat o, bu teklifleri kesinlikle reddetmiş; 52. âyette geçen “İnkârcılara boyun eğme, onlara karşı bütün gücünle mücadeleni sürdür” buyruğu uyarınca tebliğ ve irşad görevini kararlılıkla sürdürmüş; 58. âyetteki buyruk uyarınca daima Allah’a dayanıp güvenmiş, O’ndan aldığı güçle tek başına giriştiği bu mücadeleyi, başladığı gündeki kararlılık ve cesaretiyle ömrünün sonuna kadar sürdürmüş; en sonunda Allah ona, vaad ettiği (Fetih 110/1-2) zaferleri, fetihleri nasip etmiş; insanların kitleler halinde Allah’ın dinine girdiği günleri kendisine göstermiştir. “Kullarının günahlarından haberdar olma konusunda O kendi kendine yeterlidir” cümlesi, Allah’ın, hiçbir bilgi vasıtasına ihtiyaç duymadan, diğer bütün varlık ve olaylar gibi insanların yapıp ettiklerinden de haberdar olduğunu, dolayısıyla insanların günahlarının da O’nun bilgisi dışında gerçekleşemeyeceğini ifade etmekte, böylece bu ifade insanlar için bir uyarı anlamı taşımaktadır.
Furkân Suresi 57. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- De ki: "Ben sizden risaleti tebliğ etmeye karşılık bir ücret istemiyorum. Ancak sizden dileyen kimse infak ederek Allah'ın rızasını kazanmaya doğru bir yol edinmek isterse öyle yapsın."