De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut
Elmalılı Hamdi Yazır
(Sen onlara) de ki: İster "Allah" deyin, ister "Rahmân" deyin, nasıl çağırırsanız çağırın. En güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da gizli okuma, orta yolu seç.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler/Esmâül Hüsna O'nundur. Namazında/duanda sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut."
Süleyman Ateş
De ki: "İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırsanız en güzel isimler O'nundur. Namazında pek bağırma, pek de sesini gizleme, bu ikisinin arasında bir yol tut.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.0%
İngilizce
Say, "Call upon Allah or call upon the Most Merciful. Whichever [name] you call - to Him belong the best names." And do not recite [too] loudly in your prayer or [too] quietly but seek between that an [intermediate] way
Fransızca
Dis: «Invoquez Allah, ou invoquez le Tout Miséricordieux. Quel que soit le nom par lequel vous l'appelez, Il a les plus beaux noms. Et dans ta Salât, ne récite pas à voix haute; et ne l'y abaisse pas trop, mais cherche le juste milieu entre les deux»
İspanyolca
Diles: "Ya sea que Lo invoquen diciendo: ¡Oh, Dios!, ¡Oh, Compasivo!, O cualquier otro nombre con el que Le invoquen, Él los oirá. Sepan que Él posee los nombres [y atributos] más sublimes. Cuando realicen una oración moderen su voz en la recitación, no la hagan con voz muy alta ni tampoco en silencio
Rusça
Скажи: «Призывайте Аллаха или призывайте Милостивого! Как бы вы ни призывали Его, у Него - самые прекрасные имена». Не совершай свой намаз громко и не совершай его шепотом, а выбери среднее между этим
Endonezce
Katakanlah (Muhammad), "Serulah Allah atau serulah Ar-Raḥmān. Dengan nama yang mana saja kamu dapat menyeru, karena Dia mempunyai nama-nama yang terbaik (Asmāul Ḥusnā) dan janganlah engkau mengeraskan suaramu dalam salat dan janganlah (pula) merendahkannya dan usahakan jalan tengah di antara kedua itu
Bengalce
বলুনঃ আল্লাহ বলে আহবান কর কিংবা রহমান বলে, যে নামেই আহবান কর না কেন, সব সুন্দর নাম তাঁরই। আপনি নিজের নামায আদায়কালে স্বর উচ্চগ্রাসে নিয়ে গিয়ে পড়বেন না এবং নিঃশব্দেও পড়বেন না। এতদুভয়ের মধ্যমপন্থা অবলম্বন করুন।
-Ey Resul!- Senin (ey Allah, ey Rahman) diyerek dua etmeni inkâr edenlere, şöyle de: Allah ve Rahman bütün noksanlıktan münezzeh olan Allah'ın iki ismidir. Bunlardan istediğinizle veya diğer güzel isimlerinden istediğinizle O'na dua edebilirsiniz. Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın en güzel isimleri vardır. Bu iki isim onlardandır. Yüce Allah'a bu iki isim ile ya da diğer en güzel isimleriyle dua edin. Namazda sesini çok yükseltme ki müşrikler seni duymasın. Müminlerin duymayacağı kadar da kısık sesle okuma. Bu ikisinin arasında orta yolu tut.
110- De ki:“İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye dua edin. Hangisiyle dua ederseniz edin (fark etmez) en güzel isimler O’nundur. Namazında sesini ne yükselt, ne de çok kıs. Bu ikisi arasında bir yol tut. 111- Ve: “Hamd, asla çocuk edinmeyen, hükümranlıkta hiçbir ortağı bulunmayan ve acizlikten dolayı bir yardımcısı da olmayan Allah'a mahsustur.” de ve O’nu tekbir ve tazim et.
110. Allah kullarına hitaben:“De ki: İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye dua edin” buyurmaktadır. Yani hangisini isterseniz onunla dua edin, demektir. “Hangisiyle dua ederseniz edin (fark etmez) en güzel isimler O’nundur.” Yani O’nun güzel olmayan bir ismi yoktur ki o isim anılarak kendisine dua edilmesini yasaklasın. Siz hangi ismiyle O’na dua ederseniz, maksat hasıl olur. Bununla birlikte en uygunu, duada istenen şeye münasip ismin zikredilmesidir. “Namazında” yani kıraat esnasında “sesini ne yükselt, ne de çok kıs.” Çünkü bu ikisi de sakıncalı ve yasaktır. Yüksek sesle okumanın yasaklanış sebebi şudur: Kur’an’ı yalanlayan müşrikler onu işittiklerinde ona dil uzatır ve sövüp sayarlardı. Onu getirene de söverlerdi. Kısık sesle okumanın yasaklanmasına gelince Kur’an-ı Kerim’i yavaş sesle okunduğunda dinlemek isteyenler onu dinleyemez. “Bu ikisi arasında bir yol tut!” Yani yüksek sesle ve kısık sesle okuma arasında orta bir yol tut!
111. “Ve: Hamd, asla çocuk edinmeyen, hükümranlıkta hiçbir ortağı bulunmayan” aksine, egemenliğin tümü bir ve kahhâr olarak kendisinindir. Ulvi alem de süfli âlem de bütünüyle Allah’ın hükümranlığı altındadır, O’nun egemenliğindedir. Hiç kimsenin hükümranlık namına sahip olduğu bir şey yoktur; “acizlikten dolayı bir yardımcısı da olmayan” kendisi ile güçlenmek ve kendisine yardımcı olmak için yaratılmışlardan hiçbir kimseyi dost ve yardımcı edinmemiştir. O, hiçbir şeye muhtaç olmayan, her türlü hamde/övgüye layık olandır. Yerde olsun göklerde olsun hiçbir yaratılmışa muhtaç değildir. O, salih kullarını ancak onlara ihsan ve rahmet olmak üzere dost edinir:“Allah iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan nura çıkarır.”(el-Bakara, 2/257)“Allah'a mahsustur” her yönden kemal, senâ ve övgüler, şan ve şeref O’na aittir; bütün yönleriyle her türlü afet ve eksiklikten de münezzehtir. İşte hamde yani övülmeye layık olan O’dur. “de ve O’nu tekbir ve tazim et.” Yani O’nun pek büyük sıfatlarını haber vererek, O’ndan güzel isimleriyle ve övgüyle söz ederek, mukaddes fiilleri dolayısıyıyla O’nu överek, hiçbir kimseyi ortak O’na koşmaksızın, dini bütünüyle yalnız O’na halis kılarak ve de sadece O’na ibadet etmek suretiyle O’nu tazim et, yücelt ve büyük tanı.
sra Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd ve sena Allah'a mahsustur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hemen her tefsirde geçen 110. âyetin iniş sebebiyle ilgili bir rivayete göre putperestlerden biri Hz. Peygamber’in “ey Allahım!, ey rahmân!” veya “yâ rahmân, yâ rahîm” şeklinde farklı isimlerle dua ettiğini duyunca, “Muhammed iki tanrıya tapıyor” diyerek dedikodu yapmaya başlamışlar, bunun üzerine Allah’ın “güzel isimler”inden hangisiyle olsa dua edilebileceği bildirilmiştir (Taberî, XV, 182-183; Kurtubî, X, 349). Ancak İslâm’dan önce Araplar, putlara tapmakla birlikte bir yüce yaratıcının varlığına da inanır, O’nu hem Allah hem de rahmân isimleriyle anarlardı. Bu sebeple Resûlullah’a karşı mücadeleyi dava edinenler, böyle bir dedikodunun toplum nezdinde etkisinin olmayacağını bilirlerdi. Muhtemelen müslümanların eskiden kullandıkları rahmân gibi ilâhî isimleri bundan sonra da kullanıp kullanamayacakları hususunda tereddüt göstermeleri üzerine bu açıklama yapılmıştır (esmâ-i hüsnâ hakkında bk. A‘râf 7/180).
“Namaz niyaz” deyimiyle çevirdiğimiz salât kelimesinin burada hangi anlamda kullanıldığı hakkında farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre burada kelime “namaz” anlamında kullanılmıştır. Bir rivayete göre Hz. Peygamber Mekke’de ashabıyla namaz kılarken âyetleri yüksek sesle okur, onun okuyuşunu duyan müşrikler Kur’an’a hakaret ederlerdi. Bunun üzerine sesini kısmasını, fakat yanında bulunanların duyamayacağı kadar da gizli okumamasını buyuran bu âyet inmiştir. Hz. Âişe ve Ebû Hüreyre’ye isnad edilen diğer bir rivayete göre salât kelimesi burada “dua” anlamındadır. “Sesini fazla yükseltme!” derken öğle ve ikindi namazlarının, “sesini fazla da kısma” derken diğer namazların kastedildiği görüşü de vardır (bu ve benzeri yorumlarla konu hakkında geniş bilgi için bk. Râzî, XXI, 70-71). Taberî, bu görüşlere dair rivayetleri geniş olarak aktardıktan sonra âyete şu mânayı vermektedir: “Ey Muhammed! Namazında Kur’an okurken, dua ederken, rabbinden dilekte bulunurken, O’nu zikrederken sesini yükseltme ki müşrikler sesini duyup da seni üzmesinler...” (XV, 188). Önceki âyetlerde hem Kur’an okumaktan hem de duadan söz edildiği, ayrıca 111. âyette de bir dua örneği yer aldığı dikkate alındığında salât kelimesinin dua ve kıraat anlamlarını birlikte içerdiği de düşünülebilir.
Son âyetin metnindeki veled kelimesi sözlükte “erkek evlât” anlamına gelmekle birlikte, âyette hıristiyanların Hz. Îsâ’yı Allah’ın oğlu olarak telakki eden inançları; kezâ putperest Araplar’ın, erkek çocuklarını kendilerine, kız çocuklarını Allah’a nisbet etmeleri, melekleri Allah’ın kızları saymaları şeklindeki bâtıl inanç ve telakkilerine (bk. Nahl 16/57) işaret edilmiş olmalıdır. Bunu göz önüne alarak meâlde bu kelimeye “çocuk” anlamı vermeyi uygun bulduk. Âyette ayrıca Allah’ın hüküm ve hâkimiyetinde ortağı bulunmadığı, O’nun için âcizlikten, dolayısıyla kendisine yardım edecek bir destekçiye asla ihtiyacı olmadığı hatırlatılarak, müslümanların dilek ve ihtiyaçlarını yalnız O’na arzetmeleri, hayatlarını buna göre düzenlemeleri, bu inancın verdiği onurla gayretlerini üretken kılmaları gerektiğine işaret edilmektedir. Tekbir buyruğu da müslümanların Allah’ı bu inançla yüceltmeleri anlamına gelmekte; böylece sûre, İslâm’ın ulûhiyyet ve tevhid inancının âdeta özeti olan veciz bir dua örneğiyle son bulmaktadır.
-Ey Resul!- Senin (ey Allah, ey Rahman) diyerek dua etmeni inkâr edenlere, şöyle de: Allah ve Rahman bütün noksanlıktan münezzeh olan Allah'ın iki ismidir. Bunlardan istediğinizle veya diğer güzel isimlerinden istediğinizle O'na dua edebilirsiniz. Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın en güzel isimleri vardır. Bu iki isim onlardandır. Yüce Allah'a bu iki isim ile ya da diğer en güzel isimleriyle dua edin. Namazda sesini çok yükseltme ki müşrikler seni duymasın. Müminlerin duymayacağı kadar da kısık sesle okuma. Bu ikisinin arasında orta yolu tut.