Önceki ayet· 13:26Sonraki ayet· 13:28

Ra'd Suresi 27. Ayet· 13:27

↗ Ra'd suresi
Medeni
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ ءَايَةٞ مِّن رَّبِّهِۦۚ قُلۡ إِنَّ ٱللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِيٓ إِلَيۡهِ مَنۡ أَنَابَ
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir
Elmalılı Hamdi Yazır
Yine o iman etmeyenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir âyet indirilseydi ya." De ki: "Hakikaten Allah, dilediğini şaşırtır ve kendisine gönül vereni de hidayete erdirir."
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Küfre sapanlar derler ki: "Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Allah dilediğini/dileyeni saptırır. Doğruya yöneleni de kendisine iletir."
Süleyman Ateş
İnkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: "Allah, dilediğini (bu tür sözlerle) saptırır. Yöneleni de kendisine iletir."
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.6%
İngilizce
And those who disbelieved say, "Why has a sign not been sent down to him from his Lord?" Say, [O Muhammad], "Indeed, Allah leaves astray whom He wills and guides to Himself whoever turns back [to Him]
Fransızca
Ceux qui ont mécru disent: «Pourquoi n'a-t-on pas descendu sur lui (Muhammad) un miracle venant de son Seigneur?» Dis: «En vérité, Allah égare qui Il veut; et Il guide vers Lui celui qui se repent
İspanyolca
Dicen los que se niegan a creer: "¿Por qué no se le concede un milagro de su Señor [que así creeremos]?" Diles [¡oh, Mujámmad!]: "Dios extravía a quien quiere, y guía hacia Él a quien se arrepiente
Rusça
Неверующие говорят: «Почему ему не ниспослано знамение от его Господа?». Скажи: «Аллах вводит в заблуждение того, кого пожелает, и ведет прямым путем тех, кто обратился к Нему с покаянием»
Endonezce
Dan orang-orang kafir berkata, "Mengapa tidak diturunkan kepadanya (Muhammad) tanda (mukjizat) dari Tuhannya?" Katakanlah (Muhammad), "Sesungguhnya Allah menyesatkan420) siapa yang Dia kehendaki dan memberi petunjuk orang yang bertobat kepada-Nya
Bengalce
কাফেররা বলেঃ তাঁর প্রতি তাঁর পালনকর্তার পক্ষ থেকে কোন নিদর্শন কেন অবতীর্ণ হলো না? বলে দিন, আল্লাহ যাকে ইচ্ছা পথভ্রষ্ট করেন এবং যে, মনোনিবেশ করে, তাকে নিজের দিকে পথপ্রদর্শন করেন।
Çince
不信道的人们说:“怎么没有一种迹象从他的主降临他呢。”你说:“安拉必定使他所意欲者误入迷途,必定使归依他的人走上正路。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ı ve ayetlerini inkâr edenler şöyle diyorlar: Muhammed'in doğruluğuna Rabbi katından somut mucizeler indirilseydi de ona iman etseydik ya! -Ey Resul!- Bu öneride bulunanlara şöyle de: Şüphesiz Allah adaleti ile dilediğini saptırır ve lütfu ile kendisine tövbe ederek dönen kimseye de hidayet eder. Mucize indirilmesi ile bağlantı kurdukları hidayet onların elinde değildir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
27- Kâfir olanlar:“Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” derler. De ki:“Şüphesiz Allah dilediğini saptırır ve kendisine yönelenleri de doğru yola iletir.” 28- (Kendisine yönelen) bu kimseler, iman eden ve gönülleri Allah’ın zikri ile huzura kavuşanlardır. Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur. 29- İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu! Güzel bir dönüş yeri de onlarındır. 27. Yüce Allah, Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin, Allah Rasûlüne karşı inatlaşarak birtakım mucize taleplerinde bulunup şöyle dediklerini haber vermektedir:“Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Onlar böyle bir mucize görecek olursa iman edeceklerini iddia ediyorlardı. Yüce Allah da onlara şöylece cevap vermektedir:“De ki: Şüphesiz Allah dilediğini saptırır ve kendisine yönelenleri” O’nun rızasını isteyenleri “de doğru yola iletir.” Hidâyet bulmak ve sapıklık, kulların ellerinde değildir, o halde nasıl onlar bunu, gösterilmesini istedikleri mucizelere bağlı kabul ediyorlar? Bununla birlikte onlar, bu iddialarında da yalancıdırlar. Zira “Eğer biz (istedikleri gibi) onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık onlar yine de -Allah dilemedikçe- iman etmezlerdi. Fakat onların çoğu bilmezler.”(el-Enâm, 6/111) Diğer taraftan Allah Rasûlünün de onların teklif ettikleri mucizeleri getirme yükümlülüğü yoktur. Aksine onlara herhangi bir mucize getirip de getirdiği dinin hak olduğu açıkça ortaya çıkacak olursa bu kadarı yeterlidir ve bununla maksat hasıl olur. Üstelik bu, onların tayin ederek mucize istemelerinden onlar için daha faydalıdır. Çünkü teklif ettikleri şekilde mucize gelecek olur da ona inanmazlarsa bu sefer azap derhal gelip onları bulur. 28. Daha sonra Yüce Allah, iman edenlerin alametini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“(Kendisine yönelen) bu kimseler, iman eden ve gönülleri Allah’ın zikri ile huzura kavuşanlardır.” Kalplerinden huzursuzluğun, rahatsızlığın ve ızdırabın kaybolduğu, onların yerini sevinç ve neşenin aldığı kimselerdir. “Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allah’ın zikri ile huzur bulur.” Allah’ı anmanın dışında herhangi bir şey ile huzur bulmaması da hakkıdır, öyle olmalıdır. Çünkü kalpler için yaratıcılarını sevmekten, O’nunla huzur bulmaktan, O’nu bilmekten daha daha tatlı bir şey yoktur. Kalpler, Allah’ı tanımaları ve O’nu sevmeleri oranında Allah’ı anarlar. Bu açıklama, “Allah’ın zikri”nin, kulun Rabbini tesbih, tehlil, tekbir ve buna benzer şekillerde anmak olduğu görüşüne göredir. “Allah’ın zikri”, O’nun mü’minlere bir hatırlatma ve öğüt olmak üzere indirmiş olduğu Kitabıdır, diye de açıklanmıştır. Buna göre ise kalplerin Allah’ın zikri ile huzura kavuşması şu anlama gelir: Kalpler, Kur’an-ı Kerim’in anlamlarını ve hükümlerini bildiği zaman bunlarda huzur bulur. Çünkü bu hüküm ve anlamlar, delil ve belgelerle desteklenmiş apaçık hakkı gösterir. Böylelikle kalpler de huzur bulur. Çünkü kalpler, ancak yakîn ve ilim ile huzur bulur. Bu ise Allah’ın Kitabında en mükemmel şekli ile ve en üstün hali ile bulunmaktadır. Bu kitabı esas almayan diğer kitaplara gelince kalpler, onlarla huzur bulmaz. Aksine delillerin çatışması ve hükümlerin çelişmesinden ötürü sürekli huzursuzluk içerisinde bulunurlar:“Eğer o, Allah’tan başkasından gelseydi elbette içinde birbirini tutmayan birçok şeyler bulurlardı.”(en-Nisâ, 4/82) Bu gerçeği hem Allah’ın Kitabını inceleyip onun üzerinde düşünen, hem de onun dışındaki diğer çeşitli ilimler üzerinde düşünen kimseler anlar. İşte kul bu şekilde düşündü mü Allah’ın Kitabı ve bu kitabı esas alanlar ile diğer kitaplar arasında çok büyük bir fark görecektir. 29. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İman edip salih amel işleyenlere” Yani kalpleri ile Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe iman edip bu imanı salih amellerle; yani hem de Allah’ı sevmek, Allah’tan korkmak, O’nun mükâfatını ve O’na kavuşmayı ummak gibi kalbi amellerle hem de namaz gibi azaların amelleri ile tasdik edenlere “ne mutlu! Güzel bir dönüş yeri de onlarındır.” Onlar için hem güzel bir hal, hem de güzel bir dönüş söz konusudur. Bu ise onların, dünya ve âhirette Allah’ın rızasına ve lütuflarına nail olmaları, mükemmel derecedeki rahat ve huzura kavuşmaları ile olur. Cennette bulunan ve -sahih hadislerde varid olduğu üzere- binekli kimsenin gölgesinde yüz yıl yürüdüğü halde katedemeyeceği Tûbâ ağacı[36] da bu nimetler arasındadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bir uyarıcı ve bir müjdeleyici olarak peygamberin görevi mûcize göstermek değil, insanları uyarmak; onlara hakkı, adaleti, güzeli ve doğruyu göstermek; haksızlık, adaletsizlik ve sapkınlıktan sakındırmaktır. Allah Teâlâ bir lutuf olarak gönderdiği peygamberleri mûcizelerle de desteklemiştir; ancak inkârcılar Hz. Peygamber’in getirdiği mûcizeleri yeterli bulmuyor, herkesin kabule mecbur kalacağı bir mûcize istiyorlardı. Böyle bir mûcize ise imtihan amacını ortadan kaldıracağı için ilâhî hikmete uygun değildi. Gerçek şu ki, burada eksik olan mûcize değil, doğruyu bulma arzusudur, onlarda doğruyu bulma arzusu olmadığı için peygamberin getirdiği mûcizelere rağmen inatla inkârcılıklarını sürdürmüşlerdir. Allah Teâlâ tercihini bu yönde kullanan kimseleri zorla doğru yola iletmez. Bilâkis onları kendi iradeleri ve tercihleriyle baş başa bırakır, sapkınlıkları içerisinde bocalar dururlar; inkârcılık ruhlarına yerleştikten sonra inanma güçleri zayıflamış olacağı için iman da edemezler. İşte Allah’ın dilediğini saptırmasından maksat budur. Nitekim yüce Allah 27. âyetin son cümlesinde doğruyu arayıp ona yönelenleri yani tercihlerini bu yönde kullananları hidayete erdireceğini haber vermekte, 28. âyette ise doğru yolu arayanların vasıflarını bildirmektedir. Âyetin bağlamı dikkate alındığı takdirde Allah’ı zikretmekten maksadın Kur’an olduğu düşünülebilir. Zira bir önceki âyette inkârcıların kabul etmedikleri şey Kur’an’dı; buna karşılık müminlerin gönüllerini huzura kavuşturan zikir de yine Kur’an’dır. Ayrıca Kur’an-ı Kerîm’de birçok yerde zikr kelimesi Kur’an’ın adı olarak geçmektedir (meselâ bk. Hicr 15/9; Nahl 16/44; Enbiyâ 21/50; Fussılet 41/41 vd.). Bununla birlikte zikr masdar olarak “anmak” mânasına gelir; âyette bu mânanın yani dil veya kalp ile Allah’ın anılmasının kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler Allah’a ve Kur’an’a gönülden ve samimi olarak inanan, Kur’an-ı Kerîm’i okumakla ve Allah’ın adını anmakla kalpleri huzur, ruhları sükûnet bulan kimselerdir.
Ra'd Suresi 27. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ı ve ayetlerini inkâr edenler şöyle diyorlar: Muhammed'in doğruluğuna Rabbi katından somut mucizeler indirilseydi de ona iman etseydik ya! -Ey Resul!- Bu öneride bulunanlara şöyle de: Şüphesiz Allah adaleti ile dilediğini saptırır ve lütfu ile kendisine tövbe ederek dönen kimseye de hidayet eder. Mucize indirilmesi ile bağlantı kurdukları hidayet onların elinde değildir.