Önceki ayet· 13:27Sonraki ayet· 13:29

Ra'd Suresi 28. Ayet· 13:28

↗ Ra'd suresi
Medeni
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَتَطۡمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكۡرِ ٱللَّهِۗ أَلَا بِذِكۡرِ ٱللَّهِ تَطۡمَئِنُّ ٱلۡقُلُوبُ
Onlar inanmışlar, kalbleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Onlar inanmışlar, kalbleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah'ın zikri ile yatışır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Böyleleri, inanan ve gönülleri Allah'ın zikriyle/Kur'an'ıyla tatmin bulan kişilerdir. Gözünüzü açın! Gönüller yalnız Allah'ın zikriyle/Kur'an'la tatmin bulur.
Süleyman Ateş
Onlar inanan ve Allah'ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller, ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.0%
İngilizce
Those who have believed and whose hearts are assured by the remembrance of Allah. Unquestionably, by the remembrance of Allah hearts are assured
Fransızca
ceux qui ont cru, et dont les cœurs se tranquillisent à l'évocation d'Allah». Certes, c'est par l'évocation d'Allah que les cœurs se tranquillisent
İspanyolca
Los corazones de los creyentes se sosiegan con el recuerdo de Dios. ¿Acaso no es con el recuerdo de Dios que se sosiegan los corazones
Rusça
Они уверовали, и их сердца утешаются поминанием Аллаха. Разве не поминанием Аллаха утешаются сердца
Endonezce
(yaitu) orang-orang yang beriman dan hati mereka menjadi tenteram dengan mengingat Allah. Ingatlah, hanya dengan mengingat Allah hati menjadi tenteram
Bengalce
যারা বিশ্বাস স্থাপন করে এবং তাদের অন্তর আল্লাহর যিকির দ্বারা শান্তি লাভ করে; জেনে রাখ, আল্লাহর যিকির দ্বারাই অন্তর সমূহ শান্তি পায়।
Çince
他们信道,他们的心境因铭记安拉而安静,真的,一切心境因铭记安拉而安静。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah'ın hidayet ettiği kimseler iman eden ve kalpleri tesbih, tahmid ile Allah'ı zikreden, kitabını okuyup dinleyerek ve bunun dışındaki zikir çeşitleri ile huzur bulanlardır. Dikkat edin, kalpler yalnızca Allah'ı zikretmekle huzur bulur.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
27- Kâfir olanlar:“Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” derler. De ki:“Şüphesiz Allah dilediğini saptırır ve kendisine yönelenleri de doğru yola iletir.” 28- (Kendisine yönelen) bu kimseler, iman eden ve gönülleri Allah’ın zikri ile huzura kavuşanlardır. Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur. 29- İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu! Güzel bir dönüş yeri de onlarındır. 27. Yüce Allah, Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin, Allah Rasûlüne karşı inatlaşarak birtakım mucize taleplerinde bulunup şöyle dediklerini haber vermektedir:“Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Onlar böyle bir mucize görecek olursa iman edeceklerini iddia ediyorlardı. Yüce Allah da onlara şöylece cevap vermektedir:“De ki: Şüphesiz Allah dilediğini saptırır ve kendisine yönelenleri” O’nun rızasını isteyenleri “de doğru yola iletir.” Hidâyet bulmak ve sapıklık, kulların ellerinde değildir, o halde nasıl onlar bunu, gösterilmesini istedikleri mucizelere bağlı kabul ediyorlar? Bununla birlikte onlar, bu iddialarında da yalancıdırlar. Zira “Eğer biz (istedikleri gibi) onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık onlar yine de -Allah dilemedikçe- iman etmezlerdi. Fakat onların çoğu bilmezler.”(el-Enâm, 6/111) Diğer taraftan Allah Rasûlünün de onların teklif ettikleri mucizeleri getirme yükümlülüğü yoktur. Aksine onlara herhangi bir mucize getirip de getirdiği dinin hak olduğu açıkça ortaya çıkacak olursa bu kadarı yeterlidir ve bununla maksat hasıl olur. Üstelik bu, onların tayin ederek mucize istemelerinden onlar için daha faydalıdır. Çünkü teklif ettikleri şekilde mucize gelecek olur da ona inanmazlarsa bu sefer azap derhal gelip onları bulur. 28. Daha sonra Yüce Allah, iman edenlerin alametini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“(Kendisine yönelen) bu kimseler, iman eden ve gönülleri Allah’ın zikri ile huzura kavuşanlardır.” Kalplerinden huzursuzluğun, rahatsızlığın ve ızdırabın kaybolduğu, onların yerini sevinç ve neşenin aldığı kimselerdir. “Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allah’ın zikri ile huzur bulur.” Allah’ı anmanın dışında herhangi bir şey ile huzur bulmaması da hakkıdır, öyle olmalıdır. Çünkü kalpler için yaratıcılarını sevmekten, O’nunla huzur bulmaktan, O’nu bilmekten daha daha tatlı bir şey yoktur. Kalpler, Allah’ı tanımaları ve O’nu sevmeleri oranında Allah’ı anarlar. Bu açıklama, “Allah’ın zikri”nin, kulun Rabbini tesbih, tehlil, tekbir ve buna benzer şekillerde anmak olduğu görüşüne göredir. “Allah’ın zikri”, O’nun mü’minlere bir hatırlatma ve öğüt olmak üzere indirmiş olduğu Kitabıdır, diye de açıklanmıştır. Buna göre ise kalplerin Allah’ın zikri ile huzura kavuşması şu anlama gelir: Kalpler, Kur’an-ı Kerim’in anlamlarını ve hükümlerini bildiği zaman bunlarda huzur bulur. Çünkü bu hüküm ve anlamlar, delil ve belgelerle desteklenmiş apaçık hakkı gösterir. Böylelikle kalpler de huzur bulur. Çünkü kalpler, ancak yakîn ve ilim ile huzur bulur. Bu ise Allah’ın Kitabında en mükemmel şekli ile ve en üstün hali ile bulunmaktadır. Bu kitabı esas almayan diğer kitaplara gelince kalpler, onlarla huzur bulmaz. Aksine delillerin çatışması ve hükümlerin çelişmesinden ötürü sürekli huzursuzluk içerisinde bulunurlar:“Eğer o, Allah’tan başkasından gelseydi elbette içinde birbirini tutmayan birçok şeyler bulurlardı.”(en-Nisâ, 4/82) Bu gerçeği hem Allah’ın Kitabını inceleyip onun üzerinde düşünen, hem de onun dışındaki diğer çeşitli ilimler üzerinde düşünen kimseler anlar. İşte kul bu şekilde düşündü mü Allah’ın Kitabı ve bu kitabı esas alanlar ile diğer kitaplar arasında çok büyük bir fark görecektir. 29. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İman edip salih amel işleyenlere” Yani kalpleri ile Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe iman edip bu imanı salih amellerle; yani hem de Allah’ı sevmek, Allah’tan korkmak, O’nun mükâfatını ve O’na kavuşmayı ummak gibi kalbi amellerle hem de namaz gibi azaların amelleri ile tasdik edenlere “ne mutlu! Güzel bir dönüş yeri de onlarındır.” Onlar için hem güzel bir hal, hem de güzel bir dönüş söz konusudur. Bu ise onların, dünya ve âhirette Allah’ın rızasına ve lütuflarına nail olmaları, mükemmel derecedeki rahat ve huzura kavuşmaları ile olur. Cennette bulunan ve -sahih hadislerde varid olduğu üzere- binekli kimsenin gölgesinde yüz yıl yürüdüğü halde katedemeyeceği Tûbâ ağacı[36] da bu nimetler arasındadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bir uyarıcı ve bir müjdeleyici olarak peygamberin görevi mûcize göstermek değil, insanları uyarmak; onlara hakkı, adaleti, güzeli ve doğruyu göstermek; haksızlık, adaletsizlik ve sapkınlıktan sakındırmaktır. Allah Teâlâ bir lutuf olarak gönderdiği peygamberleri mûcizelerle de desteklemiştir; ancak inkârcılar Hz. Peygamber’in getirdiği mûcizeleri yeterli bulmuyor, herkesin kabule mecbur kalacağı bir mûcize istiyorlardı. Böyle bir mûcize ise imtihan amacını ortadan kaldıracağı için ilâhî hikmete uygun değildi. Gerçek şu ki, burada eksik olan mûcize değil, doğruyu bulma arzusudur, onlarda doğruyu bulma arzusu olmadığı için peygamberin getirdiği mûcizelere rağmen inatla inkârcılıklarını sürdürmüşlerdir. Allah Teâlâ tercihini bu yönde kullanan kimseleri zorla doğru yola iletmez. Bilâkis onları kendi iradeleri ve tercihleriyle baş başa bırakır, sapkınlıkları içerisinde bocalar dururlar; inkârcılık ruhlarına yerleştikten sonra inanma güçleri zayıflamış olacağı için iman da edemezler. İşte Allah’ın dilediğini saptırmasından maksat budur. Nitekim yüce Allah 27. âyetin son cümlesinde doğruyu arayıp ona yönelenleri yani tercihlerini bu yönde kullananları hidayete erdireceğini haber vermekte, 28. âyette ise doğru yolu arayanların vasıflarını bildirmektedir. Âyetin bağlamı dikkate alındığı takdirde Allah’ı zikretmekten maksadın Kur’an olduğu düşünülebilir. Zira bir önceki âyette inkârcıların kabul etmedikleri şey Kur’an’dı; buna karşılık müminlerin gönüllerini huzura kavuşturan zikir de yine Kur’an’dır. Ayrıca Kur’an-ı Kerîm’de birçok yerde zikr kelimesi Kur’an’ın adı olarak geçmektedir (meselâ bk. Hicr 15/9; Nahl 16/44; Enbiyâ 21/50; Fussılet 41/41 vd.). Bununla birlikte zikr masdar olarak “anmak” mânasına gelir; âyette bu mânanın yani dil veya kalp ile Allah’ın anılmasının kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler Allah’a ve Kur’an’a gönülden ve samimi olarak inanan, Kur’an-ı Kerîm’i okumakla ve Allah’ın adını anmakla kalpleri huzur, ruhları sükûnet bulan kimselerdir.
Ra'd Suresi 28. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah'ın hidayet ettiği kimseler iman eden ve kalpleri tesbih, tahmid ile Allah'ı zikreden, kitabını okuyup dinleyerek ve bunun dışındaki zikir çeşitleri ile huzur bulanlardır. Dikkat edin, kalpler yalnızca Allah'ı zikretmekle huzur bulur.