Önceki ayet· 11:104Sonraki ayet· 11:106

Hûd Suresi 105. Ayet· 11:105

↗ Hûd suresi
Mekki
يَوۡمَ يَأۡتِ لَا تَكَلَّمُ نَفۡسٌ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ فَمِنۡهُمۡ شَقِيّٞ وَسَعِيدٞ
O gün gelince, Allah'ın izni olmaksızın hiç kimse konuşamaz: İçlerinde bedbaht olanlar da, mesut olanlar da vardır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
O gün gelince, Allah'ın izni olmaksızın hiç kimse konuşamaz: İçlerinde bedbaht olanlar da, mesut olanlar da vardır
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün gelince Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onların kimi bedbaht, kimi de mutludur.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O geldiği gün hiçbir benlik, O'nun izni olmadan söz söyleyemez. Onların bir kısmı bahtsız, bir kısmı mutludur.
Süleyman Ateş
O geldiği gün, hiç kimse O'nun izni olmadan konuşamaz. O(raya toplana)nlardan kimi şaki (bahtsız), kimi sa'id(mutlu)dur.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.3%
İngilizce
The Day it comes no soul will speak except by His permission. And among them will be the wretched and the prosperous
Fransızca
Le jour où cela arrivera, nulle âme ne parlera qu'avec Sa permission (celle d'Allah). Il y aura des damnés et des heureux
İspanyolca
pero cuando llegue, nadie podrá hablar, excepto quien tenga el permiso de Dios. Entre los congregados estarán los desdichados y los bienaventurados
Rusça
Когда этот день наступит, ни один человек не заговорит без Его соизволения. И среди них будут несчастные и счастливые
Endonezce
Ketika hari itu datang, tidak seorang pun yang berbicara, kecuali dengan izin-Nya; maka di antara mereka ada yang sengsara dan ada yang berbahagia
Bengalce
যেদিন তা আসবে সেদিন আল্লাহর অনুমতি ছাড়া কেউ কোন কথা বলতে পারে না। অতঃপর কিছু লোক হবে হতভাগ্য আর কিছু লোক সৌভাগ্যবান।
Çince
在那日惩罚将要降临,每个人须经安拉的允许才得发言,他们当中有薄命的,有幸福的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse bir delil yahut bir şefaat için konuşamaz. Orada insanlar iki türdür: cehenneme girecek olan bedbahtlar ve cennete girecek olan mutlu kimselerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
103- Elbette bunda âhiret azabından korkanlar için bir ibret vardır. O, kendisinde bütün insanların toplanacakları bir gündür. O, (herkes tarafından) tanık olunacak bir gündür. 104- Biz, onu ancak sayılı bir süre(nin dolması) için ertelemekteyiz. 105- Onun geleceği gün, Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse konuşamayacaktır. İçlerinden kimi bedbaht, kimi de bahtiyar olacaktır. 106- Bedbaht olanlara gelince onlar ateştedirler. Orada onlar, inleyerek ve hırıltılı bir şekilde nefes alıp verirler. 107- Rabbinin dilediği kadarı müstesnâ gökler ve yer durduğu müddetçe orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz ki Rabbin, dilediğini yapandır. 108- Bahtiyar olanlara gelince onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği kadarı müstesna gökler ve yer durduğu müddetçe orada ebedi kalacaklardır. Bu, kesintisi olmayan bir bağıştır. 103. “Elbette bunda” sözü edilen zalimleri çeşitli cezalarla yakalayışında “âhiret azabından korkanlar için bir ibret” hem de zalim ve günahkâr kimselere hem dünyevî ceza hem de uhrevî cezanın olduğuna dair bir delil “vardır.” Daha sonra Yüce Allah âhiretin niteliklerine geçerek şöyle buyurmaktadır: “O kendisinde bütün insanların toplanacakları bir gündür.” Bütün insanlar, o günde amellerinin karşılıklarını görmek ve Yüce Allah’ın azametini ve yüce adaletini görüp O’nu hakkı ile tanımak üzere toplanacaklardır. “O, tanık olunacak bir gündür.” O günde Allah, melekleri ve bütün mahlukat hazır bulunacaklardır. 104. “Biz onu” kıyamet gününün gelişini “sayılı bir süre(nin dolması) için ertelemekteyiz.” Dünyanın eceli dolup Yüce Allah’ın orada takdir etmiş olduğu mahlukatın sonu geldiği zaman Allah, onları âhiret yurduna döndürecektir. Dünya hayatında onlara şer’î hükümlerini uyguladığı gibi ahirette de amellerinin karşılığı olacak cezaî hükümleri uygulayacaktır. 105. “Onun geleceği gün” insanların toplanacağı o gün “Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse” peygamberler ve melaike-i kiram da dahil “konuşamayacaktır.” O’nun izni olmaksızın şefaatte de bulunamayacaklardır. “İçlerinden” Allah’ın yarattıklarından “kimi bedbaht, kimi de bahtiyar olacaktır.” Bedbaht olanlar, Allah’ı inkar edip kafir olanlar, peygamberlerini yalanlayanlar ve emrine isyan edenlerdir. Bahtiyar olanlar ise takvâ sahibi mü’minlerdir. Bunların amellerinin karşılıklarına gelince; 106. “Bedbaht olanlara gelince onlar” yani bedbaht olup rezil ve rüsvay olanlar “ateştedirler.” Onun azabına daldırılmış olacaklar ve oranın cezası onlara pek ağır gelecek. “Orada onlar” içinde bulundukları azabın şiddetinden dolayı “inleyerek ve hırıltılı bir şekilde nefes alıp verirler.” Bu ise çıkartılan seslerin en çirkini ve en dehşet vericisidir. 107. “Rabbinin dilediği kadarı müstesna gökler ve yer durduğu müddetçe orada ebedi kalacaklardır.” Onlar, azabı böyle şiddetli olan cehennem ateşinde ebediyen kalacaklardır. Ancak Yüce Allah’ın -müfessirlerin çoğunluğunun dediği gibi- orada kalmamalarını dilediği müddet bundan müstesnadır. Buradaki istisna da onların cehenneme girişlerinden öncesiyle ilgilidir. O halde onlar -oraya girmelerinden önceki zaman müstesna- tüm zamanlar boyunca cehennemde kalacaklardır. “Şüphesiz ki Rabbin, dilediğini yapandır.” O, ne yapmak dilerse ve hikmeti neyi gerektirirse onu yapar. O’nun şanı yüce ve mübarektir. Hiç kimse O’nun, irade ettiğini yapmaktan alıkoyamaz. 108. “Bahtiyar olanlara gelince” yani mutluluk ve başarıya mazhar olup umduklarına kavuşanlara gelince “onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği kadarı müstesna gökler ve yer durduğu müddetçe orada ebedi kalacaklardır.” Daha sonra Yüce Allah, onların cennette ebedi kalışlarını:“Bu kesintisi olmayan bir bağıştır.” buyruğu ile pekiştirmektedir. Yani Yüce Allah’ın onlara vermiş olduğu kalıcı nimetler, üstün lezzetler, süreklidir, devamlıdır. Hiçbir zaman kesintiye uğramayacaktır. Kerim olan Allah’tan lütfu ile bizleri onlardan kılmasını niyaz ederiz.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetler, 103. âyetin “O gün bütün insanların bir araya toplandığı gündür” meâlindeki bölümünü açıklayıcı mahiyette olup mahşerde toplanacak olan insanların dünyadaki iman ve amellerine göre oradaki durumlarının ne olacağını, varıp kalacakları yerleri haber vererek o günün dehşetini tasvir etmektedir. Âyetlerin, putperest kavimlerin kıssalarının ardından gelmiş olması dikkate alındığında 105. âyetin putların Allah katında kendileri için şefaatçi olacağına inanan kimselere hitap ettiği anlaşılırsa da âyette genel olarak şefaatçilere güvenip de günahtan sakınmayan kimselerin uyarıldığını söylemek daha uygun olur. Zira o yüce mahkemede Allah’ın izni olmadan ne peygamber ne evliya ne melek ne de başka bir güç şefaat edip söz söyleyebilir (Tâhâ 20/109; Nebe’ 78/38). İnsanlar, dünyadaki iman ve amellerine göre âhirette bedbahtlar ve mutlular olmak üzere iki gruba ayrılacaklardır. 106. âyette dünyada inkârcılıkta ısrar eden bedbahtların âhirette cehennem ateşiyle cezalandırılacakları, 108. âyette ise mutluların yani müminlerin cennet nimetleriyle ödüllendirilecekleri ifade edilmiştir. 107. âyette geçen ve “gökler ve yer durdukça” şeklinde çevirilen ifadeyi müfessirler iki şekilde yorumlamışlardır: ☼a) Bu cümle Arap dilinde mecazi anlamda sonsuzluğu ifade etmek için kullanılır. Buna göre âyet bedbahtların cehennemde ebedî olarak kalacaklarını göstermektedir. ☼b) “Âhiretteki gökler ve yer durdukça” demektir. Âhiret sonsuz olduğuna göre bedbahtlar da cehennemde sonsuz olarak kalacaklardır (âhiretteki gökler ve yer için bk. İbrâhim 14/48). “Rabbinin dilediği hariç” istisnası ile ilgili olarak da müfessirler farklı yorumlarda bulunmuşlardır. ☼a) “Allah dilediği takdirde bu ebedîliği bir süre sonra sona erdirecek” demektir. Bu durum cehennemin de sonlu olacağını hatıra getirmektedir. ☼b) Allah dilediği kimseleri orada ebedî kalmaktan kurtaracaktır. Bu da bazı müşrik ve inkârcıların cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacağı ihtimalini hatıra getirmektedir (krş. En‘âm 6/128). Şüphesiz ki Allah istediğini yapma gücüne sahiptir; O’nun için hiçbir engel söz konusu değildir; ancak müşrik ve inkârcıları affetmeyeceğini, bunların ebedî olarak cehennemde kalacağını açıkça bildirmiştir (Nisâ 4/14, 116). ☼c) Başka bir yoruma göre ise bedbahtlar, günahkâr müminler ve inkârcılar olmak üzere ikiye ayrılır. Bu istisna müşrik ve inkârcıları değil günahkâr müminleri ifade eder. Bunlar belli bir süre cehennemde kaldıktan sonra yüce Allah bunları oradan çıkartıp cennete yerleştirecek, inkârcı bedbahtlar ise ebedî olarak cehennemde kalacaklardır. Bu yorum müminlerin ebedî olarak cennette, inkârcıların ise ebedî olarak cehennemde kalacaklarını açıkça ifade eden âyetlerle bu âyeti uzlaştırmaya yöneliktir (bk. Mâide 5/119; Cin 72/23. Bu istisna ile ilgili diğer görüşler için bk. Şevkânî, II, 595-596). Bize göre, “Allah dilemedikçe...” şeklindeki ifade, “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” meâlindeki âyette olduğu gibi (İnsân 76/30) –birçok yerde– her şeyin Allah’ın dilemesi sonucu olduğunu açıklamaya yöneliktir. Burada da âyeti şöyle anlamak mümkündür: “Cehenneme girecek olanların bir kısmının orada ebedî kalmaları “Allah’ın dilemesine bağlı” olarak böyledir. Mutlu olanlara gelince bunlar da sonsuz olarak cennette yaşaya­caklardır. “Rabbinin dilediği hariç” istisnası bunlar hakkında da mevcuttur; ancak âyetin son cümlesi cennet nimetlerinin kesintisiz olduğunu ve cennete girenlerin oradan çıkarılmayacağını göstermektedir. Bu takdirde istisnanın anlamı nedir? İbn Âşûr’a göre bu istisna iki anlamda yorumlanabilir: ☼1. Tövbe etmeden âhirete giden müminler bir süre cehennemde kaldıktan sonra Allah merhameti gereği onları bir sebep ve hikmetle affeder ve cennete koyar. ☼2. Bu istisnadan maksat Allah’ın lutuf ve rahmetinin bir tecellisi olan nimetlerin, “ödenmesi gereken bir borç” şeklinde anlaşılmasını önlemektir (XII, 165-166). Bazı müfessirlerse bu istisnayı, “Allah onlara başka bir mükâfat bahşetmeyi istemedikçe” şeklinde yorumlamışlardır (Reşîd Rızâ, XII, 160-161). “Allah insanın önünde yeni bir evrim sahnesi, daha yüksek bir evre açmadıkça (cennette sonsuz olarak kalacaklardır)” şeklinde yorumlayanlar da vardır (Esed, 447).
Hûd Suresi 105. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse bir delil yahut bir şefaat için konuşamaz. Orada insanlar iki türdür: cehenneme girecek olan bedbahtlar ve cennete girecek olan mutlu kimselerdir.