21- Asla! Yeryüzü sarsılıp parça parça edildiğinde, 22- Rabbin ve saf saf dizilmiş halde melekler geldiğinde; 23- İşte o gün cehennem getirilir. O gün insan (dünyada yaptıklarını) hatırlaycaktır; ama ne fayda! 24- “Ah! Keşke (bu) hayatım için önceden bir şeyler göndermiş olsaydım!” der. 25- Artık o gün O’nun ettiği azabı hiçbir kimse edemez. 26- O’nun vurduğu bağı kimse vuramaz. 27- “Ey mutmain olmuş nefis!” 28- “Razı olmuş ve razı olunmuş olarak dön Rabbine!” 29- “Haydi katıl kullarımın içine!” 30- “Ve gir cennetime!”
21. “Asla!” Yani sevdiğiniz mallar, uğrunda yarışa girdiğiniz zevkler, lezzetler size kalmayacaktır. Aksine önünüzde pek büyük bir gün, pek büyük bir dehşet vardır. O günde yeryüzü ve dağlar darmadağın edilir. Yeryüzünde bulunanlar da saçıp savrulur ve nihâyet orası herhangi bir tümsek ve ya da çukur görülmeyecek şekilde, dümdüz bir arazi haline getirilir. 22. Yüce Allah, kulları arasında ayırt edici hükmünü vermek üzere buluttan gölgelikler içerisinde gelir. Semâvât ehli olan bütün melâike-i kiram da ardı arkasına saf saf gelirler. Her bir semâ, melekleri ile birlikte bir saf halinde gelir ve önlerindeki mahlukatı çepeçevre kuşatır. Bu saflar ise mutlak egemen, her şeyin mutlak sahibi Cebbâr’ın önünde saygı ve zilletle eğilmek üzere teşkil edilecek saflardır. 23. “İşte o gün cehennem” melekler tarafından zincirlerle çekilerek “getirilir. O gün” İşte bu hususların gerçekleştiği vakit “insan” dünyada iken işlemiş olduğu hayır ve şerleri “hatırlayacaktır; ama ne fayda?” Çünkü bunun zamanı geçmiş, fırsat elden gitmiş olacaktır. 24. Dünyada iken Allah'ın haklarındaki kusurları dolayısı ile pişmanlık duyarak:“Ah! Keşke (bu)” ebedi kalıcı “hayatım için önceden bir şeyler” salih ameller “göndermiş olsaydım, der” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir:“Keşke peygamber ile birlikte hak yolu tutmuş olsaydım. Eyvah bana! Keşke filânı dost edinmeseydim, der.”(el-Furkân, 25/27-28) Bu buyrukta kendisi için çalışılıp gayret gösterilmesi, elde edilmesi ve arzulanması gereken, zevk ve lezzetleri ile eksiksiz ve mükemmel olan gerçek hayatın, âhiret hayatı olduğuna delil vardır. Çünkü ebedi kalınacak yurt orasıdır.
25-26. Bu azaba uğrayacak kimseler, o günü ihmal etmiş ve o gün için amelde bulunmayı unutmuş kimselerdir. O nedenle onlar cehennem ateşinden zincirlere bağlanacaklardır. Cehennemin kaynar sularında yüzleri üstü sürüklenecekler, sonra ateşte alevler içerisinde yakılacaklardır. Günahkârların cezası işte budur.
27-28. Allah’a iman edip bu iman ile huzur bularak peygamberleri tasdik etmiş olanlara gelince onlara şöyle denilir:“Ey mutmain olmuş” yani Allah’ı anmak, Allah ile huzur bulmak ve O’nu sevmek suretiyle huzur ve sükûn bulmuş “nefis!” Allah’tan ve Allah’ın lütfedip ikram ettiği mükâfatlardan “razı olmuş ve razı olunmuş” yani Allah tarafından hoşnut olunmuş “olarak dön” nimetleriyle seni donatan ve ihsanları sayesinde O’nun sevgili kullarından ve dostlarından olduğun “Rabbine!” 29-30. “Haydi katıl kullarımın içine ve gir cennetime!” Bu hitap, hem kıyamet gününde Allah’ın huzuruna götürüleceği vakit, hem de ölüm esnasında ruha yapılır.
Fecr Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kıyamet sahnelerini tasvir eden bu âyetler, benlik iddiasına, mal-mülk sevdasına kapılarak Allah’a ve insanlara karşı sorumluluğunu unutan insana, hayatın geçiciliğini, kıyametin dehşetini, bunun ardından kendisini bekleyen, hak ettiği büyük cezayı ve sonuç vermeyecek pişmanlığı hatırlatmaktadır.
“Rabbin gelip melekler de saf saf dizildiğinde” diye çevirdiğimiz 22. âyeti, selef dediğimiz daha çok ilk dönem müfessirleri herhangi bir te’vile gitmeksizin âyetin lafzına bağlı kalarak anlamışlardır. Bu âlimler, hesap gününde Allah’ın geleceğine inanırlar, fakat “gelmek”ten maksadın ne olduğu bilgisini Allah’a bırakırlar. Halef denilen sonraki müfessirler ise tenzih ilkesinden hareket ederek âyeti, “Allah’ın gelmesinden maksat O’nun emrinin gelmesidir” şeklinde te’vil etmişlerdir. Buna göre âyetin meâli şöyle olmaktadır: “Rabbinin emri gelip melekler de saf saf dizildiğinde...” Allah’ın veya emrinin gelmesi ve meleklerin saf saf olması gayb âleminden olduğu için bunların mahiyeti hakkında bir şey söylemek mümkün değildir. Müminlerin görevi âhiret hayatına ve dünyada yaptıklarından dolayı orada Allah’ın huzurunda hesap vereceklerine iman etmek ve bu imanın gereklerini yerine getirmektir.