Allah, selamet yurdu olan cennetine (Dâru's-Selâm'a) çağırır. İnsanlar orada musibetlerden, endişelerden ve ölümden güvende olurlar. Allah, dilediği kullarını kendilerini selamet yurdu olan bu Cennetlere ulaştıran İslam dinine hidayet eder (iletir).
25- Allah, esenlik yurduna (Dârusselam’a) çağırır ve O, dilediğini dosdoğru yola iletir. 26- İhsanda bulunanlara en güzeli ve daha fazlası vardır. Yüzlerini de ne toz kaplar, ne de zillet. Onlar cennetliklerdir ve orada ebedi kalacaklardır.
25. Yüce Allah genel olarak bütün kullarını Dârusselâm’a çağırmakta ve hepsini ona teşvik etmekte, hidâyeti ise özel olarak seçmek istediği kimselere tahsis ettiğini bildirmektedir. Bu, Allah’ın bir lütuf ve ihsanıdır. Allah rahmeti ile lütfunu dilediği kimselere tahsis eder. Bu, O’nun adalet ve hikmetinin bir tecellisidir. Açıklamalardan ve peygamberleri gönderdikten sonra herhangi bir kimsenin O’na karşı ileri sürebileceği bir mazereti kalmaz. Yüce Allah cennete her türlü afet ve eksiklikten uzak olduğu için “Dârusselâm (esenlik yurdu)” adını vermiştir. Bunun sebebi, nimetlerinin her bakımdan mükemmel, eksiksiz, kalıcı ve güzel oluşudur.
26. Yüce Allah Dârusselâm’a davet edince sanki insanların canları Dârusselâm’a kavuşturacak ve oraya girmeyi sağlayacak amellerin ne olduğunu öğrenmeye arzu duymuş gibi olacağından Yüce Allah devamla bu amelleri şöyle haber vermektedir:“İhsanda bulunanlara en güzeli ve daha fazlası vardır.” Yaratıcıya ibadetlerini, kulluklarının O’nun tarafından görüldüğünü, O’nun gözetimi altında olduklarını bilerek en güzel şekli ile yaparak ihsan derecesinde ibadet eden ve Allah’ın kullarına da güç yetirebildikleri kadarı ile malî ve bedenî iyiliklerde bulunarak, iyiliği emredip kötülükten alıkoymaya çalışarak, bilgisizlere öğreterek, yüz çevirenlere öğüt vererek vb. çeşitli iyilik ve ihsan yolları ile güçlerinin yettiği kadar sözlü ve fiili iyiliklerde bulunan kimseler… işte bunlar, ihsanda bulunan kimselerdir. Onlar için “en güzeli” yani güzelliği kemâl derecesinde olan cennet vardır. Bir de “daha fazlası vardır” ki bu da Kerim olan Allah’ın yüzüne bakmak, sözünü işitmek, O’nun rızasına nail olup O’na yakın olmanın muazzam sevince gark olmaktır. Böylelikle onlar, temennilerde ve dileklerde bulunanların isteyebilecekleri en üstün şeyi elde etmiş olurlar. Daha sonra Yüce Allah hoşlanılmayan ve arzu edilmeyen şeylerin onlardan uzak olduğunu söz konusu ederek:“Yüzlerini de ne toz kaplar, ne de zillet.” buyurmaktadır. Yani hiçbir şekilde hoşlanmayacakları bir şey gelip onları bulmayacaktır. Çünkü hoşlanılmayan bir şey insanın başına geldi mi bu, onun yüzünden belli olur. Yüzü değişir ve kederlenir. Bunların durumu ise Yüce Allah’ın haklarında buyurduğu gibi şöyledir:“O nimetlerin güzelliğini onların yüzlerinden anlarsın.”(el-Mutaffifin, 83/24)“Onlar cennetliklerdir” oradan ayrılmayacaklardır. Aksine “Orada ebedi kalacakalrdır.” Başka bir yere gitmezler, yok olmazlar ve hallerinde de herhangi bir değişiklik olmaz.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah kullarını “esenlik yurdu”na, âyetteki ifade ile “dârüsselâm”a çağırmaktadır, dinin amacı insanlara ebedî mutluluğu sağlamaktır. Dünya hayatında peygamberleri dinleyenlere, akıl ve iradelerini doğru kullananlara Allah doğru yolu göstermektedir. Bu yolun sonu cennettir, cemaldir, insanlara eşsiz saadet bahşeden Allah rızâsıdır (rıdvandır). Böylesine bir mutluluktan mahrum olanlar, olmadık hayallerin peşine düşerek, hurafelere kapılarak kendi sonlarını hazırlamış olmaktadırlar. Hz. Peygamber’in vazifesi onları uyarmaktır, o da vahyi tebliğ ederek, gerekli açıklamaları yaparak vazifesini hakkıyla yerine getirmiştir, kimsenin “Bizi uyaran olmadı, biraz yardım görseydik böyle olmazdık” demeye hakkı yoktur.
28. âyetin meâlinde yer alan “Siz bize tapmıyordunuz” cümlesi, Allah’tan başkasına tapanların amaç ve ruh hallerini yansıtması bakımından dikkat çekicidir. Allah’tan başka bir varlık insanlar için din koyamaz, din öğretemez. Bunlara tapanlar aynı zamanda gerçek bir dinin insan için yararlı olan tâlimat ve sınırlamalarından da uzak kalmakta, dünya hayatını nefislerinin arzu ettiği gibi yaşamakta, kendi arzularını meşrulaştırmak üzere tanrı adına kurallar koymaktadırlar. Putperestlerin peygamberleri dinlememelerinin, inkârcılıkta ısrar etmelerinin arkasında yatan sebeplerden biri de hak dinin disiplininden kaçmak, dünya hayatını kendi arzularına göre yaşamaktır; yani onlar görünüşte putlara, fakat gerçekte kendi menfaat ve arzularına tapmaktadırlar.
Allah, selamet yurdu olan cennetine (Dâru's-Selâm'a) çağırır. İnsanlar orada musibetlerden, endişelerden ve ölümden güvende olurlar. Allah, dilediği kullarını kendilerini selamet yurdu olan bu Cennetlere ulaştıran İslam dinine hidayet eder (iletir).