Diyanet İşleri
Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola iletir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Allah o kitabla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, rızasına uyanları o Kitap'la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar.
Süleyman Ateşen ayrışan
Allah, onunla rızasına uyanları esenlik yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
15- Ey ehl-i kitap, size Rasulümüz geldi. O, kitaptan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor ve birçoğunu da affediyor. Şüphesiz ki size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. 16- Ki Allah onunla, rızası ardınca gidenleri selamet yollarına iletir, onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru yola iletir.
15. Yüce Allah yahudi ve hristiyanlardan oluşan kitap ehlinden almış olduğu sözü ve onların -pek azı müstesna- bu sözü bozduklarını söz konusu ettikten sonra hepsine Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmelerini emretmiş ve onlara karşı onun nübüvvetinin doğruluğuna dair kesin bir belgeyi delil olarak göstermiştir ki o da şudur: Bu peygamber onlara insanlardan -hatta kendi dinlerine mensup olan avamdan bile- sakladıkları pek çok şeyi beyan etmektedir. İlim konusunda parmakla gösterilecek kimseler oldukları halde ve o dönemde başkaları da ancak onlar kadar bilgi sahibi iken ve ilim sahibi olmaya istekli olan kimseler ilmi ancak onlar vasıtası ile öğrenebilecek durumda iken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gelip kendi aralarında gizlemeye çalıştıkları hususları beyan eden bu Kur’ân-ı Azim’i getirmesi -üstelik okuması ve yazması olmayan bir ümmi iken bunu gerçekleştirmesi- onun risaletinin kesin oluşunun en açık delillerindendir. Onların kitaplarında Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in sıfatlarının bulunması, ona dair müjdelerin yer alması, recm âyetini açıklaması ve benzeri hususlar bu delillere verilebilecek örnekler arasındadır. “Birçoğunu da affediyor” Hikmetin, açıklanmasını gerektirmediği hususları açıklamaksızın bırakıyor. “Şüphesiz ki size Allah’tan bir nur” yani bilgisizliğin karanlıklarına ve sapıklığın körlüğüne karşı kendisiyle aydınlanılan Kur’ân-ı Kerîm “ve apaçık bir Kitap gelmiştir.” Allah’ı, isimlerini, sıfatlarını, fiillerini bilmek, şer’i hükümler ve cezai hükümler gibi insanların din ve dünya ile ilgili gerek duyacakları bilgileri açıklayan bir kitaptır bu.
16. Bu Kur’ân-ı Kerîm ile kimler hidâyet bulacaktır? Bu hidâyetin gerçekleşmesi için kulun yerine getirmesi gereken şeyler nelerdir? Bu konuda da Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır:“Ki Allah onunla, rızası ardınca gidenleri selamet yollarına iletir” Allah’ın rızasını elde etmeye gayret ve çaba göstermek sureti ile güzel bir maksada sahip olan kimseleri Allah, selamet yollarına iletir, hidayet eder. O yolları izleyenler azaptan yana selamette olurlar ve bu da o kimseyi selamet yurduna (cennete) ulaştırır. Hidayet de icmali ve tafsili olarak hakkı bilmek ve gereğince amel etmektir. “Onları izni ile karanlıklardan” küfür, bid’at, masiyet, bilgisizlik ve gafletin karanlıklarından “aydınlığa” imanın, sünnetin, itaatin, ilim ve zikrin aydınlığına “çıkarır.” Bütün bunlar ise Allah’ın izni ile hidâyetin kapsamı içerisine girerler. O Allah ki ne dilerse olur, dilemediği hiç bir şey de olmaz. “ve dosdoğru yola iletir.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Burada yüce Allah, verdikleri sözü yerine getirmedikleri için lânetlenmiş olan yahudilere ve Allah’ın kitabından ayrıldıkları için aralarına düşmanlık sokulmuş bulunan hıristiyanlara öğüt vermekte, Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an ile onların elinde bulunan Kitâb-ı Mukaddes arasında asıl itibariyle bir aykırılık olmadığını, aksine bu ilâhî kitaplar arasında inanç ve ahlâk esasları bakımından birlik bulunduğunu bildirerek Ehl-i kitabı bu yeni peygambere ve yeni kitaba imana çağırmaktadır.
Ehl-i kitap, başta Hz. Muhammed’in nitelikleri ve ona imanla ilgili âyetler olmak üzere Kitâb-ı Mukaddes’te bulunan birçok ahkâmı halktan gizlemişler veya tahrif etmişlerdi. Hz. Peygamber bunlardan iman esaslarının yerleşmesi için gerekli olanları açıkladı. Onurlarını kırıp onları küçük düşürmek istemediği için açıklanmasını gerekli görmediği kısımları ise olduğu gibi bıraktı.
Bazı müfessirlere göre 15. âyette geçen ve “ışık” diye çevirdiğimiz nûrdan maksat Hz. Peygamber, kitâbün mübînden maksat da Kur’an-ı Kerîm’dir. Çünkü yüce Allah, hakkı onunla yani Hz. Peygamber’le aydınlatmış, İslâm’ı onunla üstün kılmış, şirke onunla büyük bir darbe indirmiştir. Nitekim Ehl-i kitabın gizlemiş oldukları âyet ve hükümleri de onunla ortaya çıkarmıştır. “Ey Peygamber! Seni tanık, müjdeci, uyarıcı, izniyle Allah’a çağırıcı ve etrafını aydınlatan bir ışık olarak gönderdik” (Ahzâb 33/45-46) meâlindeki âyetler de bunu desteklemektedir. Kur’an Allah’ın birliğini, hak ve bâtılı, helâl ve haramı, kısaca insanların din ve dünya işlerinde muhtaç oldukları hükümleri açıkladığı için ona da “açıklayan kitap” anlamında “kitâbün mubîn” denilmiştir (Taberî, VI, 161). Bir kısım müfessirler ise her ikisinde de Kur’an’ın kastedildiğini söylemişlerdir (bk. Zemahşerî, I, 328-329; Ebüssuûd, II, 18). Nitekim birçok âyet-i kerîmede Kur’an nûr olarak anılmaktadır (krş. Nisâ 4/174; Teğabün 64/8). Ayrıca nurdan maksadın İslâm, kitaptan maksadın ise Kur’an olduğu (Râzî, XI, 189; Şevkânî, II, 29) veya nur ile Mûsâ’nın, kitap ile Tevrat’ın kastedildiği (Ebû Hayyân, III, 448) kanaatini taşıyan müfessirler de vardır.
Burada söz konusu edilen kitabın, çoğunlukla müfessirlerin söylediği gibi Kur’an-ı Kerîm değil, yahudilerin ellerinde bulunan Tevrat olduğunu söyleyen Süleyman Ateş ise bu görüşünü şöyle açıklar: “Çünkü yahudilere kitap halinde gelen kutsal kitap odur. En‘âm sûresi 91. âyette, ‘Mûsâ’nın insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği kitabı kim indirdi?’ âyetinde olduğu üzere Tevrat, birçok âyette nûr ve hüdâ olarak nitelendirilir. Bu âyetin indiği sırada henüz Kur’an-ı Kerîm bir kitap haline gelmemişti. Onun için Kur’an, kendisini daha çok Kur’an (okuma parçası) olarak nitelendirmekte, Tevrat’ı ‘nur ve hidayet kaynağı bir kitap’ olarak vasıflandırmaktadır” (II, 492). Oysa birçok sûrede açık bir biçimde Kur’an-ı Kerîm’i ifade etmek üzere kitap kelimesinin kullanıldığı âyetler bulunmaktadır (yazarın bu görüşünün eleştirisi için bk. Âl-i İmrân 3/3-4, 7). Bize göre “ey Ehl-i kitap!” diyerek Hz. Peygamber devrine ulaşan yahudilere ve hıristiyanlara hitap eden âyetteki nûr kelimesini Kur’an şeklinde yorumlamayı engelleyecek bir delil bulunmamaktadır.
16. âyette “kurtuluş yolları” diye tercüme ettiğimiz sübülü’s-selâm terkibindeki sübül kelimesi yol anlamına gelen sebîlin çoğuludur. Selâm kelimesi ise “esenlik, kurtuluş; maddî ve mânevî her türlü zarardan, kötülüklerden ve korkudan uzak kalma; dünyevî musibetlerden ve âhiret azabından kurtulma” mânalarını topluca ifade eden bir kelimedir. Yüce Allah’ın güzel isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri olarak selâm, “kendisi her türlü eksiklikten sâlim olan ve başkalarına esenlik veren” anlamına gelir. Bu anlamda Kur’an-ı Kerîm’de bir âyette geçer (Haşr 59/23). Ayrıca bazı âyetlerde Allah’ın müttaki kullarına (Hicr 15/46), seçkin kullarına (Neml 27/59) ve birçok peygamberine (Sâffât 37/79, 109, 120, 130, 181) selâm ettiği, haklarında selâmeti gerçekleştirdiği bildirilmiştir. Selâm ismi esmâ-i hüsnâ hadisinde geçtiği gibi (Tirmizî, “Da‘avât”, 83), Hz. Peygamber’in her namazın arkasında okuduğu zikrinde de yer almaktadır: “Allahım sensin selâm ve sendendir her türlü esenlik” (Müslim, “Mesâcid”, 135, 136; Dârimî, “Salât”, 88; İbn Mâce, “İkāme”, 32; selâm hakkında bilgi için bk. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “slm” md.).
Âyetten anlaşıldığına göre bu kitaba iman edip –Allah’ın izniyle– O’nun rızâsını arayanları yüce Allah doğru yola ve kurtuluşa erdirecektir. Bir başka anlatımla onları inkâr karanlıklarından kurtararak iman aydınlığına çıkaracak, “sırât-ı müstakîm” denilen doğru yola, Allah’ın sevgili kulları olan peygamberlerin, sıddıkların, şehidlerin ve sâlihlerin yoluna erdirecektir.
Bu âyette “o kitapla” diye çevirdiğimiz ve “onunla” anlamına gelen ifadeden maksat Hz. Peygamber de olabilir. Bu takdirde kurtuluşa erdirme, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarma ve doğru yola iletme işinin Hz. Peygamber vasıtasıyla yapıldığına işaret edilmiş olur.