Diyanet İşlerien ayrışan
Rabbinin nimetlerine şükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah'ın nimetlerine şükredendi. Allah onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.
Yaşar Nuri Öztürk
O'nun nimetlerine şükrediyordu. Allah onu seçip yüceltti ve dosdoğru bir yola kılavuzladı.
Süleyman Ateş
O'nun ni'metlerine şükredici idi. (Allah) onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği nimetlerine de şükreden biriydi. Yüce Allah da onu, peygamberlik için seçti ve onu dosdoğru olan İslam dinine hidayet etti.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
120- Gerçekten İbrahim bir ümmet/önder, Allah'a karşı itaatkar ve hanif idi. Asla müşriklerden değildi. 121- O’nun nimetlerine şükredendi. O da onu beğenip şeçmiş ve dosdoğru bir yola iletmişti. 122- Biz ona dünyada bir güzellik verdik. Şüphesiz ki o, âhirette de mutlaka salihlerdendir. 123- Sonra biz sana:“Hanif olarak İbrahim’in dinine uy. O, müşriklerden değildi” diye vahyettik.
120. Yüce Allah, bu buyruklarda, halili İbrahim aleyhisselam’a vermiş olduğu üstünlükleri, özellikle ona tahsis etmiş olduğu faziletleri ve mükemmel özellikleri haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Gerçekten İbrahim bir ümmet/önder idi.” Yani her türlü hayır hasletlerini kendisinde toplayan, hidâyete götüren ve hidâyete ermiş bir imam/önder idi. “Allah'a karşı itaatkar” yani devamlı Rabbine itaat eden ve dinini yalnız O’na halis kılan “ve hanif” Yani sevgiyle ve ubûdiyetle Rabbine dönen, O’nun dışındakilerden yüz çevirerek yalnızca Allah’a yönelen bir kimse “idi.” Sözüyle, ameliyle ve bütün halleriyle o, “asla müşriklerden değildi.” Çünkü o, muvahhid ve haniflerin önderidir.
121. “O’nun nimetlerine şükredendi.” Allah, ona dünyada bir iyilik ve güzellik vermiş, ona zahiri ve batıni pek çok nimetler ihsan etmişti. O da bu nimetlerin şükürlerini edâ etmişti. İşte bütün bu üstün hasletlerinin bir sonucu olarak da Rabbi “onu beğenip seçmiş” onu kendisinin özel dostu kılmış, yarattıklarının seçkinleri, kendisine yakınlaştırdığı kullarının hayırlıları arasına katmıştır. İlminde ve amelinde “kendisini dosdoğru bir yola iletmişti.” Böylelikle o, hakkı bilmiş ve onu başka şeylere tercih etmişti.
122. “Biz ona dünyada bir güzellik” geniş bir rızık, güzel bir eş, salih bir zürriyet ve üstün bir ahlâk “verdik. Şüphesiz ki o, âhirette de mutlaka” üstün mevkilere sahip ve Allah’a olabildiğince yakınlaştırılmış “salihlerdendir.”
123. İbrahim aleyhisselam’ın faziletlerinin en büyüklerinden birisi de Allah’ın, insanların efendisi ve en mükemmeli olanına, İbrahim’in dinine tâbi olmasını vahyedip ümmeti ile birlikte ona uymasını emretmiş olmasıdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Zemahşerî, “iyilik rehberi” diye çevirdiğimiz ümmet kelimesinin burada iki anlama gelebileceğini belirtmektedir: a) İbrâhim’in, sahip olduğu bütün güzel nitelikler sebebiyle âdeta tek başına bir ümmet kadar büyük ve önemli bir zat olduğunu ifade eder; b) Burada ümmet, “bir toplumun kendisini iyilik konusunda önder ve rehber (imam) edindiği, peşinden gittiği kişi” anlamına gelir. Nitekim başka bir âyette bildirildiğine göre Allah Teâlâ ona, “Ben seni insanlara önder (imam) yapacağım” buyurmuştu (Bakara 2/124).
Kur’an-ı Kerîm’de âdeta Hz. İbrâhim’in ismiyle özdeşleştirilen hanîf kelimesi ise “şirk kuşkusu taşıyan her türlü sapkın görüşten uzaklaşarak, Allah’ın birliği inancını benimseyen ve ihlâslı bir şekilde yalnız O’na kulluk eden” anlamını ifade eder ve Allah’ın, başlangıçtan itibaren insanlara bildirdiği, insanın tabiatına en uygun olan tevhid dininin genel bir niteliği olarak geçer (bilgi için bk. Bakara 2/135). Muhtemelen Mekke putperestleri, kendi helâl-haram telakkilerinin ataları Hz. İbrâhim’den geldiğini ileri sürdükleri için burada İbrâhim’in gerek inanç gerekse yaşayış olarak onlarla hiçbir ilgisinin bulunmadığı vurgulanmaktadır (Taberî, XIV, 190). Yukarıda müşriklerin Allah’a karşı nankörlükleri üzerinde durulmuştu; burada ise Hz. İbrâhim’in özellikle tevhid inancına bağlılığı ve Allah’ın nimetlerinden dolayı şükür vecîbesini yerine getirme özelliği öne çıkarılmakta ve bu suretle Mekke putperestlerinin gerek inançta gerekse yaşayışta ondan ne kadar uzakta oldukları ortaya konmaktadır.