Diyanet İşleri
Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Eksik ölçüp tartanların vay haline!
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Azap ve kaygu, tartıda ve ölçüde hile yapanlara olsun;
Süleyman Ateş
Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline!
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Eksik ölçüp tartan (hilekarların) vay haline! 2- Onlar ki insanlardan ölçü ile aldıklarında tastamam alırlar. 3- Ama onlara ölçü yahut tartı ile verdiklerinde eksik verirler. 4- Bu kimseler diriltileceklerini hiç düşünmezler mi? 5- Büyük bir gün için? 6- Ki o gün insanlar, âlemlerin Rabbi huzurunda (hesap için) duracaklardır.
(Mekke’de inmiştir. 36 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. “Vay haline!” Azap ve ceza bildiren bir ifadedir. “Eksik ölçüp tartan (hilekarların) vay haline!” Yüce Allah bu hilekarları şu buyruklarla açıklamaktadır: 2. “Onlar ki insanlardan” onlardaki haklarının karşılığını “aldıklarında tastamam alırlar.” Eksik almazlar. 3. “Ama onlara” insanlara, onların haklarını “ölçü yahut tartı ile verdiklerinde” onlara “eksik verirler.” Bu da ya eksik ölçüp tartan aletlerle yahut ölçü ve tartıyı tam yapmamakla ya da başka bir yolla olur. Bu, insanların mallarını çalmak ve onlara adaletli davranmamaktır. Bu insanların mallarını ölçü ve tartı ile eksik verenlere bir tehdit olduğuna göre onların mallarını zorla ve hırsızlık yolu ile alanların böyle bir tehdide maruz kalmaları -eksik ölçüp tartanlara göre- öncelikle söz konusudur. Âyet-i kerime şunu da göstermektedir: İnsan başkalarındaki hakkını aldığı gibi onların haklarını da -mal ve muamelâtta- aynı şekilde eksiksiz vermelidir. Hatta bu buyrukların kapsamına delil getirme ve münazara da girmektedir. Karşılıklı münazara yapıp tartışanlar arasında adet olduğu üzere her bir kişi, kendi lehinde olan delillere sıkı sıkıya yapıştığı gibi hasmının lehine olan ve onun bilmediği delilleri de açıklamalıdır. Kendi delillerini tetkik ettiği gibi hasmının delillerini de tetkik edebilmelidir. İşte böyle bir konumda insanın insaflı mı olduğu yoksa fikrine taasupla bağlanan biri mi olduğu, alçakgönüllü mü olduğu yoksa kibirli bir kişi mi olduğu, akıllı mı olduğu yoksa kıtakıllı mı olduğu ortaya çıkar. Yüce Allah’tan her hayra bizleri muvaffak kılmasını dileriz. 4-6. Daha sonra Yüce Allah, eksik ölçüp tartanları tehdit etmekte, onların hallerine ve durumlarını sürdürmelerine hayretle şöyle buyurmaktadır:“Bu kimseler diriltileceklerini hiç düşünmezler mi?…” O halde onları eksik ölçüp tartma hususunda yüreklendiren, âhiret gününe iman etmeyişleridir. Yoksa o güne iman etselerdi, Allah’ın huzurunda duracaklarını ve O’nun azın da çoğun da hesabını kendilerinden soracağını bilselerdi, bu işten vazgeçerlerdi, bundan tevbe ederlerdi.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Vay haline!” diye çevirdiğimiz veyl kelimesi, “ağır zarar, kötülük, hüzün, azap, helâk” gibi anlamlara gelen ve kınama amaçlı kullanılan bir deyimdir (Elmalılı, VIII, 5648). Ayrıca hadislerde cehennemdeki bir vadinin ismi olduğu da bildirilmiştir (Tirmizî, “Tefsîr”, 22; Müsned, III, 75). Râgıb el-İsfahânî’ye göre bu kelimenin cehennemdeki bir vadiye isim verilmesi, mecazi anlamda olup, esasında “veyl”e muhatap olanların cehennem azabına uğrayacaklarını ifade eder (bk. el-Müfredât, “vyl” md.).
“Ölçü ve tartıyı eksik yapanlar” anlamındaki mutaffifîn, mutaffif kelimesinin çoğuludur. 2-3. âyetlerdeki açıklamaya göre “alırken fazla fazla, verirken eksik ölçenler” mânasına gelir. Bu sebeple 1-3. âyetlerde bir taraftan eksik ölçüp tartanlar yaptıkları işin çirkinliğinden dolayı kınanırken diğer taraftan böylesine çirkin bir işe kalkışanların âhirette cezalandırılacağına dikkat çekilmektedir. Burada ölçü ve tartı örnek bir işlem olup daha genel olarak insanların, kendi haklarını gözettikleri kadar sorumluluklarını da özenle yerine getirmeleri gerektiği vurgulanmakta, hakka hukuka konu olan her işlemde doğruluk ve adaleti titizlikle korumaları istenmektedir (Ebü’l-Kāsım el-Kuşeyrî’nin bu yöndeki bir yorumu için bk. Râzî, XXXII, 91).
Sûrenin Medine’de indiğini söyleyen müfessirler İbn Abbas’tan şöyle bir rivayet naklederler: Hz. Peygamber Medine’ye geldiği zaman Medineliler ölçü ve tartıda hile yapıyorlardı. O sıralarda bu âyetler indirildi; onlar da bundan sonra kendilerini düzelttiler (Taberî, XXX, 58; Zemahşerî, IV, 229; Râzî, XXXI, 88). Kanaatimizce bu rivayeti, Resûlullah’ın, Medine’ye geldiği zaman ticaretle uğraşan birtakım insanların ölçü ve tartıyı eksik yaptıklarını görünce, daha önce Mekke döneminde inmiş olan bu âyetleri onlara tebliğ ettiği şeklinde anlamak daha isabetli olur. Âyetlerin iniş sebebi özel bir olay olsa da genel anlamda iş ve ticaret hayatında doğruluk ve dürüstlükten sapmanın çirkinliğine dikkat çekilmiş, bencillik ve başkalarını aldatma gibi ahlâka aykırı duygu ve davranış içinde olanlar kınanıp uyarılmıştır. Ölçü ve tartının adaletle yapılmasını emreden başka âyetler de vardır (meselâ bk. En‘âm 6/152; İsrâ 17/35; Rahmân 55/8-9). Âyetler bu emirlere uyulmadığı takdirde dünyada ilahî kınamaya mâruz kalma, âhirette de şiddetli bir azaba uğramanın kaçınılmaz olduğunu anlatır.
4. âyette, ölçü ve tartıda hile yapan kimselerin yeniden dirilişe kesin olarak inanmaları bir yana, bunu muhtemel görmeleri halinde bile bu sahtekârlığa cüret etmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekilmektedir (Elmalılı, VIII, 5652). 5. âyette ifade edilen “büyük gün”den maksat kıyamet günüdür. Öldükten sonra dirilme, hesap, ceza, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri gibi büyük olayların yaşanacağı gün olduğu için ona “büyük gün” denilmiştir (Şevkânî, V, 463). Nitekim 6. âyette o gün bütün insanların hesaba çekilmek üzere diriltilip âlemlerin rabbinin huzuruna çıkarılacakları ifade buyurularak uhrevî yargı ve hesap sırasında hiçbir kimsenin hiçbir kötülüğünün gizli kalmayacağı, hepsinin tek tek hesabının sorulacağı vurgulanmıştır.