Önceki ayet· 77:48Sonraki ayet· 77:50

Mürselât Suresi 49. Ayet· 77:49

↗ Mürselât suresi
Mekki
وَيۡلٞ يَوۡمَئِذٖ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlamış olanların vay haline
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
O gün yalanlamış olanların vay haline
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalanlayanların!
Yaşar Nuri Öztürk
Vay haline o gün, yalanlayanların.
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.8%
İngilizce
Woe, that Day, to the deniers
Fransızca
Malheur, ce jour-là, à ceux qui criaient au mensonge
İspanyolca
¡Cuán desdichados serán ese día los que negaron la verdad
Rusça
Горе в тот день тем, кто считает истину ложью
Endonezce
Celakalah pada hari itu, bagi mereka yang mendustakan (kebenaran)
Bengalce
সেদিন মিথ্যারোপকারীদের দুর্ভোগ হবে।
Çince
在那日,伤哉否认真理的人们。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O gün helak, azap ve hüsran; peygamberlerinin Allah’ın katından getirdiklerini yalanlayan o inkârcıların üzerine olsun!
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
46- Biraz yiyin ve faydalanın (bakalım)! Çünkü siz günahkârsınız. 47- O gün yalanlayanların vay haline! 48- Onlara:“Rükû’ edin” denildiği zaman rükû’ etmezler. 49- O gün yalanlayanların vay haline! 50- Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar ki? 46-47. Bu buyruk, inkarcılara yönelik bir tehdittir. Onlar dünyada yiyip içseler, lezzet verici şeylerden istifade etseler dahi, Allah’a yakınlaştırıcı şeylerden gaflete düştüklerinden dolayı günahkârdırlar. Ve günahkârların hak ettiklerini hak ederler. O bakımdan onların lezzetleri kesilir, ondan mahrum kalırlar, geriye sadece veballeri ve günah yükleri kalır. 48-49. Onların günahkârlıklarının bir parçası da kendilerine en şerefli ibadet olan namaz kılmaları emredildiği ve onlara:“Rükû’ edin” denildiği vakit bunu kabul etmeyişleridir. Bunun ötesinde bir günahkârlık olur mu? Bundan daha ileri derece bir yalanlama düşünülebilir mi? “Yalanlayanların o gün vay haline?” Çünkü ilâhî tevfike mazhar oluşun kapıları önlerine kapanır ve her türlü hayırdan mahrum kalırlar. 50. Onlar, doğruluğun ve kayıtsız şartsız olarak kesin bilginin en üst mertebesinde bulunan bu Kur’ân-ı Kerîm’i yalanladıktan sonra artık “hangi söze inanacaklar ki?” Adı gibi olan ve delillendirilmesi bir tarafa delile benzer bir dayanağı dahi bulunmayan bâtıla mı yoksa Allah’a ortak koşan, çok yalancı, kuru iftiracıların sözlerine mi? Apaydınlık nurun ötesinde koyu karanlıkların dışında ne vardır? Lehine pek çok delil ve kesin belgenin bulunduğu doğruluğun ötesinde, apaçık iftiranın ve ancak kendisine uygun olanlara yakışan apaçık yalanın dışında ne bulunabilir? Yazıklar olsun onlara! Ne kötü ameller işlediler. Yazık onlara! Ne kadar hüsrandadırlar! Ne kadar bedbahttırlar! Yüce Allah’tan bizleri affetmesini ve esenliğe kavuşturmasını dileriz. Şüphesiz O, pek cömerttir, çok lütufkârdır. Murselat Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, Allah’a mahsustur. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetle ilgili üç yorum yapılmıştır: 1. Sakifliler hakkında inmiştir. Hz. Peygamber onlara namazla ilgili âyetleri tebliğ ettiğinde, “Namazı bizden kaldır; biz eğilemeyiz, bu bizim için bir ardır” demişler. Hz. Peygamber de “Rükûu ve secdesi olmayan dinde hayır yoktur” buyurarak onların yersiz isteklerini reddetmiştir (Şevkânî, V, 417). 2. İman etmeden ölenlere âhirette, “Allah’ın huzurunda eğilin” denilecek, fakat kendilerinde eğilme gücü bulamayacaklar. 3. Âyetteki “eğilme” (rükû) kavramıyla genel olarak Allah’a itaat ve saygı kastedilmiştir.
Mürselât Suresi 49. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O gün helak, azap ve hüsran; peygamberlerinin Allah’ın katından getirdiklerini yalanlayan o inkârcıların üzerine olsun!