Önceki ayet· 8:66Sonraki ayet· 8:68

Enfâl Suresi 67. Ayet· 8:67

↗ Enfâl suresi
Medeni
مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَكُونَ لَهُۥٓ أَسۡرَىٰ حَتَّىٰ يُثۡخِنَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ تُرِيدُونَ عَرَضَ ٱلدُّنۡيَا وَٱللَّهُ يُرِيدُ ٱلۡأٓخِرَةَۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٞ
Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir
Elmalılı Hamdi Yazır
Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Hiçbir peygamber için, yeryüzünde ağır basmadıkça, esirlere sahip olmak uygun değildir. Siz şu iğreti dünyanın nimetini istiyorsunuz; Allah ise âhireti istiyor. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.
Süleyman Ateş
Yeryüzünde ağır bas(ıp küfrün belini iyice kır)ıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün, hüküm ve hikmet sahibidir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.3%
İngilizce
It is not for a prophet to have captives [of war] until he inflicts a massacre [upon Allah 's enemies] in the land. Some Muslims desire the commodities of this world, but Allah desires [for you] the Hereafter. And Allah is Exalted in Might and Wise
Fransızca
Un prophète ne devrait pas faire de prisonniers avant d'avoir prévalu [mis les mécréants hors de combat] sur la terre. Vous voulez les biens d'ici-bas, tandis qu'Allah veut l'au-delà. Allah est Puissant et Sage
İspanyolca
No le es permitido al Profeta [ni a los creyentes] tomar prisioneros si antes no combaten en la Tierra. Pretenden algunos obtener un beneficio mundanal, mientras Dios quiere para ustedes la recompensa de la otra vida. Dios es Poderoso, Sabio
Rusça
Не подобало Пророку брать пленных, пока он не пролил кровь на земле. Вы желаете мирских благ, но Аллах желает Последней жизни. Аллах - Могущественный, Мудрый
Endonezce
Tidaklah pantas, bagi seorang Nabi mempunyai tawanan sebelum dia dapat melumpuhkan musuhnya di bumi. Kamu menghendaki harta benda duniawi sedangkan Allah menghendaki (pahala) akhirat (untukmu). Allah Mahaperkasa, Mahabijaksana
Bengalce
নবীর পক্ষে উচিত নয় বন্দীদিগকে নিজের কাছে রাখা, যতক্ষণ না দেশময় প্রচুর রক্তপাত ঘটাবে। তোমরা পার্থিব সম্পদ কামনা কর, অথচ আল্লাহ চান আখেরাত। আর আল্লাহ হচ্ছেন পরাক্রমশালী হেকমতওয়ালা।
Çince
先知在大地上重惩敌人之前,不该有俘虏。你们欲得尘世的浮利,而安拉愿你们得享后世的报酬。安拉是万能的,是至睿的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kendisiyle savaşan kâfirleri çokça öldürmedikçe hiçbir peygamberin esir alması doğru değildir. Bu da, onların kalplerine korku verip tekrar sizinle savaşmaya dönmemeleri içindir. -Ey Müminler!- Sizler Bedir'de esirler alarak fidye elde etmek istiyorsunuz. (Siz geçici dünya malını istiyorsunuz) Hâlbuki Allah, sizin için dine yardım etmek ve dini aziz kılmak ile elde edilen ahireti istiyor. Yüce Allah; zatında, sıfatlarında ve galip gelmede üstün olandır. Hiç kimse O'na galip gelemez. O, takdirinde ve dininde hikmet sahibidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
67- Hiçbir peygambere yeryüzünde ağırlığını koymadıkça esir al(ıp fidye karşılığı serbest bırak)ması yaraşmaz. Sizler geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise âhireti istiyor. Allah Azizdir, Hakîmdir. 68- Eğer Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız (fidyeye) karşılık size kesinlikle büyük bir azap dokunurdu. 69- Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz ki Allah Ğafurdur, Rahimdir. 67. Bu âyet-i kerimeler Yüce Allah’tan, Allah Rasûlüne ve mü’minlere yönelik bir azarlama içermektedir. Çünkü Bedir günü müşrikleri esir almışlar ve fidye almak maksadı ile onları hayatta bırakmışlardı. Bu durumda Ömer b. Hattab radıyallahu anh’ın görüşü ise bu esirlerin öldürülmesi ve toptan yok edilmeleri şeklinde idi. İşte bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hiçbir peygambere yeryüzünde ağırlığını koymadıkça esir al(ıp fidye karşılığı serbest bırak)ması yaraşmaz.” Yani eğer bir peygamber Allah’ın nurunu söndürmek isteyen, dinini ortadan kaldırmak için çalışan, yeryüzünde Allah’a ibadet edecek kimse kalmasın diye çabalayan kâfirler ile savaşacak olursa, onlardan esirler alıp fidye için onları hayatta bırakması, o peygambere yaraşmaz, yakışmaz. Bu fidye, onların yok olmalarını ve kötülüklerinin ortadan kaldırılmasını gerektiren maslahata nispetle az bir bedeldir. Kâfirler kötülük yapma güç ve imkânına sahip olduğu sürece en uygunu esir alınmamalarıdır. Yeryüzünde gereği gibi savaşıp müşriklerin kötülükleri ortadan kaldırılacak, güçleri darmadağın edilecek ve sindirilecek olurlarsa, işte o vakit onlardan esir almak ve bu esirleri hayatta bırakmakta bir sakınca yoktur. Devamla Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sizler” fidye almak ve esirleri hayatta bırakmak suretiyle “geçici dünya malını istiyorsunuz.” Yoksa bunda dininiz lehine gerçekleşecek bir maslahat bulunmamaktadır. “Allah ise” dinini aziz kılıp güçlendirmek, gerçek dostlarına yardımcı olup onların kelimelerini başkalarınınkine üstün kılmak sureti ile “âhireti istiyor.” Bu yüzden size, sizi bu sonuçlara ulaştıracak emirler veriyor. “Allah, Azizdir.” İzzeti, güç ve kuvveti eksiksizdir, kâmildir. Savaşmaksızın kâfirlerden intikam almak dilese elbette bunu yapar. Ama O, “Hakîmdir”; hikmeti gereği kiminizi kiminizle sınar. 68. “Eğer Allah tarafından” kaza ve kaderi ile O’nun sizlere ganimetleri helâl kıldığı ve -ey Muhammed ümmeti!- üzerinizden azabı kaldırmış olduğu yönünde “önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız (fidyeye) karşılık size kesinlikle büyük bir azap dokunurdu.” Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:“Şâyet Bedir günü bir azap inmiş olsaydı, o azaptan Ömer’den başkası kurtulamazdı.”[18] 69. “Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin.” Daha önce hiçbir ümmete helâl kılınmamış olmakla birlikte Allah’ın, bu ümmete ganimetleri helâl kılmış olması, O’nun bu ümmete olan lütuflarından birisidir. “Allah’tan” bütün işlerinizde “korkup sakının” ve Yüce Allah’ın üzerinizdeki nimetlerine şükür olmak üzere takvadan asla ayrılmayın. “Şüphesiz ki Allah Ğafurdur” Tevbe edip kendisine yönelenlerin bütün günahlarını bağışlar. Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanların da bütün masiyetlerini bağışlar. Size karşı “Rahimdir.” Merhametlidir; çünkü O, sizlere ganimetleri mubah kılmış ve onun hoş ve helâl olduğunu bildirmiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bedir Savaşı’nda yetmiş kadar düşman savaşçısı esir alınmıştı. Bunlar İslâm’ın düşmanı ve onun mensuplarını yok etmeyi amaç edinmiş kimselerdi. Savaşta öldürülmeleri halinde yapabilecekleri kötülükler engellenmiş, İslâm düşmanlarının sayısı azaltılmış olacaktı. Buna rağmen müslüman savaşçılar onları öldürmeyip esir aldılar. İbn Hişâm’ın verdiği bilgiye göre (Sîre, II, 281) Peygamberimiz, amcası Abbas, Ebü’l-Buhtürî gibi bazı isimleri sayarak bunların istemeden Bedir’e geldiklerini bildirmiş ve öldürülmemelerini istemişti. Bazı sahâbîlerin düşmanı öldürmek yerine esir almalarında bu isteğin de etkili olduğu anlaşılmaktadır. Harp bitip ganimet ve esirlerin ne yapılacağı konusunun görüşülmesi başlayınca esirler hakkında iki görüş ortaya çıktı. Meselenin bundan sonrasını Müslim’in naklettiği bir hadisten takip edelim. Hz. Ömer anlatıyor: “Hz. Peygamber, Ebû Bekir’e ve bana, ‘Bu esirler hakkında düşünceniz nedir?’ diye sordu. Ebû Bekir, ‘Bunlar amca ve akraba çocuklarıdır, onlardan fidye almanı uygun görüyorum. Böylece fidye kâfirlere karşı bize güç olur, belki Allah’ın hidayetiyle ileride müslüman da olurlar’ dedi... Ben de, ‘Doğrusu ben Ebû Bekir gibi düşünmüyorum. Bana göre, kellelerini uçurmamız için bize izin vermelisin; Ali, Ak^l’in, ben de filan yakınımın kafasını keselim, çünkü bunlar kâfirlerin öncüleri ve ileri gelenleridir’ dedim. Resûlullah, benim değil de Ebû Bekir’in görüşünü tercih etti. Ertesi gün yanlarına geldiğimde ikisini de oturmuş ağlar halde buldum ve ‘İkiniz niçin ağlıyorsunuz?’ diye sorduğumda Resûlullah, ‘Arkadaşlarının, fidye alarak başıma getirdikleri yüzünden!’ dedi ve (yakındaki bir ağacı göstererek) ‘Cezayı kendilerine şu ağaç kadar yaklaşmış gördüm’ buyurdu” (Müslim, “Cihâd”, 58). Esir alınmadan bütün düşmanların öldürülmesi hükmü şüphe yok ki tarihî şartlara bağlı bir zaruretten, İslâm’ı koruma amacından kaynaklanıyordu, yoksa Allah’ın devamlı hükmü bu değildi. Savaşta gerekirse esir de alınacaktı, sonra bunlara adalete uygun şekilde işlem yapılacaktı (Muhammed 47/4). Allah’ın devamlı ve yazılı hükmü, metne göre “kitab”ı bu idi. Nitekim 69. âyet bu genel hükmü ifade ediyor, aldıkları ganimeti gönül rahatlığı ile yiyebileceklerini bildiriyordu. Müslümanları uyarmasının, hatta kınamasının sebebi, bu savaşa mahsus olmak üzere gerekeni yapmamaları ve belki içlerinden bazılarının geçici dünya varlığını isteyerek, yani akrabalık bağının verdiği duyguların etkisinde kalarak veya esir edinmenin sağlayacağı nüfuz ve hâkimiyet arzusuna kapılarak dinlerini ve canlarını tehlikeye atmalarıydı. Bu hatalarına rağmen ceza görmemeleri hem genel geçer hükmün böyle olacağından ileri geliyordu hem de Allah’ın âdetine göre “kanunsuz, uyarısız suç ve ceza yoktu.” Ayrıca Bedir Savaşı’na katılanların bütün günahlarını bağışlayacağını da vaad etmişti.
Enfâl Suresi 67. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kendisiyle savaşan kâfirleri çokça öldürmedikçe hiçbir peygamberin esir alması doğru değildir. Bu da, onların kalplerine korku verip tekrar sizinle savaşmaya dönmemeleri içindir. -Ey Müminler!- Sizler Bedir'de esirler alarak fidye elde etmek istiyorsunuz. (Siz geçici dünya malını istiyorsunuz) Hâlbuki Allah, sizin için dine yardım etmek ve dini aziz kılmak ile elde edilen ahireti istiyor. Yüce Allah; zatında, sıfatlarında ve galip gelmede üstün olandır. Hiç kimse O'na galip gelemez. O, takdirinde ve dininde hikmet sahibidir.