Önceki ayet· 8:67Sonraki ayet· 8:69

Enfâl Suresi 68. Ayet· 8:68

↗ Enfâl suresi
Medeni
لَّوۡلَا كِتَٰبٞ مِّنَ ٱللَّهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمۡ فِيمَآ أَخَذۡتُمۡ عَذَابٌ عَظِيمٞ
Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azab erişirdi
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azab erişirdi
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer Allah'dan bir yazı (hüküm) bulunmasa idi aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu.
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer Allah'tan bir yazı önden gelmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden ötürü size büyük bir azap dokunurdu.
Süleyman Ateş
Eğer Allah'tan, (yanılma ile verilen hükümlerden ötürü azabetmemek hakkında) bir yazı geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.4%
İngilizce
If not for a decree from Allah that preceded, you would have been touched for what you took by a great punishment
Fransızca
N'eût-été une prescription préalable d'Allah, un énorme châtiment vous aurait touché pour ce que vous avez pris. [de la rançon]
İspanyolca
Si Dios no hubiera prescrito que el botín de guerra fuera lícito, habrían sufrido un terrible castigo por lo que tomaron de él
Rusça
Если бы не было предварительного предписания от Аллаха, то вас постигли бы великие мучения за то, что вы взяли
Endonezce
Sekiranya tidak ada ketetapan terdahulu dari Allah, niscaya kamu ditimpa siksaan yang besar karena (tebusan) yang kamu ambil
Bengalce
যদি একটি বিষয় না হত যা পূর্ব থেকেই আল্লাহ লিখে রেখেছেন, তাহলে তোমরা যা গ্রহণ করছ সেজন্য বিরাট আযাব এসে পৌছাত।
Çince
假若没有从安拉发出的以往的判决,那么,你们必为收纳赎金而遭受重大的刑罚。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer ganimetleri ve esirlere karşılık olarak aldığınız fidyeleri size helal kıldığına dair Yüce Allah tarafından önceden verilmiş olan hüküm ve takdir etmiş olduğu kader olmasaydı, Yüce Allah'tan buna dair vahiy inmeden önce ganimetlere ve esirlere karşılık olarak fidyeleri mübah sayıp almanızdan dolayı mutlaka size büyük bir azap dokunurdu.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
67- Hiçbir peygambere yeryüzünde ağırlığını koymadıkça esir al(ıp fidye karşılığı serbest bırak)ması yaraşmaz. Sizler geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise âhireti istiyor. Allah Azizdir, Hakîmdir. 68- Eğer Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız (fidyeye) karşılık size kesinlikle büyük bir azap dokunurdu. 69- Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz ki Allah Ğafurdur, Rahimdir. 67. Bu âyet-i kerimeler Yüce Allah’tan, Allah Rasûlüne ve mü’minlere yönelik bir azarlama içermektedir. Çünkü Bedir günü müşrikleri esir almışlar ve fidye almak maksadı ile onları hayatta bırakmışlardı. Bu durumda Ömer b. Hattab radıyallahu anh’ın görüşü ise bu esirlerin öldürülmesi ve toptan yok edilmeleri şeklinde idi. İşte bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hiçbir peygambere yeryüzünde ağırlığını koymadıkça esir al(ıp fidye karşılığı serbest bırak)ması yaraşmaz.” Yani eğer bir peygamber Allah’ın nurunu söndürmek isteyen, dinini ortadan kaldırmak için çalışan, yeryüzünde Allah’a ibadet edecek kimse kalmasın diye çabalayan kâfirler ile savaşacak olursa, onlardan esirler alıp fidye için onları hayatta bırakması, o peygambere yaraşmaz, yakışmaz. Bu fidye, onların yok olmalarını ve kötülüklerinin ortadan kaldırılmasını gerektiren maslahata nispetle az bir bedeldir. Kâfirler kötülük yapma güç ve imkânına sahip olduğu sürece en uygunu esir alınmamalarıdır. Yeryüzünde gereği gibi savaşıp müşriklerin kötülükleri ortadan kaldırılacak, güçleri darmadağın edilecek ve sindirilecek olurlarsa, işte o vakit onlardan esir almak ve bu esirleri hayatta bırakmakta bir sakınca yoktur. Devamla Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sizler” fidye almak ve esirleri hayatta bırakmak suretiyle “geçici dünya malını istiyorsunuz.” Yoksa bunda dininiz lehine gerçekleşecek bir maslahat bulunmamaktadır. “Allah ise” dinini aziz kılıp güçlendirmek, gerçek dostlarına yardımcı olup onların kelimelerini başkalarınınkine üstün kılmak sureti ile “âhireti istiyor.” Bu yüzden size, sizi bu sonuçlara ulaştıracak emirler veriyor. “Allah, Azizdir.” İzzeti, güç ve kuvveti eksiksizdir, kâmildir. Savaşmaksızın kâfirlerden intikam almak dilese elbette bunu yapar. Ama O, “Hakîmdir”; hikmeti gereği kiminizi kiminizle sınar. 68. “Eğer Allah tarafından” kaza ve kaderi ile O’nun sizlere ganimetleri helâl kıldığı ve -ey Muhammed ümmeti!- üzerinizden azabı kaldırmış olduğu yönünde “önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız (fidyeye) karşılık size kesinlikle büyük bir azap dokunurdu.” Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:“Şâyet Bedir günü bir azap inmiş olsaydı, o azaptan Ömer’den başkası kurtulamazdı.”[18] 69. “Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin.” Daha önce hiçbir ümmete helâl kılınmamış olmakla birlikte Allah’ın, bu ümmete ganimetleri helâl kılmış olması, O’nun bu ümmete olan lütuflarından birisidir. “Allah’tan” bütün işlerinizde “korkup sakının” ve Yüce Allah’ın üzerinizdeki nimetlerine şükür olmak üzere takvadan asla ayrılmayın. “Şüphesiz ki Allah Ğafurdur” Tevbe edip kendisine yönelenlerin bütün günahlarını bağışlar. Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanların da bütün masiyetlerini bağışlar. Size karşı “Rahimdir.” Merhametlidir; çünkü O, sizlere ganimetleri mubah kılmış ve onun hoş ve helâl olduğunu bildirmiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bedir Savaşı’nda yetmiş kadar düşman savaşçısı esir alınmıştı. Bunlar İslâm’ın düşmanı ve onun mensuplarını yok etmeyi amaç edinmiş kimselerdi. Savaşta öldürülmeleri halinde yapabilecekleri kötülükler engellenmiş, İslâm düşmanlarının sayısı azaltılmış olacaktı. Buna rağmen müslüman savaşçılar onları öldürmeyip esir aldılar. İbn Hişâm’ın verdiği bilgiye göre (Sîre, II, 281) Peygamberimiz, amcası Abbas, Ebü’l-Buhtürî gibi bazı isimleri sayarak bunların istemeden Bedir’e geldiklerini bildirmiş ve öldürülmemelerini istemişti. Bazı sahâbîlerin düşmanı öldürmek yerine esir almalarında bu isteğin de etkili olduğu anlaşılmaktadır. Harp bitip ganimet ve esirlerin ne yapılacağı konusunun görüşülmesi başlayınca esirler hakkında iki görüş ortaya çıktı. Meselenin bundan sonrasını Müslim’in naklettiği bir hadisten takip edelim. Hz. Ömer anlatıyor: “Hz. Peygamber, Ebû Bekir’e ve bana, ‘Bu esirler hakkında düşünceniz nedir?’ diye sordu. Ebû Bekir, ‘Bunlar amca ve akraba çocuklarıdır, onlardan fidye almanı uygun görüyorum. Böylece fidye kâfirlere karşı bize güç olur, belki Allah’ın hidayetiyle ileride müslüman da olurlar’ dedi... Ben de, ‘Doğrusu ben Ebû Bekir gibi düşünmüyorum. Bana göre, kellelerini uçurmamız için bize izin vermelisin; Ali, Ak^l’in, ben de filan yakınımın kafasını keselim, çünkü bunlar kâfirlerin öncüleri ve ileri gelenleridir’ dedim. Resûlullah, benim değil de Ebû Bekir’in görüşünü tercih etti. Ertesi gün yanlarına geldiğimde ikisini de oturmuş ağlar halde buldum ve ‘İkiniz niçin ağlıyorsunuz?’ diye sorduğumda Resûlullah, ‘Arkadaşlarının, fidye alarak başıma getirdikleri yüzünden!’ dedi ve (yakındaki bir ağacı göstererek) ‘Cezayı kendilerine şu ağaç kadar yaklaşmış gördüm’ buyurdu” (Müslim, “Cihâd”, 58). Esir alınmadan bütün düşmanların öldürülmesi hükmü şüphe yok ki tarihî şartlara bağlı bir zaruretten, İslâm’ı koruma amacından kaynaklanıyordu, yoksa Allah’ın devamlı hükmü bu değildi. Savaşta gerekirse esir de alınacaktı, sonra bunlara adalete uygun şekilde işlem yapılacaktı (Muhammed 47/4). Allah’ın devamlı ve yazılı hükmü, metne göre “kitab”ı bu idi. Nitekim 69. âyet bu genel hükmü ifade ediyor, aldıkları ganimeti gönül rahatlığı ile yiyebileceklerini bildiriyordu. Müslümanları uyarmasının, hatta kınamasının sebebi, bu savaşa mahsus olmak üzere gerekeni yapmamaları ve belki içlerinden bazılarının geçici dünya varlığını isteyerek, yani akrabalık bağının verdiği duyguların etkisinde kalarak veya esir edinmenin sağlayacağı nüfuz ve hâkimiyet arzusuna kapılarak dinlerini ve canlarını tehlikeye atmalarıydı. Bu hatalarına rağmen ceza görmemeleri hem genel geçer hükmün böyle olacağından ileri geliyordu hem de Allah’ın âdetine göre “kanunsuz, uyarısız suç ve ceza yoktu.” Ayrıca Bedir Savaşı’na katılanların bütün günahlarını bağışlayacağını da vaad etmişti.
Enfâl Suresi 68. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer ganimetleri ve esirlere karşılık olarak aldığınız fidyeleri size helal kıldığına dair Yüce Allah tarafından önceden verilmiş olan hüküm ve takdir etmiş olduğu kader olmasaydı, Yüce Allah'tan buna dair vahiy inmeden önce ganimetlere ve esirlere karşılık olarak fidyeleri mübah sayıp almanızdan dolayı mutlaka size büyük bir azap dokunurdu.