Önceki ayet· 8:5Sonraki ayet· 8:7

Enfâl Suresi 6. Ayet· 8:6

↗ Enfâl suresi
Medeni
يُجَٰدِلُونَكَ فِي ٱلۡحَقِّ بَعۡدَ مَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى ٱلۡمَوۡتِ وَهُمۡ يَنظُرُونَ
Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve gerçek, gün gibi açığa çıktıktan sonra bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi; sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk
İş apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, hak konusunda seninle çekişiyorlardı. Sanki onlar gözleri baka baka ölüme sürülüyorlardı.
Süleyman Ateş
Hak ortaya çıkmış iken sanki gözleri göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.0%
İngilizce
Arguing with you concerning the truth after it had become clear, as if they were being driven toward death while they were looking on
Fransızca
Ils discutent avec toi au sujet de la vérité après qu'elle fut clairement apparue; comme si on les poussait vers la mort et qu'ils (la) voyaient
İspanyolca
Te discuten sobre el verdadero motivo [del enfrentamiento] luego de habérseles evidenciado la verdad, como si fueran arrastrados a la muerte ante sus propios ojos
Rusça
Они препирались с тобой относительно истины после того, как она стала очевидна, словно их вели на смерть, и они наблюдали за этим
Endonezce
mereka membantahmu (Muhammad) tentang kebenaran setelah nyata (bahwa mereka pasti menang), seakan-akan mereka dihalau kepada kematian, sedang mereka melihat (sebab kematian itu)
Bengalce
তারা তোমার সাথে বিবাদ করছিল সত্য ও ন্যায় বিষয়ে, তা প্রকাশিত হবার পর; তারা যেন মৃত্যুর দিকে ধাবিত হচ্ছে দেখতে দেখতে।
Çince
真理昭著之后,他们为真理与你争论,好像他们是被押去受死刑,而他们亲眼看见(刑具)似的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Müşriklerle savaşın ayan beyan olacağı anlaşıldıktan sonra Müminlerden bu taife seninle tartışıyordu. Sanki ölüme bakarak sürüklendiklerini gözlerinin önüne getirdiler. Bu da savaştan şiddetli derecede hoşlanmadıklarını göstermekteydi. Çünkü savaşmak için herhangi bir hazırlık yapmamış ve donanıma sahip değillerdi.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
5- Nitekim Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkardığında da mü’minlerden bir kesim gerçekten isteksizdiler. 6- Hak apaçık meydana çıktıktan sonra onun hakkında sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı. 7- Hani Allah size o iki gruptan birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz, gücü ve silahı olmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz. Allah da sözleri ile hakkı üstün kılmayı ve kâfirlerin ardını kesmeyi istiyordu. 8- Tâ ki O, hakkı üstün kılsın ve batılı yok etsin, velev ki günahkârlar hoşlanmasa bile. 5-6. Böylelerinin imanı hakiki iman olduğuve mükâfatları da Allah’ın kendilerine vaat etmiş olduğu üzere hak olduğu gibi Allah'ın, Rasûlü’nü Bedir’de müşriklerle karşılaşmak üzere evinden çıkarması da haktır ki Allah bunu istemiş ve bunun böyle olacağını kaza ve kaderi ile tespit etmiştir. Mü’minlerin ise bu çıkışta kendileri ile düşmanları arasında bir savaş olacağı hatırlarına gelmemişti. Savaşın gerçekleşeceğini açıkça anladıklarında ise bir kesim, bu hususta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile tartışmaya koyulmuş, düşmanları ile savaşmayı hoş karşılamamışlardı. Kendilerine adeta “göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi” hissetmişlerdi. Halbuki onların hak uğrunda çıktıkları ve bunun, Allah’ın emredip hoşnut olduğu şeylerden olduğunu açıkça gördükten sonra böyle bir tutum takınmamaları gerekirdi. Çünkü böyle bir durumda tartışmaya yer yoktur. Zira tartışma ancak hakkın nerede olduğu hususunda şüpheye düşüldüğü ve işin içinden çıkılamadığı hallerde söz konusu olur ve o zaman fayda sağlar. Hak açıkça ortaya çıkacak olursa geriye sadece ona bağlanmak ve itaat etmek kalır. Bununla birlikte mü’minlerin önemli bir çoğunluğu, en ufak bir tartışmaya bile girişmemişler, düşman ile karşılaşmayı hoş görmemek gibi bir tutum sergilememişlerdi. Aynı şekilde Allah’ın kendilerini bu şekilde azarladığı kimseler de cihad emrine son derece itaat ettiler. Allah da onlara sebat verdi ve kalplerine huzur ve sükûnet veren sebepleri -ki bazıları ileride söz konusu edilmektedir- onlara ihsan etti. 7. Müslümanların çıkışlarının asıl sebebi, Kureyş’e ait olup Şam tarafından gelen ve Ebu Süfyan b. Harb’in başkanlığındaki büyükçe bir kervanın yolunu kesmekti. Müslümanlar bu kervanın Şam’dan dönmekte olduğu haberini alınca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onları, kervanın karşısına çıkmak üzere toplanmaya çağırdı. Onunla birlikte 310 küsür kişi çıktı. Beraberlerinde sıra ile bindikleri ve üzerlerinde eşyalarını taşıdıkları yetmiş deve bulunuyordu. Kureyşliler de müslümanların bu durumlarını haber alınca kervanlarını korumak üzere yola çıktılar. Sayıları çoktu, beraberlerindeki silah, at ve asker de fazla idi. Savaşçılarının sayısı da bin kişi dolaylarında idi. Yüce Allah mü’minlere ya kervanı ele geçirecekleri ya da düşmanları ile çarpışacakları vaadinde bulunmuştu. Onlar ise müslümanların ellerindeki imkânların azlığı ve kervanın silahsız bulunması sebebi ile kervan ile karşılaşmayı arzu etmişlerdi. Ancak Yüce Allah, onlar hakkında arzularından daha üstün bir durum ile karşı karşıya kalmalarını dilemişti. Zira onların, müşriklerin ileri gelenlerini ve azılılarının da yer aldığı ordu ile karşılaşmalarını ve onlara karşı zafer elde etmelerini murad etmişti. Böylece “Allah sözleri ile hakkı üstün kılmayı” ve hak ehlini zafere kavuşturmayı “ve kâfirlerin ardını kesmeyi istiyordu.” Yani batıl ehlini kökten imha etmek ve mü’min kullarına da hatırlarına gelmeyecek şekilde hakkın zaferini göstermek istiyordu. 8. “Tâ ki” doğruluğuna ve gerçekliğine dair belge ve tanıkları ortaya çıkarmak sureti ile “hakkı üstün kılsın, batılı” da batıl oluşuna dair delil ve belgeleri ortaya koymak sureti ile “yok etsin, velev ki günahkârlar hoşlanmasa bile.” Çünkü Allah onlara hiçbir şekilde aldırış etmez.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah Teâlâ, müslümanların ya kervanı ele geçireceklerini veya savaştıkları takdirde düşmanı yeneceklerini, böylece iki kazançtan birinin müslümanlara ait olacağını vaad etmiş, bunu Peygamber’ine bildirmiş, o da müminlere müjdelemişti. Bedir’e geldiklerinde kervanın kaçıp kurtulduğunu, onu korumak üzere yola çıkan düşman kuvvetinin de oraya geldiğini öğrendiler. İlâhî vaad ile bu bilgi yan yana getirildiğinde ihtimal teke inmiş, savaşıldığı takdirde zaferin Allah tarafından garanti edilmiş bulunduğu açıkça ortaya çıkmıştı. Artık yenilgiye ve ölüme sürülen kimselerin korku ve ümitsizlik psikolojisini yaşamak müminlere yakışmazdı; onlara düşen büyük bir şevk ve heyecan, güçlü bir moral içinde düşmanın üzerine yürümekti. İnsanların can ve mallarına düşkün olmaları ve bunları korumak için gerekeni yapmaları tabiidir. Ancak can ve malın, uğrunda feda edilebileceği başka değerler de vardır; din, namus, vatan, kamu yararı, insan hakları bunlar arasındadır. Kolaya kaçarak, bedel ödemeden değerleri korumak mümkün olmuyorsa zor olan, nefse hoş gelmeyen hareket tarzı tercih edilecek, gereken maddî ve mânevî bedel ödenecektir. İslâm’ın hedefi, müslümanların haklı-haksız servet elde edip zillet ve adaletsizliğe düşülse bile refah içinde yaşamaları değildir. Amaç kendi ülkelerinden başlamak üzere bütün dünyada hakkın, hukukun ve erdemin hâkim olması, zulüm ve baskının ortadan kalkması, dini yaşama ve tebliğ etme imkânının elde edilmesidir. Bedir olayında bu amaca uygun karar ve davranış ise kervanı kovalamak, olmazsa düşmana arkasını dönüp Medine’ye gelmek değil, şeref ve şanla savaşmaktır. Ancak bu takdirde Allah’ın muradı gerçekleşecek, bâtıl yıkılacak ve hak ayakta kalacaktır.
Enfâl Suresi 6. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Müşriklerle savaşın ayan beyan olacağı anlaşıldıktan sonra Müminlerden bu taife seninle tartışıyordu. Sanki ölüme bakarak sürüklendiklerini gözlerinin önüne getirdiler. Bu da savaştan şiddetli derecede hoşlanmadıklarını göstermekteydi. Çünkü savaşmak için herhangi bir hazırlık yapmamış ve donanıma sahip değillerdi.