Önceki ayet· 6:32Sonraki ayet· 6:34

En'âm Suresi 33. Ayet· 6:33

↗ En'âm suresi
Mekki
قَدۡ نَعۡلَمُ إِنَّهُۥ لَيَحۡزُنُكَ ٱلَّذِي يَقُولُونَۖ فَإِنَّهُمۡ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلَٰكِنَّ ٱلظَّـٰلِمِينَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ يَجۡحَدُونَ
Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz; doğrusu onlar seni yalancı saymıyorlar, fakat zalimler Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz; doğrusu onlar seni yalancı saymıyorlar, fakat zalimler Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır
Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat, o zalimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Söylediklerinin seni kederlendirdiğini çok iyi biliyoruz. Gerçek şu ki, onlar seni yalanlamıyorlar; o zalimler Allah'ın ayetlerine karşı direnmekteler.
Süleyman Ateş
Biliyoruz, onların dedikleri seni üzüyor, gerçekte onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.6%
İngilizce
We know that you, [O Muhammad], are saddened by what they say. And indeed, they do not call you untruthful, but it is the verses of Allah that the wrongdoers reject
Fransızca
Nous savons qu'en vérité ce qu'ils disent te chagrine. Or, vraiment ils ne croient pas que tu es menteur, mais ce sont les versets (le Coran) d'Allah, que les injustes renient
İspanyolca
Sé muy bien que te apena lo que dicen [sobre ti]. Pero no es a ti a quien desmienten, sino que lo que los injustos rechazan es la palabra de Dios
Rusça
Мы знаем, что тебя печалит то, что они говорят. Они не считают лжецом тебя - беззаконники отвергают знамения Аллаха
Endonezce
Sungguh, Kami mengetahui bahwa apa yang mereka katakan itu menyedihkan hatimu (Muhammad), (janganlah bersedih hati) karena sebenarnya mereka bukan mendustakanmu, tetapi orang zalim itu mengingkari ayat-ayat Allah
Bengalce
আমার জানা আছে যে, তাদের উক্তি আপনাকে দুঃখিত করে। অতএব, তারা আপনাকে মিথ্যা প্রতিপন্ন করে না, বরং জালেমরা আল্লাহর নিদর্শনাবলীকে অস্বীকার করে।
Çince
我确已知道,他们所说的话必使你悲伤。他们不是在否认你,那些不义的人,是在否认安拉的迹象。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Zahirde onların seni yalanlamasının seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Bilesin ki, onlar senin güvenilirliğini ve doğruluğunu çok iyi bildikleri için kendi nefislerinde yalanlamazlar. Onlar öyle zalim bir toplumdur ki, senin durumunu açıktan inkâr ederken kendi iç dünyalarında senin kim olduğunu çok iyi bilirler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
33- Onların söylediklerinin seni mahzun ettiğini elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler (bile bile) Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar. 34- Andolsun ki senden önce de peygamberler yalanlanmıştı. Fakat yalanlanmalarına rağmen sabrettiler. Onlara eziyet de edildi. Nihâyet onlara yardımımız gelip yetişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur. Andolsun ki peygamberlerin haberlerinden bir kısmı sana gelmiştir. 35- Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geliyorsa haydi yere bir menfez açıp yahut göğe bir merdiven dayayıp da onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa (hiç durma yap)! Eğer Allah dileseydi onları muhakkak hidâyet üzere toplardı. O halde sakın cahillerden olma! 33. Yani yalanlayanların senin hakkında söylediklerinin seni üzdüğünü, hoşuna gitmediğini biliyoruz. Bizim sana sabretmeyi emredişimizin sebebi ancak senin üstün mevkilere erişmen ve ulaşılması zor makamlara sahip olmandır. Onların söyledikleri sözler senin gerçek durumun hakkında şüpheye düştüklerinden, senin hakkında bir tereddüt içerisinde olduklarından kaynaklanıyor sanma. Zira “onlar aslında seni yalanlamıyorlar” çünkü onlar senin doğru söylediğini, senin nereden gelip nereye gittiğini, kısaca senin bütün hallerini biliyorlar. O kadar ki onlar peygamber olarak gönderilmesinden önce yüce Peygamber’e “el-emin (son derece güvenilir)” diyorlardı. “Fakat o zalimler” Allah’ın senin ile gönderdiği âyetlerini ve mucizeleri yalanlamak sureti ile “(bile bile) Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.” 34. “Andolsun senden önce de peygamberler yalanlanmıştı. Fakat yalanlanmalarına rağmen sabrettiler. Onlara eziyet de edildi. Nihâyet onlara yardımımız gelip yetişti.” O halde onların sabrettiği gibi sen de sabret. Onlar nasıl zafere eriştilerse sen de öylece zafere erişeceksin. “Andolsun ki peygamberlerin haberlerinden bir kısmı” kalbine sebat verecek, onu huzura kavuşturup mutmain kılacak kadarı “sana gelmiştir.” 35. “Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geliyorsa” onlara düşkünlüğün, iman etmelerini arzu edişin sebebi ile bu tutumları sana ağır geliyorsa sen bu yolda iman etmeleri için elinden geleni yap. Ancak Allah’ın hidâyete erdirmek istemediğini hidâyete erdirmeye gücün yetmez. “haydi yere bir menfez açıp yahut göğe bir merdiven dayayıp da onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa (hiç durma yap)!” Bunun dahi onlara hiçbir faydası olmayacaktır. Bu buyruk ile Peygamber’e bu gibi inatçıların hidâyet bulmalarına dair ümit beslememesi telkin edilmektedir. “Allah dileseydi onları muhakkak hidâyet üzere toplardı” fakat Yüce Allah’ın hikmeti onların sapıklıkları üzere kalmalarını gerektirmektedir. “O halde sakın cahillerden olma!” İşlerin gerçeğini bilmeyen ve onları yerli yerinde değerlendirmeyen bilgisizlerden olma!
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Muhammed, müşriklerin kendisi hakkında sarfettikleri sihirbaz, mecnun, şair, yalancı gibi sözlerden, Kur’an’ın asılsız, İslâmiyet’in gerçek dışı olduğunu söylemelerinden dolayı son derece müteessir oluyordu. Nitekim başka bir âyette (Şuarâ 26/3), “İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!” buyurularak onun hissettiği bu derin üzüntüye işaret edilmiştir. Bu sebeple Allah Teâlâ burada peygamberini teselli etmekte, ayrıca o “zalimler”in, yani Hz. Peygamber’in bildirdiği hakikatleri haksız yere reddedenlerin gerçekte Hz. Peygamber’i yalanlamadıklarını, Allah’ın âyetlerini inkâr ettiklerini bildirmektedir. Âyetin bu kısmıyla ilgili olarak müfessirler farklı açıklamalara yer vermişlerdir: a) Hz. Muhammed’in bildirdikleri aslında Allah’ın âyetleridir; dolayısıyla onu yalanlayanlar Allah’ın âyetlerini yalanlamış ve inkâr etmiş olurlar. Çünkü Hz. Peygamber’in yaptığı Allah’tan kendisine gelenleri insanlara duyurmaktan ibarettir. O, bir elçi ve temsilcidir. Elçiyi yalanlayan, temsil ettiği kimseyi yalanlamış; tersine onu tasdik eden de yine mesajın asıl sahibini tasdik etmiş olur. Nitekim bu husus başka âyetlerde de belirtilmiştir. Meselâ Nisâ sûresinde (4/80) “Resûlullah’a itaat eden Allah’a itaat etmiş olur”; Fetih sûresinde de (48/10) “Sana yeminle bağlılık sözü verenler gerçekte bu sözü Allah’a vermiş oluyorlar” buyurulmuştur. b) Bütün Mekkeliler Hz. Muhammed’i çocukluğundan beri dürüst olarak tanırlar, bu yüzden de onun için “el-emîn” sıfatını kullanırlardı (Müsned, III, 425). Peygamber olduktan sonra, kendisine inananlar gibi inanmayanların da bu husustaki kanaatleri değişmemişti. Ancak tebliğ ettiği şeyleri inkâr ettiler; yani Hz. Peygamber’in kendisi, duyurduğu şeylerin doğruluğuna inansa da bunun bir yanılgı olduğunu, bildirdiklerinin doğru olamayacağını iddia ettiler. Nitekim Sünen-i Tirmizî’de yer alan (“Tefsîr”, 7/1) ve hemen bütün müfessirlerin kaydettiği bir rivayete göre Ebû Cehil, Hz. Peygamber’e “Biz seni değil, bildirdiklerini yalanlıyoruz” demiştir. Buna benzer iddialar sonraları bazı Batılı yazarlarca da ileri sürülmüştür (bk. Elmalılı, III, 1913-1915). c) Başka bir yoruma göre müşriklerin Resûlullah’ın tebliğlerine inanmamaları, onun yalan söylediğini, gerçekten bildirdiklerinin asılsız olduğunu düşünmelerinden kaynaklanmıyordu. Onlar İslâm’ın hükümlerini çıkarlarına aykırı buldukları, itibarlarını zedelemesinden kaygı duydukları için olumsuz tavır takınmışlardı. Nitekim yine Ebû Cehil, Hz. Muhammed’in mensup olduğu Abdimenâfoğulları’nın zaten Mekke’de itibar kazandıran birçok görevi uhdesinde bulundurduğunu, bunların yanında bir de içlerinden bir peygamber çıkmasının kendi kabileleri için tamamen onur kırıcı olacağını, bu yüzden onun dinini tanımayacaklarını belirtmiştir (İbn Hişâm, Sîretü’n-Nebî [M. M. Abdülhamîd], I, 337-338). Hz. Muhammed’in mesajını tarafsız olarak, kişisel haz ve menfaatler yerine insanlığın yararlarını dikkate alarak, iyi niyetle, aklî ve ilmî ölçülere göre değerlendireceklerine, kendi ideolojilerinin, zihniyetlerinin, mensubu bulundukları zümrelerin hegemonyası için tehlikeli bularak reddetme anlayışının bugün de mevcut olduğu görülmektedir.
En'âm Suresi 33. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Zahirde onların seni yalanlamasının seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Bilesin ki, onlar senin güvenilirliğini ve doğruluğunu çok iyi bildikleri için kendi nefislerinde yalanlamazlar. Onlar öyle zalim bir toplumdur ki, senin durumunu açıktan inkâr ederken kendi iç dünyalarında senin kim olduğunu çok iyi bilirler.