Eğer biz onlara melekleri indirsek, ölüler onlarla konuşsa ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemedikçe, yine de inanmazlardı; fakat onların çoğu bunu bilmiyorlar
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Eğer biz onlara melekleri indirsek, ölüler onlarla konuşsa ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemedikçe, yine de inanmazlardı; fakat onların çoğu bunu bilmiyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah'ın diledikleri hariç, yine de inanacak değillerdi, fakat çokları bunu bilmezler.
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı ve herşeyi toplayıp karşılarına dikseydik, Allah'ın dilemesi dışında, yine de inanmazlardı. Ne var ki, çokları cehalet sergiliyorlar.
Süleyman Ateşen ayrışan
Biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendilerine konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikten sonra yine inanmazlardı; fakat çokları cahillik eder(kaprislerine uyar)lar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.9%
İngilizce
And even if We had sent down to them the angels [with the message] and the dead spoke to them [of it] and We gathered together every [created] thing in front of them, they would not believe unless Allah should will. But most of them, [of that], are ignorant
Fransızca
Et si Nous faisions descendre les Anges vers eux, [comme ils l'avaient proposé] si les morts leur parlaient, et si Nous rassemblions toute chose devant eux, ils ne croiraient que si Allah veut. Mais la plupart d'entre eux ignorent
İspanyolca
Aunque les hubiera enviado ángeles o hecho que los muertos les hablaran, o hubiera reunido ante ellos a todas las naciones, no habrían creído a menos que Dios lo hubiera querido. Sin embargo, la mayoría de ellos lo ignora
Rusça
Даже если бы Мы ниспослали им ангелов, и мертвые заговорили бы с ними, и Мы собрали бы перед ними все сущее, они ни за что не уверовали бы, если бы только этого не пожелал Аллах. Однако большинство их не ведает об этом
Endonezce
Dan sekalipun Kami benar-benar menurunkan malaikat kepada mereka, dan orang yang telah mati berbicara dengan mereka dan Kami kumpulkan (pula) di hadapan mereka segala sesuatu (yang mereka inginkan), mereka tidak juga akan beriman, kecuali jika Allah menghendaki. Tapi kebanyakan mereka tidak mengetahui (arti kebenaran)
Bengalce
আমি যদি তাদের কাছে ফেরেশতাদেরকে অবতারণ করতাম এবং তাদের সাথে মৃতরা কথাবার্তা বলত এবং আমি সব বস্তুকে তাদের সামনে জীবিত করে দিতাম, তথাপি তারা কখনও বিশ্বাস স্থাপনকারী নয়; কিন্তু যদি আল্লাহ চান। কিন্তু তাদের অধিকাংশই মুর্খ।
Onların tekliflerini yerine getirip karşılık vererek, üzerlerine melekleri indirsek ve melekleri gözleriyle görseler, ölüler onlarla konuşup, getirmiş olduğun dinde doğru söylediğini onlara haber verseler, onların teklif ettiği her şeyi gözle görülür bir şekilde karşılarına koyarak bir araya getirsek, yine de onların arasından Allah'ın hidayetini dilediği kimseler dışında, senin getirdiğin dine kimse iman etmezdi. Fakat onların çoğu bu konuda bilgi sahibi değillerdir. Kendilerini hidayete muvaffak kılması için Allah’a yönelip, sığınmazlar.
109- Onlar eğer kendilerine bir mucize gelirse mutlaka ona iman edeceklerine dair var güçleri ile Allah adına yemin ettiler. De ki:“Mucizeler ancak Allah katındadır.” O mucize geldiği zaman da yine iman etmeyeceklerinin farkında değil misiniz? 110- Onların kalplerini ve gözlerini çeviririz de ilk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) ve biz de onları azgınlıkları içerisinde şaşkın bir halde bırakırız. 111- Eğer biz (istedikleri gibi) onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık onlar yine de -Allah dilemedikçe- iman etmezlerdi. Fakat onların çoğu bilmezler.
109. “Onlar” yani Allah Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlayan müşrikler: “eğer kendilerine” Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in doğruluğuna delalet eden “bir mucize gelirse mutlaka ona iman edeceklerine dair var güçleri ile” yani alabildiğine büyük yeminler ederek ve yeminlerini pekiştirerek “Allah adına yemin ettiler.” Ancak onların söyledikleri bu sözden kasıtları, doğruyu bulmak değildi. Onların esas maksatları kendilerine yapılan itirazı önlemek ve peygamberlerin getirdikleri kesin gerçekleri reddetmekti. Çünkü Yüce Allah Rasûlü’nü apaçık âyetlerle ve kesin delillerle desteklemiştir. Bunlara dikkat edilecek olursa onun getirdiklerinin doğruluğunda en ufak bir şüphe ve anlaşılamayacak bir husus kalmaz. Artık bundan sonra onların mucize istekleri, kabul edilmeyi ve olumlu karşılanmayı hak etmeyen, inatlaşma kabilinden bir istektir. Hatta bu tür isteklerinin kabul edilmemesi, onların faydasınadır. Çünkü Yüce Allah’ın kulları hakkında cereyan edegelen sünneti/kanunu şudur: Peygamberlerine mucizeler göstermesi teklifinde bulunanlara istedikleri mucizeler gelecek olur da onlara iman etmeyecek olurlarsa onlar, bu dünyada derhal cezalandırılırlar. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“De ki: Mucizeler ancak Allah katındadır” Yani dilediği vakit bunları gönderen, dilemediği vakit göndermeyen O’dur. Bu konuda benim herhangi bir yetkim söz konusu değildir. Öyleyse benden bir takım mucizeler göstermemi istemeniz, hem bir haksızlıktır hem de güç yetiremeyeceğim şeyleri benden istemeniz demektir. Benden istenen size getirdiklerimin açıklanması ve buna karşılık sizin bunları tasdik etmenizdir. Ben de size getirdiklerimi açıklamış bulunuyorum. Bununla birlikte istedikleri mucizeler gelecek olsa bile iman ve tasdik edip etmeyecekleri belli değildir. Aksine bu durumda olanlardan çoğunlukla görülen, iman etmedikleridir. Bundan dolayı Yüce Allah:“O mucize geldiği zaman da yine iman etmeyeceklerinin farkında değil misiniz?” buyurmaktadır.
110. Yani davetçinin kendilerine geldiği ve onlara karşı delilin ortaya konduğu ilk seferinde iman etmedikleri için kalplerini çevirmek, iman etmelerini engellemek ve dosdoğru yolu izlemeye onları muvaffak kılmamak sureti ile onları cezalandırırız. Bu, Yüce Allah’ın adaletindendir. Kulları hakkındaki hikmetinin gereğidir. Çünkü bu yanlışı kendi aleyhlerine olmak üzere işleyenler onlardır. Onlara hidâyet kapısı açılmış ama onlar bu kapıdan girmemişlerdir. Onlara doğru yol açıkça bildirilmiş ama onlar o yolu izlememişlerdir. Artık bundan sonra hidâyete muvaffak olmaktan mahrum edilmeleri bu hallerine uygun düşmüştür.
111. Aynı şekilde onların, imanı yalnızca kendi irade ve meşietlerine bağlı kabul edip bu konuda Yüce Allah’ın iradesini hesaba katmamaları da en büyük yanlışlardan biridir. Çünkü eğer onlara Rasûlullah’ın peygamberliğine tanıklık eden meleklerin indirilmesi, ölülerin diriltilmeleri ve konuşmaları gibi büyük mucizeler gelecek olsa, “ve her şeyi” onlarla konuşsunlar diye “karşılarına” şahit olacakları, doğrudan görecekleri ve peygamberin getirdiklerinin doğruluğunu açıklayacak şekilde “toplasaydık onlar yine de” eğer Allah onların iman etmelerini istemeyecek olursa “iman etmezlerdi. Fakat onların çoğu bilmezler.” cahillik ederler. Bundan dolayıdır ki iman etmelerini sırf teklif ettikleri mucizelerin gelmesine bağlamışlardır. Halbuki akıl ve ilim, kulun hakka tâbi olması gerektiğini ve Allah’ın açıkladığı yollarla bunu bulmaya çalışmasını, bunun için gayret etmesini, hakka tâbi olma hususunda Rabbinden yardım dileyerek kendi nefsine, güç ve imkânlarına güvenmemesini ve faydasız yere mucizelerin gösterilmesini istememesini gerektirir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah müşriklerin istedikleri şekilde mûcize olarak onlara melekleri indirse, onları ölülerle konuştursa, daha başka türlü mûcizeleri önlerine serse yine de Allah dilemedikçe inanmayacaklardır.
Bu ve bundan önceki âyetin üslûbuna bakarak bundan cebirci bir sonuç çıkarmak doğru değildir. Kur’an, kendine özgü üslûbu içinde, evrendeki bütün olup bitenler gibi insanların inanç ve amel hayatındaki gelişme ve değişmeleri de ontolojik bakımdan Allah’ın kuşatıcı iradesine bağlar ve bunu doğru bir tanrı akîdesinin gereği sayar. Buna göre müminin imanı da kâfirin inkârı da O’nun mutlak iradesi ve kanunları çerçevesinde oluşmaktadır; bunları Allah’ın kudret ve iradesinin dışında görmek, bazı şeylerin O’nun hâkimiyet ve tasarruf alanı dışında olup bittiği gibi yanlış bir sonuca ve kusurlu bir tanrı anlayışına götürür. Bununla birlikte Allah, yine kendi iradesi ve yaratmasıyla evrende sadece insanı akıl, irade gibi hakkı bâtıldan ayırma yetenekleriyle donatmıştır. Buna rağmen insan, müşrik Araplar gibi, içinde doğup büyüdüğü psikolojik ve sosyal şartların doğal tesirlerini aşamaz, insanî yeteneklerini kullanarak gerçeğin ve iyinin arayışı içinde olmaz, aksine bâtılda ısrar ederse, böylelerinin gözleri ve gönülleri iyice kararır. Allah’ın böylelerini zorla hakikate sevketmesi mümkünse de (meselâ bk. En‘âm 6/35, 107, 112, 137) bu durum, O’nun koymuş olduğu görev, sorumluluk ve ceza-mükâfat düzeniyle uyuşmaz. Bu yüzden bir âyette “Gerçek, rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin” (Kehf 18/29) buyurulur.
Onların tekliflerini yerine getirip karşılık vererek, üzerlerine melekleri indirsek ve melekleri gözleriyle görseler, ölüler onlarla konuşup, getirmiş olduğun dinde doğru söylediğini onlara haber verseler, onların teklif ettiği her şeyi gözle görülür bir şekilde karşılarına koyarak bir araya getirsek, yine de onların arasından Allah'ın hidayetini dilediği kimseler dışında, senin getirdiğin dine kimse iman etmezdi. Fakat onların çoğu bu konuda bilgi sahibi değillerdir. Kendilerini hidayete muvaffak kılması için Allah’a yönelip, sığınmazlar.